Doç. Dr. Rüştü Salim Savaş Biçer, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarında altyapıların hedef alınmasının askeri açıdan ne anlama geldiğini değerlendirdi. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattıkları saldırılar, henüz kesin sonuçlar doğuracak bir etki göstermemektedir. Saldırılar, yalnızca savaşan tarafları değil, çevre ülkeleri, sivil gemileri ve İran’daki askeri amaçlarla kullanılan sivil altyapıyı da hedef alıyor. Düşmanın savaşma iradesini kırmak, savaşın temel prensiplerinden biridir. Ancak, uluslararası hukukun sivilleri koruma amaçlı kurallarına rağmen, doğrudan sivil kayıplara yol açacak hedeflerin seçildiği gözlemlenmektedir. Bu durum, savaş hukuku ihlallerinin artmasını ve anarşik bir uluslararası düzenin oluşmasını işaret ediyor.

ABD’nin saldırılarının gerekçeleri, İran’ın nükleer silah geliştirme kapasitesini çökertmek ve insan hakları ihlallerini engellemek iken, bu hedefler sivil altyapının sistematik olarak vurulması için geçerli mazeretler değildir. Çatışmalarda sivil altyapıyı hedef almanın amacı genellikle düşmanın moralini bozmak ve ekonomik kapasitesini felç etmektir. Bu tür eylemler bazen askeri operasyonları destekleyen çift amaçlı tesislerin yok edilmesi olarak gerekçelendirilir.

Saldırıların sonuçları arasında, su, elektrik ve gıda sistemlerinin tahrip edilmesi, yerinden edilme ve moral bozukluğu gibi durumlar bulunmaktadır. Uzun vadede, yapılan saldırılar sağlık ve sanitasyon gibi temel hizmetleri aksatmakta ve insani krizlere yol açmaktadır. İran’daki altyapının hedef alınması, rejim aleyhtarı gösterilerle birlikte değerlendirildiğinde, halkın rejimi içeriden çökertme stratejisine işaret ediyor.

Mustafa Kemal Atatürk’ün iç cephe ile ilgili sözleri, bu stratejinin önemini vurgulamaktadır. Liddell Hart ise stratejinin sadece askeri taktiklerden ibaret olmadığını, tüm kaynakların savaşı kazanmak için kullanılması gerektiğini belirtmiştir. İran’da hedef alınan iç cephe, altyapı tesislerinin yok edilmesiyle çökertilebilecektir. Ancak, ABD-İsrail cephesinin Arap Baharı ve Portakal Devrimleri ile İran’ın iç dinamiklerinin farklı olduğunu hesaba katmadığı bir gerçektir. İran halkı, bağımsızlığından vazgeçmeden kendi iradesiyle değişim istiyor mu? Bu sorular, İran halkının önündeki en önemli sınavdır.