Öğrenciyi ismiyle karşılamak ve yaka kartı kullanmak; çocuğun kendini görülmüş ve tanınmış hissetmesini sağlar. Öğretmen–öğrenci arasında kişisel bağın erken kurulmasına yardımcı olur. Sınıfta anonim bir kalabalık yerine tek tek bireyler oluşmasını sağlar. Eğitimci sosyolog Hıdır Eren ile öğretmenlik deneyimleri üzerine konuştuk.

Eğitimci sosyolog Hıdır Eren

Programımızın adı üzerinde: “Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin”. Eğitim-öğretim deyince akla, “öğrenci, öğretmen, veli ve sınıf ortamı” gelmektedir. Birinci sorum şu: BİR EĞİTİMCİ OLARAK “SINIF ORTAMI” DEDİĞİMDE SİZİN AKLINIZA GELEN NEDİR?

Öğrencilerin sınıfa alındıkları ilk günden başlayayım. Okulun açılacağı son hafta okul müdüründen sınıfımın listesini alır, öğrencilerim için yaka kartları hazırlardım. Yaka kartı dediğim; üzerinde öğrencinin adının yazılı olduğu ve omuz hizasında önlüğüne iliklenen küçük bir karttır. Çocukların okula geldiği ilk gün bu kartları dışarıda yakalarına takardım. Öğrenciye ilk günden ismiyle hitap etmek önemlidir.

Herkes öğrencilerini doğrudan sınıfa alırdı; ancak ben ilk dersin son on dakikasına kadar öğrencilerimle okul bahçesinde dolaşır, onlara çevreyi tanıtırdım. Sınıfa girdiğimizde öğrencilerden kendilerine bir yer bulup oturmalarını isterdim. Onlar yerlerine oturduktan sonra ben de yerime geçer, kimin kiminle ve hangi sırada oturduğunu inceler ve defterime not alırdım. Bu defter önceden hazırlanmış olurdu. İlk on sayfasını genel notlar için ayırır; geri kalan sayfalarda ise her öğrenci için yaklaşık yirmi sayfa bırakırdım.

İkinci ders başladığında kapıyı açar ve kapının eşiğinde beklerdim. Hemen yerime geçip “Oturun!” komutu vermezdim. Çocuklar o sırada alt alta, üst üste koşuşturanlar, yerine geçip oturanlar, oyuna dalanlar… Benim onları görmelerini beklerdim. Sınıfı şöyle bir gözden geçirirdim. Eğer yerde kâğıt, çer çöp vb. varsa, yerime geçmeden sıraların arasında dolaşarak bunları toplar ve çöp kutusuna atardım.

Daha sonra önceden hazırladığım kurşun kalemlerle birlikte, üzerinde isim ve numaraları yazılı çizgisiz kâğıtları öğrencilere dağıtırdım. Onlardan ailelerini anlatan bir resim çizmelerini isterdim. Paydos olduğunda — özellikle ilk gün olması nedeniyle — velilerin çoğu çocuklarını almak için bahçede beklerdi. Tüm velileri bir araya toplar ve ertesi gün bir veli toplantısı yapacağımı söylerdim.

Pedagojik Değerlendirme

  1. İlk gün güven ilişkisi kurma: Öğrenciyi ismiyle karşılamak ve yaka kartı kullanmak; çocuğun kendini görülmüş ve tanınmış hissetmesini sağlar.
  2. İlk gün sınıfa kapatmak yerine çevreyi tanıtma: Öğrencileri doğrudan sıraya oturtmak yerine okul bahçesinde gezdirmek; okul kaygısını azaltır.
  3. Öğrenciyi tanıma defteri: Her öğrenci için sayfa ayırmak; sistemli gözlem, davranışın nedenini arama.
  4. Komut yerine farkındalık oluşturma: Kapıda beklemek; sosyal farkındalık yaratır.
  5. Çöpleri öğretmenin toplaması: Temizlik ortak bir sorumluluktur.
  6. İlk gün aile resmi çizdirmek: Çocukların çizimleri hakkında ipuçları verir.
  7. Veliyi sürece dahil etme: Öğretmenin ulaşılabilir olduğunu gösterir.

İlk gün öğrencileri gözlemledikten sonra, onlarla kurduğum ilişkiyi aileye de taşıyorum. İkinci günü mutlaka bir veli toplantısı yapardım. Toplantının başında velilere bir yoklama listesi dağıtırım. Öğrencilerle birlikte aynı kitabı okuma, eleştirel düşünme, okuma alışkanlığı ve disiplin konularına da önem verirdim. Bu süreçte, çocukların sadece bilgiyle doldurulması değil, okuma, sorgulama ve düşünme konusunda özgürleşmeleri hedeflenirdi.