Borç meselesi artık sadece vatandaşın meselesi değil.
İşveren de batmış durumda.
KOBİ kredilerinde takibe dönüşüm oranı yüzde 4,2’ye çıktı.
4,2 deyip geçmeyin.
Bu oran son 10 yılın en yüksek seviyesi.
2024’te yüzde 1,5–2 bandında olan takip oranı, iki yılda yüzde 4,2’ye fırlamış.
Kısacası karşımızda kısa vadeli bir bozulma yok.
Sistem tamamen tıkanmış durumda.
Ve bu durumun en önemli nedeni finansman maliyeti.
Ticari kredi faizinin düşmüş hâlinin bile yüzde 49 olduğu bir ortamda başka ne beklenir?
Şöyle söyleyeyim;
Düşünün ki bir işletme 10 milyon liralık işletme sermayesini bu maliyetle çeviriyor.
Sırf faiz yükü 5 milyon lirayı buluyor.
Daha maaş maliyeti,
enerji gideri,
hammadde harcaması,
vergi ödemesi,
kira ve kur farkı yok.
Sadece faiz giderinden bahsediyoruz.
Bir KOBİ yüzde 5–10 kâr marjıyla çalışırken bu faizi hangi kazançla ödeyecek?
Zaten mesele tam olarak burada tıkanıyor.
Çünkü KOBİ’lerin büyük holdingler gibi alternatif finansman kanalları yok.
Tahvil çıkaramıyor.
Yurtdışından kredi bulamıyor.
Kasasında devasa nakit tutamıyor.
Banka kredisiyle,
ticari borçla,
günlük tahsilatla dönmeye çalışıyor.
Dev şirketlerin bile battığı bu ortamda KOBİ’lerin ayakta kalmaması gayet normal.
Faiz yükseldiğinde darbe doğrudan kasayı vuruyor.
Üstelik küçük bir kredi grubundan da söz etmiyoruz.
Toplam KOBİ kredi stoku 7 trilyon 695 milyar liraya yaklaşmış durumda.
Bu, bankacılık sistemindeki toplam kredilerin yaklaşık yüzde 27’sine denk geliyor.
Mayıs ayında takipteki KOBİ kredileri 260 milyar lirayı aşmıştı.
Şimdi ne oldu bilmem ama geçen sene mayıs ayında 117 milyar liraydı.
Bir yıldaki artış tam yüzde 122…
İki kattan fazla yani.
Velhasıl kredi stoku büyüyor ama sorunlu kredi çok daha hızlı büyüyor.
Daha kötüsü;
takipteki KOBİ kredilerinin büyük bölümü mikro işletmelerde değil.
Mayıs verisine göre takipteki kredilerin yüzde 45,4’ü orta büyüklükteki işletmelerde.
Mikro işletmelerin payı yüzde 26,9,
küçük işletmelerin payı yüzde 27,5.
Yani mesele sadece mahalle esnafının kredi kartını çevirememesi değil.
Fabrikalar zorlanıyor.
Ve onlar zorlanınca;
imalatçı da,
tedarikçi de,
nakliyeci de,
ihracatçı da zorlanıyor…
İşte tam da bu yüzden KOBİ tarafındaki bozulma çok önemli.
Türkiye’de yaklaşık 3 milyon 928 bin KOBİ var.
Toplam girişimlerin yüzde 99,6’sını,
istihdamın yüzde 68,5’ini bunlar oluşturuyor.
Toplam cironun yüzde 44,1’i,
üretim değerinin yüzde 39,8’i,
katma değerin yüzde 41,2’si,
ihracatın da yüzde 29,6’sı KOBİ’lerden geliyor.
Yani KOBİ’de yaşanan finansman sorunu;
sadece bir banka bilançosu sorunu değil.
Üretim sorunu.
İhracat sorunu.
İstihdam sorunu.
Nitekim konkordato tarafına bakınca zaten durum tamamen ortaya çıkıyor.
Son 12 ayda inşaat,
tekstil,
metal ürünleri,
tarım,
gıda,
nakliye,
mobilya,
otomotiv yan sanayi gibi KOBİ yoğun sektörler patır patır dökülüyor.
Konkordato ile takipteki kredi aynı şey değil ama.
Arada çok net bir sebep-sonuç ilişkisi var.
Üstelik mesele sadece KOBİ tarafında değil.
İhtiyaç kredilerinde takibe dönüşüm oranı yüzde 6,83.
Kredi kartlarında yüzde 5,9.
KOBİ kredilerinde yüzde 4,2.
Genel ticari kredilerde yüzde 2,5.
Yani vatandaşın cebindeki sorunla işletmenin kasasındaki sorun aynı anda büyüyor.
Vatandaşta denklem belli:
maaş geliyor,
zorunlu harcamaya,
kredi taksitine,
kiraya gidiyor.
KOBİ’lerde de;
tahsilat geliyor,
maaşa,
hammaddeye,
vergiye,
faize gidiyor.
Yani;
vatandaşın ödeme gücü,
KOBİ’nin nakit akışı bitiyor.
Asıl tehlikeli olan ise;
bu süreç bankacılık sistemini de tehlikeye sokuyor.
Toplam takip oranı şimdilik yüzde 3,2 ama böyle giderse oran hızla artacak.
Bu yüzden KOBİ kredilerindeki yüzde 4,2’lik oranı küçümsemek büyük saflık olur.
Çünkü KOBİ dediğiniz şey ekonominin kenarında duran küçük bir grup değil.
İstihdamın üçte ikisini taşıyan omurga.
Ve o omurga kırılırsa;
mesele artık sadece borcun ödenip ödenmemesi değil,
bütün sistemin çökmesi olur…



