Küresel un pazarının büyüklüğü 2025 yılında 109,84 milyar dolara ulaştı. 2030 yılına kadar yüzde 4,7 yıllık bileşik büyüme oranı (CAGR) ile 137,17 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Un pazarındaki büyümenin itici gücünü, fırıncılık ürünlerine yönelik artan küresel talep oluşturuyor. Bununla birlikte pazar eğilimi, tüketicilerin sağlıklı ürünlere olan yönelimine işaret ediyor. Önde gelen şirketlerin sağlık bilincine sahip tüketicilere yönelik çözümleri, un pazarını yeniden şekillendiriyor.

Yakın geleceğe dair tahminlerde öne çıkan eğilimler arasında özel ve zenginleştirilmiş unlara olan talebin artması, temiz ve etiketli öğütme uygulamalarının yaygınlaşması, glütensiz ve alternatif tahıl unlarına olan tercihin artması, endüstriyel un karıştırma kapasitelerinin genişlemesi, raf ömrü ve tutarlılığa verilen önemin artması yer alıyor.

Güçlü üretim altyapısı ve yaygın ihracat ağıyla Türk un sanayisi, gıda arz güvenliğinde stratejik bir rol üstleniyor. Türkiye, 2014 yılından bu yana en büyük un ihracatçısı konumunda yer alırken, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 30’unu karşılıyor. Türkiye Un Sanayicileri Federasyonu (TUSAF) verilerine göre Türkiye’nin 2025 yılı üretimi 18 milyon tona yakın bir seviyede gerçekleşti. 2026 yılı için ise rekoltenin 20 milyon tonun üzerine çıkması bekleniyor. En son 2023-2024 sezonlarında görülen bu rekolteye ulaşabilmek ise nisan ve mayıs yağmurlarına bağlı.

Küresel talebin daralmasıyla 2026 yılı gerilemeyle başladı. Türkiye genelinde 472 adet kurulu fabrika bulunuyor. Bunların 374’ü aktif durumda, 98 fabrika pasif durumda. Un sanayiinin kurulu kapasitesi 28 milyon ton olmasına karşın, aktif kapasite 12 milyon tona yakın. Bu nedenle sektörde atıl kapasite sorunu gündeme geliyor. Kapasite kullanım oranı sezona göre yüzde 45–55 bandı arasında değişim gösteriyor. Dünyadaki un fabrikalarının ortalama kapasite kullanım oranı yüzde 65 iken, bu oran Türkiye için yüzde 47 civarında bulunuyor.

Türkiye’nin un endüstrisi, 2025 yılında yaklaşık 2,4 milyon ton un ihraç etti. Bu miktar değer olarak 900 milyon dolar tutarıyla kayıtlara geçmesine karşın, önceki zirve yıllara kıyasla düşük bir seviye şeklinde yorumlanıyor. 2026 yılı ocak-şubat ayları değerlendirilirken, 2025 yılının aynı dönemiyle kıyaslandığında kilogram bazında yüzde 16, değer bazında ise yüzde 21 kayıp yaşandığı görülüyor. Söz konusu gerilemenin temel nedenleri arasında Irak pazarında yaşanan kayıp, ekonomik dış ticaret tedbirleri ile ithalat-ihracat rejimi ve küresel talep daralması yer alıyor. Sektörün 2026 yılsonu ihracat beklentisi mevcut eğilimler doğrultusunda 2,5 milyon ton civarında beklenirken en iyimser senaryoda ise 2.8 milyon ton seviyelerinde şekilleniyor.

Türk un endüstrisinin ana pazarları arasında Irak, Suriye, Afrika, Ortadoğu yer alıyor. Irak ve bazı Ortadoğu ülkelerini kapsayan pazarlarda daralma yaşanırken; Afrika, Güneydoğu Asya, Latin Amerika ve Suriye gelişen pazarlar arasında öne çıkıyor. Aralık 2025 itibarıyla Suriye’ye yapılan buğday unu ihracatı 56,9 bin ton ve 19,7 milyon dolar seviyesine ulaştı. Böylece Suriye pazarında Ocak 2025’e oranla miktarda yüzde 41,3, değerde yüzde 48,8 artış kaydedildi. Yıl genelinde Suriye ihracatı 629,7 bin ton ve 214,3 milyon dolar seviyesindeki performans ile Türk un sanayiinin en hızlı büyüdüğü pazarlar arasında ön sıralara yerleşti.

Uluslararası pazarlarda yoğun rekabet, ürünlerin nitelikleri sayesinde ön plana çıkabiliyor. Bu nedenle uluslararası pazarlarda nitelikli ürün sunabilmek, katma değer oluşmaktan geçiyor. Bunu gerçekleştirmekte Ar-Ge çalışmaları ve yeni ürün geliştirmelerinin yanı sıra farklı pazarların taleplerine göre ürün çeşitlendirmesi yapmak da gerekiyor. Ayrıca İran’da yaşanan gelişmelerin gübre başta olmak üzere girdi maliyetleri üzerinde etkileri, büyük olasılıkla 2026 fiyatlarına kritik şekilde yansıyacak. Bu durumda kriz Ortadoğu’daki ülkeleri etkilerken, un endüstrisinin bölge ile gerçekleştirdiği ticaret üzerindeki etkiyi azaltacak adımlar stratejik önem kazanıyor.