SETA Dış Politika Direktörlüğü Araştırmacısı Kutluhan Görücü, Suriye’de İsrail’in pozisyonunu ve Süveyda’da yaşanması muhtemel gelişmeleri AA Analiz için kaleme aldı.

Suriye’de terör örgütü YPG’ye yönelik başlatılan askeri operasyonların neticesinde Rakka, Tabka, Şedadi, Ayn İsa ve Deyrizor’un doğu yakasının tamamen özgürleştirilmesiyle birlikte Şam yönetimi YPG'nin elebaşılarından Mazlum Abdi ile örgütün entegrasyonuna ilişkin çerçeve bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma uyarınca da Şam hükümetine bağlı güvenlik güçleri Haseke, Ayn el-Arab ve Kamışlı şehir merkezlerine girerek entegrasyon sürecini fiilen başlatmış oldu. Yine anlaşma doğrultusunda YPG'nin tamamen ortadan kaldırılması ve YPG'ye bağlı unsurların bireysel bir şekilde Suriye ordusuna bağlı bir şekilde tugaylar oluşturulması öngörüldü. Bu gelişmelere bakıldığında YPG’nin Suriye’de özerklik arayışlarının sona ermesi çok yönlü sonuçlar doğurdu: Suriye toprak bütünlüğünü sağlama hususunda büyük mesafe kat ederken, Türkiye, Suriye’den kaynaklı olarak büyük bir milli güvenlik tehdidini geride bırakmıştır. Ankara’nın Terörsüz Türkiye ve bölge stratejisinin önündeki en büyük engellerden biri olan YPG'nin özerklik projesi ortadan kalkmıştır. Şam hükümeti, YPG’nin kontrolündeki en önemli petrol, doğalgaz ve kaynakları üzerinde hakimiyet sağlayarak asgari ekonomik bağımsızlık yolunda büyük kazanımlar elde etmiştir.

İsrail’in desteklediği ayrılıkçı projeler (özellikle Süveyda’daki Dürziler) büyük zemin kaybına uğramıştır.

Nitekim YPG’nin özerklik projesinin akamete uğratılmasıyla gözler yeniden Süveyda sahasına döndü. Özellikle son dönemde Rical el Kerame’nin eski liderinin kaçırılması ve ardından grup üyeleri tarafından kurtarılması ile 1925’te Fransız manda yönetimine karşı isyanıyla tanınan Sultan Paşa el-Atraş’ın torunu Ebu Yahya Hasan el-Atraş’ın Süveyda’dan ayrılarak Şam’da yaşamaya başlaması gibi yerel gelişmeler, Süveyda’ya yönelik olası bir askeri operasyona ilişkin spekülasyonları artıran unsurlar arasında yer aldı.

Ancak temel dinamiklere bakıldığında Süveyda ile YPG dosyasını ayıran en belirleyici ayrımın İsrail’in Dürziler lehine tüm askeri ve istihbari unsurlarıyla müdahil olması ifade edilebilir. Temmuz ayında Şam hükümetinin Süveyda kentinde kısa sürede kontrolü sağlamasının ardından oyun değiştirici gelişmenin İsrail’in Şam hükümeti güçlerini Süveyda çevresinde hedef alması ve yine Savunma Bakanlığı, Halk Sarayı gibi direkt olarak hükümeti hedef alan saldırılarda bulunması olmuştu.

Son gelişmelere bakıldığında İsrail’in bu pozisyonunu koruduğu görülmektedir. Bu nedenle İsrail’in pozisyonunu değiştirmediği bir denklemde Şam hükümetinin Süveyda’da kontrolü sağlamak adına aceleci olmayacağı iddia edilebilir.

İsrail’in pozisyonu, Ahmed Şara hükümetinin bugüne kadar uluslararası yaptırımların kaldırılmasından, ülkedeki ayrılıkçı hareketlerin başarılı olamamasına ve Şara hükümetinin özellikle Batı dünyası tarafından tanınmasının engellenmesine değin birçok alanda diplomatik mağlubiyetler yaşamasıdır.

Sonuç olarak, Süveyda’daki Dürzi ayrılıkçı unsurların varlığı; Suriye-İsrail hattındaki gelişmeler ve ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’den mart ayına kadar Suriye ile bir anlaşmaya varmasını istediği yönündeki iddialar, ABD’nin bu sürecin hızlandırıcı bir aktör olarak öne çıktığını göstermektedir.

Bu noktadan hareketle Suriye ile İsrail arasında karşılıklı bir mutabakata varılmadan Süveyda’daki Dürzi ayrılıkçılara karşı askeri operasyonun kısa vadede beklenmediği söylenebilir. Ancak YPG'nin muhtemel entegrasyonuyla birlikte Suriye’nin Kuneytra’dan sonra en az nüfusa sahip vilayeti konumundaki Süveyda’dan bir otonomi çıkması da gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Süveyda’da Fırat’ın doğusunda olduğu gibi herhangi bir doğal kaynak bulunmamaktadır.

Maalesef Süveyda’da İsrail destekli Hikmet el-Heceri marifetiyle İsrail lehine gerçekleştirilen gösterilerle birlikte Suriye toplumuyla derin bir güven problemi tetiklenmektedir. İsrail’in de bu çabalara destek olduğu, Dürzilerle Suriye toplumunun ortak yaşam iradesine kast ettiğinin ve Kerame meydanındaki göstericilerin, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya "terörist" ifadesini kullanarak gösteri düzenlediği de unutulmamalıdır.