Kuraklık, Marmara Bölgesi’nin en önemli su kaynaklarından biri kabul edilen Sapanca Gölü’nde büyük çekilme endişelere neden oluyor. Buharlaşma yanı sıra, tarım, sanayi ve yerleşimde artan kullanım baskısıyla birlikte gölün su kotu kritik eşiğin altına inerek 26 metre ile ölçüm tarihinin en düşük seviyesine geriledi. Bölge için “tehlikeli” kabul edilen sınırın 31 metrenin altı olduğuna işaret edilen değerlendirmelerde, kıyı çizgisinin yer yer yüzlerce metre geri çekildiği, göl derinliğinde 5 metreye varan azalma saptandığı, çekilmenin bazı noktalarda kıyıdan 50 metreyi aştığı bilgileri de paylaşıldı. Göldeki su seviyesi 65 yılın en düşük seviyesine gerilerken, tabloyu ağırlaştıran en önemli neden ise Kocaeli, Sakarya hattındaki yağış rejimindeki sert kırılma olarak değerlendiriliyor. Sapanca ve çevresinde 2014’te 948,8 kilogram/metrekare yağış ölçülürken bu değer günümüzde 474,7 kilogram/metrekare ile son 11 yılın en düşük seviyesine indi.

Sapanca Gölü'nden yılda 4 milyon metreküp su sanayi tesislerine, 4 milyon metreküp su da şişeleme fabrikalarına tahsis ediliyor.

Özellikle haziran, temmuz ve ağustosta “sıfır” yağış kaydedilmesi, göl havzasının yaz aylarında neredeyse tamamen “buharlaşma ve çekim” denklemine sıkıştığını gösterdi. Eski Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Müsteşarlarından Prof. Dr. Mustafa Öztürk, Sapanca Gölü'nün yaklaşık 185 milyon metreküplük bir su hacmine sahip olduğunu belirtirken, "Bu kaynağın yaklaşık 67.5 milyon metreküpü Sakarya, 30 milyon metreküpü Kocaeli tarafından kullanılıyor ve böylece bütçenin yaklaşık 100 milyon metreküplük kısmı içme suyu kaynağı olarak çekiliyor. Sorun sadece kuraklık kaynaklı değil, çekim ve kayıp-kaçak gibi insan faaliyetleriyle büyüyen bir mesele" dedi.

Prof. Dr. Öztürk, gölün uzunluğunun 16 kilometre, genişliğinin 6 kilometre olduğunu; ortalama derinliğin 25, 26 metre civarında seyrettiğini ve en derin noktanın 54 metreye ulaştığını aktarırken, buharlaşma, kuraklık ve aşırı çekimin suyun sadece miktarını azaltmakla kalmadığını, su kalitesini de hızla aşağı çektiğini vurguladı. Öztürk’ün paylaştığı verilere göre gölün derin kesimlerinde oksijen seviyesi litre başına 4 miligrama kadar düşmüş durumda. Özellikle 10 metreden sonra görülen bu değer, canlı yaşamı için kritik eşik olarak kabul ediliyor.

Sapanca Gölü için uyarılar bununla da sınırlı değil. DSİ eski yöneticilerinden Dursun Yıldız ise kaçak kuyular ile kıyı hattındaki yapılaşma baskısına dikkat çekerken şunları söyledi: "Azalan dere akışları ile tarım ve sanayideki yoğun su çekimi birleşince, göl ekosistemi çökme noktasına sürüklendi. Bu noktada gölü besleyen kaynakların zayıflaması da tablonun merkezinde yer alıyor. Sapanca Gölü’nü besleyen dereler arasında Keçi, Mahmudiye, Yanık, Karaçay, Balıkhane, Çiftçınar, Tuzla, Kanlıtarla, Çatalölü, Altıkuruş, Harmanlar, Arifiye ve Sarp gibi çok sayıda akış bulunuyor; ancak yağışların azalması ve dere rejiminin zayıflamasıyla birlikte gölün doğal 'beslenme hattı' giderek daralıyor."

Türkiye’de 2025 su yılı yağışları normalin yüzde 26 altında gerçekleşirken, son 9 aylık dönem ise 52 yılın en düşük seviyesi olarak saptandı.

Yıldız; Sapanca Gölü'ndeki azalmanın endişe verici olduğuna da dikkat çekerken, "Sapanca Gölü’nde su kotunun 26 metre bandına inmesiyle birlikte, bir yandan iki kentin içme suyu güvenliği tartışmaları büyüyor. Diğer yandan göl ekosistemi oksijen eşiği üzerinden 'kırmızı alarm' veriyor. Tabloyu ağırlaştıran her başlık, aynı noktada birleşiyor: Havzada yağış zayıflarken buharlaşma artıyor, çekim baskısı büyüyor ve suyun hem miktarı hem de kalitesi aynı anda geriliyor. Bu nedenle gölün su bütçesini gerçek zamanlı izleyen, kaçak çekimi ve kayıp-kaçağı azaltan, alternatif kaynakları devreye alan ve atıksu geri kazanımını hızlandıran entegre bir yönetim planı, hayata geçirilmeli."