YENER KARADENİZ / İSTANBUL
Küresel pamuk ticaretinin temsilcilerini bir araya getiren Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) 2026, “Cotton’s Next Chapter” (Pamuğun Yeni Dönemi) temasıyla İstanbul’da düzenlendi. ICA tarafından 14-15 Ekim tarihlerinde Hilton İstanbul Bomonti Hotel’de gerçekleştirilen etkinlikte, pamuk sektörünün gündemi ile Türkiye ve dünya ekonomisindeki gelişmeler ele alındı. Her yıl farklı bir ülkenin ev sahipliği yaptığı organizasyona 725’i aşkın delege katıldı ve bu rakam delege sayısı açısından rekora yaklaştı.
İstanbul’daki etkinliğin açılışında konuşan ICA Direktörü Bill Kingdon, üyelerin pamuğun tekstilde tercih edilen bir ham madde olarak teşvik edilmesini de birliğin görevleri arasında gördüğünü ifade etti. Kingdon, bu doğrultuda uluslararası kuruluşlarla iş birliği yaptıklarını ve pamuğun kullanımını destekleyen çalışmalar yürüttüklerini kaydetti.
ICA Başkanı Pierre Chehab da Türkiye’nin pamuk alanında köklü bir geçmişe sahip olduğunu vurgulayarak etkinliğin Türkiye’de düzenlenmesinin bu birikime verilen önemin bir göstergesi olduğunu ifade etti. Türkiye’den 120’yi aşkın delegenin etkinlikte yer aldığını açıklayan Chehab, İstanbul’daki katılımın sonraki organizasyonlar için de çıtayı yükselttiğini söyledi.
Etkinliğin ilk gününde Amerikan Pamuk Tüccarları Birliği (ACSA) Başkanı ve CEO’su William H. Allen ile Louis Dreyfus Company Küresel Ticaret Operasyonları Sorumlusu ve Pamuk Platformu Başkanı Joe Nicosia da sunum yaptı. Joe Nicosia; jeopolitik gerilimlerin, ticaret savaşlarının, yüksek faizlerin ve değişen tüketici tercihlerinin pamuk sektöründe yeni bir dönemin kapısını araladığını söyledi. Dünyanın siyasi ve ekonomik açıdan uzun süredir görülmeyen bir belirsizlik içerisinde bulunduğunu belirten Nicosia, bazı ülkeler büyümesini sürdürürken diğerlerinin ekonomik güçlüklerle karşı karşıya kaldığını dile getirdi.
“ABD üretim yarışını kazanamaz”
Konuşmasının önemli bölümünü ABD ile Çin arasındaki ticari ilişkilere ayıran Nicosia, iki ülke arasındaki gelişmeleri inişli çıkışlı bir aşk hikâyesine benzetti. İki ülke arasındaki görüşmelerin sonucunun yalnızca Amerikan üreticilerini değil küresel pamuk fiyatlarını da etkileyeceğini belirten Nicosia, piyasanın somut anlaşmaları beklediğini söyledi.
Küresel pamuk ticaretindeki güç dengelerinin değiştiğine işaret eden Nicosia, Brezilya'nın son yıllarda üretim ve ihracatta kaydettiği büyümenin ABD açısından önemli bir rekabet baskısı yarattığını aktardı. Brezilya'nın pamuk üretiminin yaklaşık 7 milyon balyadan 19 milyon balyanın üzerine çıktığını, ihracatının ise 2 milyon balyadan 16 milyon balyaya ulaştığını bildiren Nicosia, aynı dönemde ABD'nin ihracatının yaklaşık 12 milyon balya seviyesine gerilediğini ifade etti.
Brezilya'nın üretim kapasitesini artırmaya devam edeceğini belirten Nicosia, ABD'nin özellikle Batı Teksas'ta yaşanan kuraklık nedeniyle üretimde zorlandığını anlattı. Brezilya'nın bu boşluğu doldurduğunu ve küresel pazarda giderek daha güçlü hâle geldiğini söyleyen Nicosia, Amerikan pamuk sektörünün yalnızca üretimi artırmaya dayalı bir stratejiyle rekabet edemeyeceğini vurguladı.
Üretimin yüzde 22’si ABD’den
ABD'nin dünyanın en büyük hazır giyim ve tekstil tüketim pazarlarından biri olduğunu belirten Nicosia, ülkede yıllık hazır giyim ve aksesuar perakende satışlarının yaklaşık 340 milyar dolara ulaştığını söyledi. ABD'nin ham pamuk ihracatçısı olarak tanınmasına rağmen bitmiş tekstil ve hazır giyim ürünleri üzerinden büyük miktarda pamuk ithal ettiğini vurgulayan Nicosia, bu durumun Amerikan üreticileri açısından önemli bir fırsat oluşturduğunu kaydetti.
ABD'ye bitmiş ürünler içerisinde giren pamuk miktarının yıllık yaklaşık 18 milyon balya olduğunu belirten Nicosia, bunun yalnızca 4 milyon balyasının Amerikan menşeli pamuktan oluştuğunu söyledi. Geri kalan tüketimin başka ülkelerde yetiştirilen pamukla karşılandığına dikkat çeken Nicosia, ABD'nin kendi tüketim pazarını yerli pamuk için daha güçlü bir talep kaynağına dönüştürmeyi hedeflediğini anlattı.
ABD pamuğu kullanımı artabilir
ABD'nin Section 301 kapsamında geliştirdiği karşılıklı tekstil programının küresel tedarik zincirinde önemli değişiklikler yaratabileceğini belirten Nicosia, sistemin Amerikan pamuğu satın alan üreticilere ABD'ye gerçekleştirdikleri bitmiş ürün ihracatında daha düşük gümrük vergisi uygulanmasını öngördüğünü söyledi. Nicosia, yüzde 5'lik bir gümrük indiriminin bile hazır giyim üreticileri açısından güçlü bir teşvik yaratabileceğini belirterek 5 dolarlık bir gömlekte sağlanacak 25 sentlik avantajın kullanılan pamuk miktarı dikkate alındığında oldukça yüksek bir ekonomik karşılık oluşturduğunu ifade etti.
Programın başlangıçta Malezya, Kamboçya, Endonezya ve Bangladeş gibi ABD ile ticaret anlaşması bulunan ülkeler üzerinden şekillendiğini aktaran Nicosia; Vietnam, Hindistan, Pakistan ve Türkiye gibi ülkelerin de benzer avantajlardan yararlanmak istemeleri hâlinde ABD ile ticari anlaşmalar geliştirmelerinin gündeme gelebileceğini söyledi. Bununla birlikte düzenlemenin uygulama esaslarının henüz netleşmediğine dikkat çeken Nicosia, gümrük avantajının metrekare, ürün değeri veya farklı bir hesaplama yöntemi üzerinden kurgulanabileceğini belirtti. Nicosia, düzenlemenin kapsamının genişletilmesi durumunda uluslararası tekstil ticaretinde Amerikan pamuğunun kullanımının artabileceğini dile getirdi.
Sentetiğe karşı mücadele çağrısı
Pamuk sektörünün yalnızca ülkeler arasındaki rekabetle ilgilenmesinin yanlış olduğunu belirten Nicosia, sektörün asıl mücadelesinin polyester başta olmak üzere sentetik elyaflarla yaşandığını söyledi. Pamuk üreticilerinin kendi ürünlerini birbirlerine karşı öne çıkarmaya çalıştığını ancak küresel ölçekte doğal elyafın pazar payını korumak için ortak hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.
Sektörde üç farklı mücadele yaşandığını anlatan Nicosia; yeni şirketlerin ve üretici gruplarının ticarete girmesini gerilla savaşına, pamuk üreten ülkelerin kendi aralarındaki rekabetini iç savaşa, sentetik elyaflarla mücadeleyi ise dünya savaşına benzetti. ABD'de mikroplastiklerin çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkilerine yönelik farkındalığın arttığını belirten Nicosia, pamuk sektörünün bu alanda yürüttüğü çalışmaların doğal elyaf lehine bir fırsat oluşturduğunu söyledi.
ABD Çevre Koruma Ajansı'nın mikroplastiklere yönelik çalışmalarına ve araştırma programlarına dikkat çeken Nicosia, tüketicilerin sentetik kumaşlardan kaynaklanan mikroplastik kirliliği konusunda daha fazla bilgilendirilmesi gerektiğini ifade etti. Nicosia, yüzde 100 pamuklu ürünlere yönelik internet aramalarının yıllık bazda yüzde 400 arttığına ilişkin bir araştırmaya da değinerek özellikle genç tüketiciler arasında doğal elyafa yönelik ilginin güçlendiğini savundu.
Hindistan ithalatçıya dönüşüyor
Küresel pamuk piyasasının görünümünü değerlendiren Nicosia, Hindistan'ın son yıllarda önemli bir değişim geçirdiğini söyledi. Geçmişte dünyanın en büyük pamuk ihracatçıları arasında yer alan Hindistan'ın üretim ve verim sorunları nedeniyle giderek ithalata bağımlı hâle geldiğini belirten Nicosia, ülkenin kısa vadede önemli bir ithalatçı olmaya devam edeceğini ifade etti.
Brezilya'nın üretimini artırmayı sürdüreceğini, Avustralya'da ise su kaynaklarına bağlı belirsizliklerin devam ettiğini aktaran Nicosia, Çin'de Sincan bölgesine yönelik yatırımların pamuk tüketimini desteklediğini bildirdi. Çin'de iplik üretim kapasitesinin bölgesel olarak yeniden şekillenmesinin pamuk kullanım oranını sınırlı da olsa artırdığını belirtti. Petrol fiyatları ve polyester üretimindeki gelişmelerin de pamuk açısından önem taşıdığını ifade eden Nicosia, Çin'de polyester ile pamuk arasındaki fiyat farkının son yılların pamuk lehine en elverişli seviyelerinden birine yaklaştığını söyledi. Sentetik elyaf kullanımından pamuğa doğru küçük bir geçişin bile küresel piyasada büyük sonuçlar doğurabileceğini vurgulayan Nicosia, “Yüzde 1'lik bir değişim, 5 milyon balyalık pamuk talebi anlamına geliyor” dedi.
Piyasa somut sonuç görmek istiyor
Küresel pamuk tüketiminin uzun süredir beklenen büyüme eğiliminin altında kaldığını belirten Nicosia, sektörün yeniden sürdürülebilir bir talep artışı yakalaması gerektiğini söyledi. Dünya pamuk stoklarında yaklaşık 75 milyon balya seviyesinden 5 milyon balyalık bir düşüş öngörüldüğünü ancak bu daralmanın piyasada henüz güçlü biçimde hissedilmediğini ifade etti.
Pamuk fiyatlarının geleceğinde ABD-Çin ticaret anlaşması, Amerikan pamuğu kullanımını teşvik edecek gümrük düzenlemeleri ve Buy American Cotton Act girişiminin belirleyici olacağını vurgulayan Nicosia; bu üç başlıkta olumlu gelişmeler yaşanmasının fiyatlarda güçlü bir yükseliş yaratabileceğini kaydetti. Buna karşılık ticaret savaşlarının devam etmesi, yüksek faizler, enflasyon ve Brezilya'daki üretim artışının fiyatlar üzerinde baskı oluşturduğunu belirtti. Nicosia, piyasanın artık belirsizlikten yorulduğunu ifade ederek, “Piyasa sabırsız. Netlik istiyor. Bekleyiş uzadıkça fiyatlar üzerindeki olumsuz etki büyüyor” dedi.
ABD yeni strateji geliştiriyor
Aynı etkinlikte konuşan Amerikan Pamuk İhracatçıları Birliği (ACSA) Başkanı ve CEO’su William H. Allen da ABD'nin küresel pamuk ticaretinde yaşadığı pazar kaybına dikkat çekerek, sektörün geleceğini korumak için üretim odaklı politikalardan tüketimi artıracak yeni bir modele geçilmesi gerektiğini söyledi. Brezilya'nın son yıllarda üretim kapasitesini ve ihracatını hızla artırarak ABD'nin geleneksel pazarlarında önemli bir pay elde ettiğini belirten Allen, Amerikan pamuk sektörünün artık yalnızca üretim maliyetleri üzerinden rekabet edemeyeceğini vurguladı.
Son 10 yılda ABD'nin küresel pazardaki payının ciddi biçimde gerilediğini belirten Allen, Amerikan pamuğu dışındaki yüksek kaliteli ihracata uygun pamuk arzının yaklaşık 6,5 milyon balyadan 20 milyon balyanın üzerine çıktığını bildirdi. ABD'nin pamuk üretim maliyetlerinin tarihî yüksek seviyelere ulaştığını kaydeden Allen, üretimin yaklaşık yüzde 90'ının ihraç edildiğini, buna karşın başlıca pazarlara erişim koşullarının son 10 yılda yüzde 13 kötüleştiğini ifade etti. Kuraklığın da üreticiler üzerindeki baskıyı artırdığını aktaran Allen, son beş yılda kuraklık nedeniyle ABD'de yaklaşık 20 milyon balyalık pamuk üretiminden vazgeçildiğini söyledi. Verimliliğin 20 yıldır yatay seyrettiğini belirten Allen, üretimin ekonomik olarak sürdürülebilir hâle gelmesi için özellikle ülkenin güney ve güneydoğu bölgelerinde yeni fırsatların değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi.
ABD pamuğu kullanana teşvik
ABD'nin en büyük avantajının kendi tüketici pazarı olduğunu belirten Allen, ülkenin bitmiş ürünler üzerinden tükettiği pamuk miktarının ürettiği miktarın 1,15 katına ulaştığını söyledi. Brezilya'da bu oranın yüzde 2,7, Avustralya'da ise yaklaşık yüzde 27 olduğunu belirten Allen, ABD'nin tüketim gücünü yerli pamuk üreticilerini desteklemek amacıyla kullanması gerektiğini kaydetti.
Bu kapsamda hazırlanan Buy American Cotton Act (BACA) düzenlemesinin sektör açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirten Allen, Amerikan pamuğundan üretilen ürünleri koleksiyonlarına dahil eden markalara vergi avantajı sağlanmasının hedeflendiğini anlattı. Düzenlemenin yalnızca ABD'de üretilen hazır giyim ürünlerini değil, tercihli ticaret ortaklarında Amerikan pamuğu kullanılarak üretilen ürünleri de kapsayabilecek şekilde tasarlandığını söyledi.
2026'da yasalaşma ihtimali düşük
BACA'nın ABD Kongresi'ndeki durumuna ilişkin bilgi veren Allen, 435 üyeli Temsilciler Meclisi'nde 100'ün üzerinde, 100 üyeli Senato'da ise 20'den fazla parlamenterin düzenlemeye resmî destek verdiğini açıkladı. Beyaz Saray yönetiminin de tasarıya güçlü destek sunduğunu belirten Allen, düzenlemenin maliyetine ilişkin son hesaplamaların başlangıçtaki tahminlerden daha düşük çıktığını söyledi. Yasa teklifinin 2026 yılı sonunda kabul edilme ihtimalini yüzde 15-20 olarak değerlendiren Allen, 2027 yılında ise yasalaşma için birkaç önemli fırsat bulunduğunu ifade etti.
Asıl mücadelemiz polyesterle
Pamuk sektörünün geleceğine ilişkin en büyük tehdidin Brezilya ile ABD arasındaki rekabet olmadığını belirten Allen, asıl sorunun sentetik elyafın büyüyen pazar payı olduğunu söyledi. Son yıllarda polyester tüketimindeki artışın pamuktaki büyümenin üç katına ulaştığını belirten Allen, üretici ülkelerin bu konuda ortak hareket etmesi gerektiğini vurgulayarak, “Belki de asıl mücadele ABD ile Brezilya arasında değil. Pamuk sektörünün polyester karşısında birlikte mücadele etmesi gerekiyor. Çünkü hepimizin geleceğini belirleyecek olan bu rekabet” dedi.
Tekstilde kapasite 2,3 milyon tona çıktı, kullanım yüzde 63’e geriledi
ICA Başkan Yardımcısı ve Nipaş Tekstil Yönetim Kurulu Üyesi İsmail Nohutlu, Türkiye'nin pamuk ipliği üretim kapasitesinin son dört yılda 1,9 milyon tondan 2,3 milyon tona yükselmesine rağmen kapasite kullanım oranının yüzde 88'den yüzde 63'e gerilediğini söyledi. Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) 2026 konferansında Türkiye tekstil sektörünün küresel rekabet gücünü değerlendiren Nohutlu, sektörün üretim altyapısındaki gücüne rağmen maliyetler ve finansman koşulları nedeniyle ciddi bir daralma yaşadığını söyledi.
Türkiye'nin pamuktan ipliğe, kumaştan hazır giyime kadar bütün üretim aşamalarını bünyesinde barındırmasının önemli bir avantaj olduğunu belirten Nohutlu, bu entegre yapının korunması gerektiğini vurguladı. Türkiye'nin dünya ihracatındaki payının 2005-2024 döneminde yüzde 3,5-3,7 bandında seyrettiğini belirten Nohutlu, 2025 yılında bu oranın yüzde 2,7'ye gerilediğini söyledi. Aynı dönemde dünya hazır giyim ticaretinin yüzde 4,35 büyüdüğüne dikkat çeken Nohutlu, Türkiye'nin ilgili ihracat göstergelerinde yüzde 5,58 ve yüzde 6,30'luk düşüşler yaşadığını ifade etti.
Sektörün üretim kapasitesindeki gelişmelere de değinen Nohutlu, “2022 yılında 1,9 milyon ton pamuk ipliği eğirme kapasitemiz vardı ve kapasite kullanım oranımız yüzde 88 seviyesindeydi. Sonraki yıllarda yeni yatırımlar yaptık, kapasitemizi 2,3 milyon tona çıkardık. Ancak bugün kapasite kullanım oranımız yüzde 63'e kadar geriledi” dedi.
İşçilik maliyeti 737 dolara yükseldi
Rekabet gücündeki kaybın en önemli nedenleri arasında işçilik maliyetleri ve yüksek faizlerin bulunduğunu belirten Nohutlu, 2022 yılında çalışan başına aylık brüt işçilik maliyetinin 375 dolar olduğunu, 2025'te ise 737 dolara yükseldiğini söyledi. Bangladeş, Mısır, Hindistan, Pakistan ve Vietnam gibi rakip üretim merkezlerinde bu maliyetin 100-350 dolar arasında değiştiğini aktaran Nohutlu, özellikle emek yoğun hazır giyim üretiminin bu farktan olumsuz etkilendiğini ifade etti.
Hazır giyim üreticilerinin kapasite düşürmesi veya üretimlerini yurt dışına taşımasının iplik sanayisini de doğrudan etkilediğini vurgulayan Nohutlu, Türkiye'nin entegre üretim zincirinde bir halkada yaşanan kaybın diğer sektörlere de yansıdığını anlattı. Finansman maliyetlerinin de rekabet gücünü zayıflattığını belirten Nohutlu, 2022'de yüzde 17,8 olan faiz oranlarının 2025'te yüzde 44'e ulaştığını söyledi. Döviz kurundaki artışın maliyet yükselişini karşılamadığını ifade eden Nohutlu, yüksek faizlerin dolar bazında da ciddi bir finansman yüküne dönüştüğünü dile getirdi.
Yeni tehdit AB’deki anlaşmalar
Türkiye'nin en büyük avantajlarından birinin Avrupa Birliği pazarına yakınlık olduğunu belirten Nohutlu, siparişten müşteriye teslimata kadar geçen sürenin 21 gün seviyesinde olduğunu söyledi. Türkiye'nin Prada, Hermès ve Burberry gibi üst segment markalarla uzun yıllara dayanan üretim ilişkileri bulunduğunu belirten Nohutlu, bu alandaki uzmanlığın önemli bir rekabet avantajı yarattığını ifade etti.
Ancak AB'nin Vietnam, Hindistan ve diğer rakip üretim ülkeleriyle geliştirdiği ticaret anlaşmalarının Türkiye açısından yeni riskler oluşturduğunu vurgulayan Nohutlu, ABD pazarında da yüksek gümrük vergilerinin ihracatın önünde engel oluşturduğunu söyledi. Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki gerilimler ve Orta Asya ülkelerinin kendi tekstil sanayilerini geliştirmesinin Türkiye'nin geleneksel pazarlarını daralttığını belirtti.
Fiyatlar aynı hızla yansımıyor
Türkiye'nin rekabette yeniden güç kazanabilmesi için sürdürülebilirlik, izlenebilirlik, otomasyon ve yüksek katma değerli üretime odaklanması gerektiğini belirten Nohutlu, özellikle Türk organik pamuğuna ve geri dönüştürülmüş pamuğa uluslararası pazarlarda güçlü talep bulunduğunu söyledi. Pamuktan hazır giyime uzanan entegre üretim yapısının dijital izlenebilirlik açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti.
İplik üreticilerinin ham madde fiyatlarındaki dalgalanmalar ve sözleşme iptalleri nedeniyle de risk taşıdığını belirten Nohutlu, pamuk fiyatlarındaki artışın aynı hızla iplik fiyatlarına yansıtılamadığını anlattı. Kalite standartlarından taviz verilmemesi gerektiğini vurgulayan Nohutlu, sektörün teknoloji yatırımlarıyla verimliliğini artırmak zorunda olduğunu söyleyerek, “Bugünlerde hayatta kalmak kolay değil. Ancak Türkiye için güneşli günlerin yeniden geleceğine inanıyoruz. Finansal istikrar sağlanana kadar ayakta kalmamız gerekiyor” diye konuştu.
Pamukta rekabetin yeni şartı dijital izlenebilirlik ve sürdürülebilirlik
Dijital ürün pasaportu, izlenebilirlik ve sürdürülebilirliğin pazara erişimde belirleyici hâle geldiğini belirten Ticaret Bakanlığı İhracat Genel Müdürü Mehmet Ali Kılıçkaya, Türkiye'nin entegre üretim yapısı ve Avrupa'ya yakınlığıyla önemli avantajlara sahip olduğunu vurguladı.
Kılıçkaya, küresel ekonomide artan korumacılık, jeopolitik gerilimler ve enerji maliyetlerinin tekstil sektöründe rekabet koşullarını değiştirdiğini söyledi. Dünya mal ticaretinde 2025 yılında yüzde 4,6 olan büyümenin 2026'da yüzde 1,9'a gerilemesinin beklendiğini belirten Kılıçkaya, şirketlerin tedarik zincirlerini çeşitlendirmek ve yeni pazarlara yönelmek zorunda olduğunu ifade etti.
Türkiye'nin ihracat performansına ilişkin verileri paylaşan Kılıçkaya, 2025 yılında 273,2 milyar dolara ulaşan mal ihracatının, Eylül 2026 itibarıyla yıllıklandırılmış bazda 283,7 milyar dolara yükseldiğini söyledi. Türkiye'nin dünya mal ihracatından aldığı payın 2002'deki yüzde 0,65 seviyesinden 2025'te yüzde 1,04'e çıktığını belirtti.
Tekstil sektörünün geleceğinde döngüsel ekonomi ve dijitalleşmenin öne çıktığını vurgulayan Kılıçkaya, dijital ürün pasaportunun ham maddeden üretime, kullanımdan geri dönüşüme kadar ürünün bütün yaşam döngüsüne ilişkin bilgilerin izlenmesini sağlayacağını anlattı. Yapay zekâ, nesnelerin interneti ve blokzincir teknolojilerinin tedarik zincirinde şeffaflığı artırabileceğini belirterek sürdürülebilirlik iddialarının güvenilir verilerle doğrulanması gerektiğini söyledi. Türkiye'nin elyaftan ipliğe, kumaştan hazır giyime uzanan entegre üretim altyapısının önemli bir avantaj oluşturduğunu belirten Kılıçkaya, Avrupa pazarına yakınlığın da hızlı teslimat ve esnek üretim imkânı sunduğunu ifade etti.
İhracatçılara yeşil dönüşüm desteği
Ticaret Bakanlığı'nın ihracatçıların uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü artırmak amacıyla çeşitli destekler sunduğunu aktaran Kılıçkaya, özellikle Responsible (Yeşil Mutabakata Uyum Projesi) Programı'na dikkat çekti. Program kapsamında firmaların sürdürülebilirlik durumlarının analiz edildiğini, dönüşüm yol haritalarının hazırlandığını ve uygulama ile doğrulama süreçlerinin desteklendiğini söyledi. Türkiye'nin 2025 yılı ihracatında Avrupa Birliği'nin yüzde 42,8 paya sahip olduğunu hatırlatan Kılıçkaya, çevresel düzenlemelere uyumun ihracatçılar açısından giderek daha önemli hâle geldiğini belirtti.
Pamukta su verimliliği öne çıkacak
Türkiye'nin dünyanın yedinci büyük lif pamuk üreticisi olduğunu belirten Kılıçkaya; artan gübre, yakıt ve sulama maliyetleri ile kuraklığın üreticiler üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi. Pamuk üretiminde su kaynaklarının etkin kullanımının önemine dikkat çekerek toprak neminin izlenmesi, veri destekli sulama ve uydu teknolojilerinin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade etti. Kılıçkaya, gelecekte pamuğun rekabet gücünün yalnızca kalite ve fiyatla değil; doğrulanabilir su ayak izi, düşük kimyasal kullanımı ve tarladan nihai ürüne kadar izlenebilirlikle belirleneceğini vurguladı.
Üçer: Küresel ekonomide belirsizlik artık kalıcı hâle geldi
Global Source Partners Danışmanı ve Ekonomist Dr. Murat Üçer, küresel ekonomide belirsizliğin geçici olmaktan çıkarak yapısal bir özellik hâline geldiğini söyledi. Üçer, Türkiye açısından önümüzdeki bir iki yılın en önemli sorununun seçim sürecine yaklaşılırken döviz kurunun nasıl yönetileceği olduğunu vurguladı.
ICA 2026 konferansında küresel ekonominin görünümünü değerlendiren Dr. Murat Üçer, dünya ekonomisinin 1990'lı yıllardaki küreselleşme ortamından uzaklaştığını belirtti. O dönemde serbest ticaretin, demokratikleşmenin ve kurallara dayalı uluslararası düzenin güçlendiğini hatırlatan Üçer, bugün ise jeopolitik gerilimlerin ekonomik kararların önüne geçtiğini ifade etti. Belirsizliğin artık küresel ekonominin yapısal bir özelliği olduğunu belirten Üçer, “1990'lı ve 2000'li yılların dünyasına geri dönmeyeceğiz. Artık ekonomiden çok jeopolitiğin belirleyici olduğu bir dünyadayız. Ekonomi, jeopolitik avantaj sağlamak için bir araç olarak kullanılıyor” dedi.
Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Üçer, ülkenin en önemli sorunlarından birinin kurumsal yapıda yaşanan aşınma olduğunu söyledi. Türkiye'nin geçmişte birçok ekonomik ve finansal şoka rağmen faaliyetlerini sürdürmeyi başardığını belirten Üçer, bu dayanıklılığın ne kadar devam edebileceğinin belirsiz olduğunu ifade etti. Merkez Bankası'nın enflasyonu düşürmek amacıyla döviz kurunu bir çıpa olarak kullandığını belirten Üçer, bu politikanın sınırlı başarı sağladığını ancak Türk lirasının giderek değerli hâle geldiğini söyledi. Üçer, “Türk lirasının ciddi ölçüde aşırı değerli olduğunu düşünmüyorum ancak mevcut politikanın uzun süre sürdürülebileceğine de inanmıyorum. Seçimler yaklaştığında döviz talebi artabilir. Bunun nasıl yönetileceği önümüzdeki bir iki yılın en önemli makroekonomik sorusu olacak” diye konuştu. Özellikle 2027 yılına ilişkin tahmin yapmanın zor olduğunu vurgulayan Üçer, seçim sürecinin yaklaşmasıyla döviz kuru ve ekonomi politikalarının daha fazla önem kazanacağını dile getirdi.
Küresel ekonominin savaşlar, ticaret gerilimleri ve korumacı politikalara rağmen beklenenden daha dayanıklı kaldığını belirten Üçer, dünya ticaretinin büyümeyi sürdürdüğünü söyledi. Ancak gelişmiş ülkelerde uzun vadeli faiz oranlarının yükselmesinin yeni bir risk oluşturduğuna dikkat çekti. ABD başta olmak üzere birçok ekonomide borçlanma maliyetlerinin son 20 yılın yüksek seviyelerine ulaştığını belirten Üçer, enflasyon ve kamu maliyesindeki sorunlar çözülmedikçe faizlerdeki yükseliş eğiliminin devam edebileceğini ifade etti. Enerji fiyatlarının da Türkiye gibi ithalatçı ülkeler açısından önemli risk oluşturduğunu söyleyen Üçer, devam eden savaşların petrol fiyatlarını yüksek tuttuğunu ve petrolün varil fiyatının yaklaşık 100 dolar seviyesinde seyretmesinin beklenen 70 dolarlık seviyeye kıyasla daha ağır bir maliyet baskısı yarattığını dile getirdi.
Tekstilcilerden küresel markalara çağrı: Sürdürülebilirliğin maliyetini paylaşın
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkan Vekili ve Kipaş Tekstil Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ahmet Öksüz, sürdürülebilirlik yatırımlarının maliyetinin büyük ölçüde üreticilerin üzerinde kaldığını belirterek küresel markalara sorumluluk çağrısında bulundu.
Öksüz, sektörün artan maliyetler ve küresel rekabet baskısına rağmen önemli bir üretim gücüne sahip olduğunu söyleyerek Türkiye'nin dünya tekstil ihracatında beşinci, Avrupa Birliği'nde ise ikinci sırada bulunduğunu belirtti ve küresel tekstil ihracatından yüzde 3,5 pay aldığını kaydetti. Tekstil ve hazır giyim sektörlerinin toplam yıllık üretiminin 74,3 milyar dolara ulaştığını aktaran Ahmet Öksüz, bunun 42,7 milyar dolarının tekstil, 31,6 milyar dolarının ise hazır giyimden oluştuğunu ifade etti. İki sektörün yıllık 27 milyar dolar ihracat gerçekleştirdiğini ve 17 milyar dolar dış ticaret fazlası verdiğini belirterek, yalnızca tekstil sektörünün 2025 yılında 211 ülke ve bölgeye 9,4 milyar dolarlık ihracat yaptığını söyledi.
Türkiye'nin pamuktan ipliğe, kumaştan teknik tekstile ve hazır giyime kadar bütün üretim aşamalarını gerçekleştirebilen az sayıdaki ülkeden biri olduğunu vurgulayarak yalnızca üretim kapasitesinin artık küresel rekabette yeterli olmadığını dile getiren Öksüz, “Bizim avantajımız ucuz üretim değil; hızlı, kaliteli, entegre ve sürdürülebilir üretim” değerlendirmesinde bulundu.
Mısır ile yalnızca fiyatta rekabet edemeyiz
Türkiye'nin düşük maliyetli Asya ve Kuzey Afrika ülkeleriyle rekabetinde farklılaşmaya odaklanması gerektiğini belirten Öksüz, özellikle Mısır'ın iş gücü ve enerji maliyetlerinde önemli avantajlara sahip olduğunu söyledi. Buna karşılık Türkiye'nin çok daha entegre, esnek ve hızlı bir üretim ekosistemi sunduğunu ifade ederek, Kuzey Afrika'daki hazır giyim üreticilerine kumaş, iplik ve diğer tekstil girdileri sağlayan önemli tedarikçilerden biri olduğunu kaydetti. Avrupa pazarına yakınlık, kısa teslim süreleri ve değişen siparişlere hızlı yanıt verebilme kabiliyetinin Türkiye'nin stratejik önemini artırdığını vurgulayan Öksüz, sektörün yalnızca kısa vadeli maliyetlere değil, uzun vadeli yapısal rekabet gücüne odaklanması gerektiğini belirtti.
Öksüz, AB'nin yeni çevre ve sürdürülebilirlik düzenlemelerinin Türk tekstil sanayisinde dönüşümü hızlandırdığını belirterek; izlenebilirlik, geri dönüştürülmüş malzeme kullanımı, döngüsellik ve enerji verimliliği alanlarında önemli yatırımlar yapılması gerektiğini söyledi. Bu yatırımların finansmanında ciddi bir dengesizlik bulunduğuna dikkat çekerek, küresel markaların sürdürülebilir ve yüksek kaliteli ürün talep etmesine rağmen yatırım yükünün büyük bölümünü üreticilere bıraktığını ifade etti. Sürdürülebilirliğin bütün değer zincirinin ortak sorumluluğu olması gerektiğini vurgulayarak, “Sürdürülebilirliğin maliyeti marka, üretici ve tüketici arasında adil paylaşılmalı” dedi.
Sürdürülebilirlik hedefleri ile markaların kalite beklentileri arasında zaman zaman çelişkiler yaşandığını belirten TİM Başkan Vekili, geri dönüştürülmüş pamuğu örnek gösterdi. Geri dönüşüm sürecinde elyaf uzunluğu ve renk açısından bazı sınırlamalar ortaya çıkabildiğini, buna rağmen markaların geri dönüştürülmüş ürünlerden konvansiyonel pamukla aynı kaliteyi ve görünümü beklediğini söyledi. Bu nedenle ürünlerin reddedilerek yeniden üretilmesinin ek atık, maliyet ve karbon emisyonuna yol açtığını belirten Öksüz, sürdürülebilirlik hedeflerinin üretimin teknik gerçekleriyle uyumlu olması gerektiğini ifade etti.
“Doğal elyafın tüketiciye anlatılmasında yapay zekâ fırsat yaratıyor”
Orka Holding İcra Kurulu Üyesi Büşra Orakçıoğlu, tekstil sektörünün küresel rekabette yalnızca ürün kalitesi ve fiyatla değil; ürünün hikâyesi, sürdürülebilirliği ve tüketiciye sunduğu değerle de farklılaşması gerektiğini söyledi. Sürdürülebilirliğin tekstil sektörünün geleceğinde belirleyici olacağını vurgulayan Orakçıoğlu, özellikle tedarik zincirinde izlenebilirliğin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Üretimin bütün aşamalarına ilişkin güvenilir verilerin oluşturulmasının hem sürdürülebilirlik hedeflerine hem de markaların uluslararası pazarlardaki konumuna katkı sağlayacağını dile getirdi.
Doğal elyafların tüketiciye anlatılmasında yeni teknolojilerin kullanılabileceğine de değinen Orakçıoğlu, yapay zekâ destekli alışveriş uygulamalarının bu alanda önemli fırsatlar sunduğunu söyledi. Bu sistemlerin doğal elyafların özelliklerini tüketicilere daha iyi aktarabilmesi için güvenilir veri altyapısı ve uygun düzenlemelere ihtiyaç bulunduğunu belirtti.
Doğal elyafın avantajları tüketiciye doğru anlatılmalıdır
Uluslararası Pamuk Birliği (ICA) Yönetim Kurulu Üyesi ve Ensar Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Ertuğrul Tanrıverdi, pamuğun polyester başta olmak üzere sentetik elyaflar karşısında pazar payı kaybettiğine dikkat çekerek üretici ülkelerin ortak bir iletişim ve tanıtım stratejisi geliştirmesi gerektiğini söyledi.
ICA 2026 konferansında küresel elyaf rekabetini değerlendiren Tanrıverdi, pamuk sektörünün sentetik elyaflar karşısında giderek zorlandığını aktardı. Sentetik elyaf üreticilerinin yeni ürün geliştirme, fiyatlandırma ve pazarlama konusunda son derece aktif olduğunu belirten Tanrıverdi, pamuk sektörünün ise ülkeler ve kurumlar bazında ayrı ayrı hareket ettiğine dikkat çekti. Pamuğun binlerce yıllık geçmişe sahip doğal bir elyaf olduğunu hatırlatan Tanrıverdi; viskonun yaklaşık 130, polyesterin ise 80 yıllık geçmişi bulunduğunu söyledi. Sentetik elyaf üretiminde sürecin her aşamasına müdahale edilerek ürün özelliklerinin geliştirilebildiğini, pamukta ise üretimin doğa koşullarına bağlı olduğunu belirten Tanrıverdi, bu nedenle rekabette yalnızca teknolojinin değil iletişim gücünün de belirleyici hâle geldiğini vurguladı.
Pamuk kendisini doğru anlatmak zorunda
Pamuk üretiminin çevresel etkilerine ilişkin kamuoyunda yıllardır tekrarlanan bazı anlatıların sektörün algısını olumsuz etkilediğini belirten Tanrıverdi, Aral Gölü'nün kurumasının pamuk üretimiyle ilişkilendirilmesini örnek gösterdi. Konunun çok daha karmaşık olduğunu ifade eden Tanrıverdi, doğal elyafın avantajlarının tüketicilere doğru anlatılması gerektiğini söyledi.
Polyester ile pamuk arasındaki fiyat farkının giderek açıldığını belirten Tanrıverdi, maliyet baskısının arttığı bir dönemde tüketicilerin daha ucuz sentetik ürünlere yöneldiğini kaydetti. Tanrıverdi; pamuğun yalnızca doğal bir ürün olmasıyla rekabet edemeyeceğini; fiyat, performans, sürdürülebilirlik ve tüketici algısını kapsayan güçlü bir değer önerisine ihtiyaç duyulduğunu ifade etti. ABD'nin Cotton USA, Brezilya'nın Cotton Brazil ve Türkiye'nin GDO'suz Türk pamuğunu öne çıkaran girişimlerinin önemli olduğunu belirten Tanrıverdi, bu çalışmaların ortak bir çatı altında birleştirilmesi çağrısında bulundu.
Yün sektöründeki Woolmark uygulamasını örnek gösteren Tanrıverdi, “Pamuk üreticileri, tüketicileri, sektör birlikleri ve üretici ülkeler aynı masa etrafında oturmalı. Artık yalnızca aktif olmak yeterli değil, proaktif hareket etmemiz gerekiyor. Pamuk daha güçlü ve tutarlı bir sese ihtiyaç duyuyor” dedi.
Türkiye'nin gücü entegre üretim yapısında
Türkiye'nin önemli organik pamuk üreticilerinden biri olduğunu belirten Tanrıverdi, son yıllarda pamuk ekim alanlarının alternatif ürünlere kayması ve fiyat baskısı nedeniyle üretimin gerilediğini söyledi. Buna rağmen Türkiye'nin güçlü tekstil altyapısının önemli bir rekabet avantajı sunduğunu ifade etti. Türkiye'nin küresel hazır giyim ve ev tekstili markalarıyla uzun yıllara dayanan ilişkileri bulunduğunu belirten Tanrıverdi, iplikten kumaşa, boyadan konfeksiyona uzanan üretim zincirinin yeni teknolojilere hızlı uyum sağladığını vurgulayarak, “Türkiye'nin gücü yalnızca pamuk üretmesinden kaynaklanmıyor. Asıl değer, elyaftan nihai ürüne kadar uzanan bütünleşik yapıdan geliyor” diye konuştu.
Rusya ve Suriye'de normalleşme beklentisi
Türkiye'nin tekstilde yeniden güçlenmesinde bölgesel pazarların toparlanmasının da belirleyici olacağını söyleyen Tanrıverdi, özellikle Rusya ve Suriye'deki gelişmelere dikkat çekti. Rusya'nın Türkiye açısından çok büyük bir pazar olduğunu belirten Tanrıverdi, ülkenin uluslararası ticarete yeniden güçlü biçimde katılmasının önemli fırsatlar yaratacağını ifade etti.
Suriye'nin savaş öncesinde Türkiye için önemli bir ticaret ortağı ve Arap Yarımadası'na açılan kapı olduğunu hatırlatan Tanrıverdi, bölgedeki normalleşmenin yaklaşık 500 milyon nüfusa ulaşan geniş bir coğrafyada yeni ticaret olanakları sağlayabileceğini söyledi. Türk tekstil sanayisinin en büyük gücünün üretim kültürü ve değişime uyum kabiliyeti olduğunu belirten Tanrıverdi, “İyi yıllarımız da oldu, kötü yıllarımız da. Ama üretmekten hiçbir zaman vazgeçmedik” dedi. Türkiye'nin tekstilde yeniden daha güçlü bir konuma ulaşacağına inandığını belirten Tanrıverdi, bunun için on yıl beklemeye gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.



