Enerji karmasını çeşitlendirmek, fosil yakıt kaynaklarını terk etmek ve sürdürülebilir kaynaklara yönelmek günümüzde bir tercih değil, stratejik zorunluluk haline geldi. Özellikle enerji üretiminde dış kaynaklara bağlı ülkelerin jeostratejik olaylar ve krizler karşısında enerji tedarikinde yaşadığı sıkıntılar, enerjide dışa bağımlılığı azaltan politikaları geliştirdi. Bütün bu gelişmelerin ışığında yenilenebilir enerji en geniş fırsat yelpazesini sunuyor.

Etkileri küresel boyutta görülen ve 1973 yılında yaşanan petrol krizinden sonra, yenilenebilir enerji kaynaklarına gösterilen ilgi artış göstermişti. Buna karşın 1980’li yıllarda petrol fiyatlarının düşmesiyle yenilenebilir enerji gözden düşmüştü. Ancak 1990’lı yıllarda çevre bilincinin artmasıyla yenilenebilir enerji kaynakları tekrar gündeme geldi ve bu alandaki teknolojiler gelişmeye başladı. Bu kapsamda rüzgâr türbin teknolojisinde kaydedilen hızlı gelişmeler, rüzgârdan üretilen elektrik enerjisi maliyetlerini geleneksel güç santralleriyle rekabet edebilecek seviyelere getirdi. Böylelikle adeta bir rüzgâr enerjisi ekosistemi oluştu ve bu alanda yapılan yatırımlar son dönemde teknolojik gelişmeleri artırdı.

Devamında rüzgâr enerjisinin entegrasyonu için şebeke altyapısının güçlendirilmesi ve akıllı şebeke teknolojilerinin kullanılması önem kazandı. Bu entegrasyonu sağlayan projelerin geliştirilmesine ihtiyaç bulunmakla birlikte rüzgâr enerjisi alanında yeni nesil türbin tasarımı, verimlilik artırıcı teknolojilerin geliştirilmesi ve dijitalleşme süreçlerine yatırım yapılması bekleniyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Türkiye’nin Mayıs 2025 sonu itibarıyla kurulu gücü 119 bin 271 MW’a ulaştı. Söz konusu dönemde kurulu gücün kaynaklara göre dağılımı ise yüzde 27.1’i hidrolik enerji, yüzde 20.6’sı doğal gaz, yüzde 18.4’ü kömür, yüzde 11.2’si rüzgâr, yüzde 19’u güneş, yüzde 1.5’i jeotermal ve yüzde 2.2’si ise diğer kaynaklar şeklinde oluştu. Ayrıca Türkiye’nin elektrik enerjisi üretim santrali sayısı Mayıs 2025 itibarıyla lisanssız santraller dahil 36 bin 86’ya yükseldi. Mevcut santrallerin 771 adedi hidroelektrik, 71 adedi kömür, 381 adedi rüzgâr, 66 adedi jeotermal, 329 adedi doğal gaz, 34 bin 10 adedi güneş, 458 adedi ise diğer kaynaklı santraller olarak belirtildi. Ayrıca 2024 yılında Türkiye’de elektrik üretiminin yüzde 35.2’si kömürden, yüzde 18.9’u doğal gazdan, yüzde 21.5’i hidrolik enerjiden, yüzde 10.5’i rüzgârdan, yüzde 7.5’i güneşten, yüzde 3.2’si jeotermal enerjiden ve yüzde 3.2’si diğer kaynaklardan elde edildi.

Son 20 yılda yenilenebilir enerjinin kurulu gücü 4.5 arttı. Mevcut veriler ışığında Türkiye’de temiz enerji kaynaklarının giderek payını artırdığı ve fosil yakıt kaynaklı enerji üretimine karşı yenilenebilir enerjinin bir seçenek oluşturduğu görülüyor. Bununla birlikte Türkiye’de son 20 yıllık dönemde yenilenebilir enerjinin kurulu gücü yaklaşık 4.5 kat artış gösterdi. 2005 yılında rüzgâr kurulu gücü 20 MW’ken güneş enerjisine dayalı bir kurulu güç henüz mevcut değildi.

Günümüzde ise rüzgâr ve güneşin kurulu güçteki payı yüzde 30.2 olurken, 2025 yılsonu itibarıyla rüzgârın 14 bin MW seviyesini aşarak, istikrarlı ve güçlü büyümesini sürdürmesi bekleniyor. Hâlihazırda rüzgâr kurulu gücü Mayıs 2025 itibarıyla 13 bin 391 megavata ulaşan Türkiye’de 2001 yılında rüzgâr enerjisinden sadece 62 gigavatsaat elektrik üretilirken, bu kapasite 2024 sonunda 590 kat artarak 36 bin 627 gigavatsaate çıktı.

Temiz enerji dönüşümünde rüzgârın payı büyük. Ayrıca Avrupa rüzgâr enerjisi pazarında Türkiye, kurulu güç bakımından Almanya, Birleşik Krallık, İspanya, Fransa ve İsveç’in ardından gelerek altıncı sırada yer alıyor. Son 10 yıllık dönemde Türkiye’nin rüzgâr enerjisinde hızla gelişen bir ülke olduğu bu konum ile tescillenmiştir. 2035 yılı hedefi doğrultusunda atılacak adımların sektörde büyük bir dönüşümü de beraberinde getireceği öngörülüyor. Ülke olarak enerji dönüşümünü hızlandırmak adına Türkiye’de 2035 yılında 48 bin MW rüzgâr kurulu gücü kapasitesine ulaşılması hedefleniyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 2024-2028 dönemini kapsayan stratejik planına göre 2028 itibarıyla Türkiye’nin rüzgâr kurulu gücünün 19 bin 300 megavat olması hedefleniyor. Ayrıca, 2035’e kadar deniz üstü rüzgâr kapasitesinin de 5 gigavat seviyesine çıkarılması planlanıyor. Türkiye’de aktif olarak yaklaşık 4 bin rüzgâr türbini bulunduğunu belirten Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Rüzgâr enerjisinde kapasite artışıyla eş zamanlı olarak sanayimizi de geliştirdik. Rüzgâr türbinlerinin kule, rotor kanatları, jeneratörleri başta olmak üzere birçok aksamı yerli imkanlar dahilinde üretilebilir hale geldik ve hatta büyük bir kısmını da ihraç etmeye başladık. Her biri yaklaşık 8 bin adet parçadan oluşan ve yaklaşık yüzde 65 yerlilikle üretilen rüzgâr türbinleri enerji arzımıza büyük katkı sağlıyor” dedi.

Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) Yönetim Kurulu Başkanı Alper Kalaycı ise 2016’dan bu yana 10 bin MW’ı aşan rüzgâr enerjisi kurulumu gerçekleştiğini belirterek, “Son 10 yılda kapasite artış ortalamamız yaklaşık yıllık bin MW seviyesinde gerçekleşti. Bu dönemde ortalamamızı bir önceki 10 yıla göre yaklaşık 3 kat arttırdık” dedi. Bu artışın sektörün önündeki zorlukların önemli ölçüde aşıldığını gösterdiği şeklinde değerlendiren Kalaycı, sonraki 10 yılındaki artış ortalamasının 2.3 kat artırılmasıyla, karasal rüzgâr enerjisindeki 2035 hedefi olan 38.1 gigavatın yakalanabileceğini aktardı. Türkiye’nin yenilenebilir enerji geleceğini şekillendirmek için büyük bir hedef belirlediğini ifade eden Türkiye Rüzgâr Enerjisi Birliği (TÜREB) Başkanı Dr. İbrahim Erden, her yıl yaklaşık 5 GW’lık yeni rüzgâr enerjisi kapasitesinin devreye alınması yö­nündeki bu hedefin stratejik olduğunu vurguladı. 2024 yılı özellikle depolamalı Rüzgâr Enerjisi Santrali (RES) projeleri açısından da hareketli bir yıl olduğunu söyleyen Dr. İbrahim Erden, “Önceki yıllarda tahsis edilen 19 bin MW’a yakın depolamalı RES projesi ile toplam RES proje stoğumuz 24 bin MW’ın üzerine çıktı” dedi.