İhracat kontrolleri, artık sadece güvenlik temelli değil, siyasi ve teknolojik bir baskı aracı olarak da kullanılıyor. İhracat kontrolleri malların, hizmetlerin, yazılımların ve teknolojilerin sınır ötesi hareketini sınırlıyor, hassas ürünlerin belirli kullanıcılar veya kullanımlar için ihracatını engelliyor. Bu kontroller, aynı zamanda yabancı uyrukluların teknolojiye erişimini de düzenliyor.
Bu dönüşümün en büyük örneklerinden biri ABD ve Çin arasındaki ekonomik ve teknolojik rekabette görülüyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın "kurtuluş günü" olarak nitelendirdiği 2 Nisan'da duyurduğu gümrük vergileriyle Çin'e karşı attığı adımlar, Pekin'in nadir toprak elementleri (NTE) ihracatına getirdiği kısıtlamalarla karşılık buldu. Bu gelişmeler, yeni ticaret savaşlarında gümrük vergilerinin yanı sıra ihracat kontrollerinin de kullanılabileceği ortaya koydu.
Kurumsal karar alma süreçlerinde genellikle gümrük tarifeleri ve enerji maliyetleri ön planda olsa da, Ukrayna-Rusya Savaşı sırasında uygulanan Batı yaptırımları ve ihracat kontrolleri şirketlerin bu alandaki farkındalığını artırdı. Çin, Trump'ın gümrük vergilerine yanıt olarak NTE'ler ve bu elementleri içeren mıknatısların ihracatını askıya aldı. Bu karar, özellikle Avrupa otomotiv sektöründe ciddi tedarik sıkıntılarına neden oldu. BMW ve Mercedes-Benz gibi üreticiler, bu darboğazdan doğrudan etkilendi.
ABD'nin 11 Haziran'da Çin ile geçici bir NTE anlaşmasına varması piyasaları kısa vadeli rahatlatsa da, Çin'in bu alandaki baskın pozisyonu Batılı ülkeler için hala büyük bir risk oluşturuyor. Çin, küresel NTE üretiminin yaklaşık yüzde 70'ini ve rafinaj kapasitesinin yüzde 90'ını kontrol ediyor. Öte yandan, dünya rezervlerinin sadece yüzde 34’ü Çin'de bulunuyor.
Uluslararası Enerji Ajansı, 2040'a kadar kobalt ve nadir toprak elementlerine olan talebin yüzde 50-60 bandında artacağını öngörüyor. Bu artışın arkasındaki itici güçler ise enerji dönüşümü, dijitalleşme ve yapay zeka teknolojileri olarak öne çıkıyor.
Japonya, Çin'e bağımlılığı azalttı. Çin'in 2010'da NTE ihracatını durdurmasının ardından, alternatif tedarik kaynakları oluşturma ve teknolojik inovasyonla bu bağımlılıktan kurtulma yoluna gitti. Japonya, tedarik zincirlerini çeşitlendirdi, stratejik rezervler oluşturdu ve özellikle Japonya Metal ve Enerji Güvenliği Örgütü (Jogmec) aracılığıyla yurt dışı projelere yatırım yaptı.
Tokyo, ayrıca NTE'lerini geri kazanmak amacıyla elektronik atıklardan kentsel madenciliği teşvik ediyor ve kritik hammaddeler için 180 günlük stok depoları planlıyor. Japon sanayisi de bu sürece katkı sunuyor. Örneğin Honda, hibrit araçlar için ağır nadir toprak elementleri içermeyen yeni bir neodimyum mıknatıs geliştirdi.
Şirketler, sürekli değişen ortamla başa çıkmaya çalışıyor. ABD merkezli danışmanlık şirketi Minerva Technology Futures Strateji Başkanı Emily Benson, ihracat kontrollerinin son birkaç yıldır stratejik rakiplerin askeri modernizasyon kabiliyetlerini zayıflatmayı amaçlayan "saldırgan araçlar" olarak kullanıldığını belirtti. Bu durum, ihracat kontrollerinin pazara erişim gibi geleneksel ticaret unsurlarıyla ilişkilendirilen alanlarda taviz elde etmeye yönelik yeni bir baskı aracı olarak kullanılmasına işaret ediyor.
Benson, gelişmekte olan teknolojilere yönelik ihracat kontrollerinin uygulanmasının bu teknolojilerin nasıl kullanıldığına ve ne ölçüde yayıldığına bağlı olacağını aktardı. ABD'nin geleneksel yaklaşımının, ileri teknolojilerin nihai kullanım amacının askeri olmadığı sürece ihracatına izin vermek yönünde olduğunu anımsatan Benson, "Bu yaklaşımın devam etmesi muhtemel." değerlendirmesinde bulundu.
Bu kapsamda, ülkelerin NTE sahipliklerine ve teknolojik gelişmişliklerine göre izleyebilecekleri stratejilerin anlamlı hale geleceğini ifade etti. NTE sahibi ve teknolojik olarak gelişmiş ülkelerin ise üretimlerini sınırlandırarak fiyatlama gücünü artırmaya çalışabileceği belirtildi.




