Bu sadece bir çelişki değil; jeopolitik bir çıkmazın fotoğrafı. Başkan kendisini, içinden çıkılması neredeyse imkânsız bir kıskacın içine soktu. Bir yanda seçmenlere verdiği sözler var: yeni savaş yok, ucuz benzin, Orta Doğu bataklığından uzaklaşma. Diğer yanda ise İran’ın misillemesiyle ortaya çıkan gerçeklik: askeri üsler değil, küresel ekonominin sinir sistemi olan Körfez enerji altyapıları hedef alındı. Bu kısa devre, Batı’nın ekonomik rasyonalitesini felç etti.

Trump yönetiminin temel hatası, stratejik olmaktan önce zihinsel bir hataydı. Savaşı 20. yüzyıl mantığıyla, ateş gücü çatışması olarak gördüler. Oysa 21. yüzyılda kurallar değişti. İran, askeri zayıflığının Batı’nın ekonomik kırılganlığıyla ters orantılı olduğunu çok iyi anladı. Washington’a zarar vermek için bir uçak gemisini batırmak gerekmiyor; küresel enerji akışını bozmak yeterli.

Burada modern savaşın paradoksu ortaya çıkıyor: Tahran’ın gücü füzelerinde değil, Hürmüz Boğazı’nın coğrafi konumunda ve Çin ile Hindistan’ın enerji açlığında yatıyor. Dünya petrolünün %20’si ve sıvılaştırılmış doğal gazın dörtte biri bu dar geçitten geçiyor. Bu akışı kesmek, kapitalist sistemin kalbine bir virüs enjekte etmek anlamına geliyor. Bu virüsün adı ise enflasyon.

Sonuç ortada: petrol varil fiyatı 117 dolara kadar çıktı, ABD’de benzin birkaç hafta içinde galon başına 1 dolar arttı, Fed faiz indirimlerini durdurdu. Tahran’ın misillemesi, doğrudan Trump seçmeninin cebine yansıyor. Bu tersine küreselleşme: Asaluyeh’de olan biten, Kansas’taki bir çiftçinin gübre maliyetini artırıyor.

Kriz yönetimi ise tam bir bilişsel uyumsuzluk örneği. Trump, İsrail’in Güney Pars’a saldırısından haberi olmadığını söylerken İsrail aksini iddia ediyor, ABD yetkilileri ise gazetecilere farklı şeyler söylüyor. Bir yandan tehdit edilen düşmana, diğer yandan yaptırımların gevşetilmesiyle finansal “oksijen” sunuluyor. Müttefiklerden tankerleri korumaları isteniyor, ardından “hiç ihtiyacımız yoktu” denilerek geri çekiliyor. Bu, sosyal medyaya göre şekillenen bir dış politika: tepkisel, dürtüsel ve gerçek dünyanın karmaşıklığından kopuk. Piyasalar ise bu belirsizliğe sert tepki veriyor.

Üstelik ABD içinde de ciddi bir bölünme var. Bir yanda İran’ın ana petrol terminali Kharg Adası’nın işgalini savunan “şahinler”; diğer yanda bunun zincirleme bir krizi tetikleyeceğini bilen ekonomi yönetimi. Böyle bir adım petrol fiyatlarını rekor seviyelere çıkarabilir.

Uluslararası toplum ise şaşkınlık ve fırsatçılık arasında izliyor. Avrupa müttefikleri, Trump’ın net bir çıkış stratejisi olmamasından rahatsız. Japonya, uygunsuz bir Pearl Harbor göndermesiyle diplomatik olarak rencide edildi. Çin ise sessizce izliyor ve Orta Doğu’da kimin güvenilir aktör olduğunu değerlendiriyor.

En çarpıcı nokta ise sonuçların hafife alınmış olması. ABD yönetimi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmayacağını düşündü. Alternatif boru hatlarının yeterli olacağını varsaydılar. Oysa bu hatlar yetersiz ve İran doğrudan onları da hedef aldı. Ayrıca köşeye sıkışan bir rejimin ekonomik mantıkla değil, hayatta kalma içgüdüsüyle hareket edeceği unutuldu.

Bu süreçte Beyaz Saray çözüm arıyor ama öneriler çaresizlik kokuyor: stratejik petrol rezervlerini kullanmak kısa süreli bir çözüm, Venezuela ve Rusya’ya yaptırımları gevşetmek hatta petrol piyasasına doğrudan müdahale etmek. Ki bu felaket olarak nitelendiriliyor.

Sonuç olarak bu savaşın asıl kaybedeni İran değil, ABD liderliğindeki sistemin itibarı olabilir. Trump doktrini, eğer varsa, krizlere verilen içgüdüsel tepkilerden ibaret kaldı.

Gerçek ortaya çıkıyor. Stratejik rezervler sadece geçici bir çözüm. En güçlü askeri güç bile küçük ama akıllı hamleler karşısında yetersiz kalabiliyor. Savaşsızlık vaadiyle seçilen bir başkan, bitmeyen bir savaşın içinde kalabiliyor. Ve asıl soru şu: Petrolü silah, doları kalkan olarak kullanan bir rakibe karşı nasıl zafer ilan edilebilir? Belki de edilemez. Çünkü artık tamamen bağlantılı bir dünyada “bedelsiz savaş” diye bir şey yok. Bu çağda jeopolitiğin bedeli, doğrudan benzin istasyonunda ödeniyor. Ve birkaç ay sonra sandığa gidecek Amerikan seçmeni, bunu affetmeyebilir. Affetmesin de.