Birlikte, on yıllarca süren acılara son verebilecek, nesiller boyu süren nefret ve dökülen kanı durdurabilecek, bu bölge ve dünyanın tümü için güzel, kalıcı ve görkemli bir barışı kurabilecek konumdayız.
Bu, ABD Başkanı Donald Trump'ın Davos Ekonomik Forumu'nda, Barış Kurulu'nu dünyaya ilan ederken sarf ettiği iddialı bir cümleydi. Çok fazla acı ve çatışmanın yaşandığı dünya, ona inanmayı çok istiyor. Ancak dünyanın dört bir yanından birçok gözlemci ve yetkili, Barış Kurulu'nun, Trump'ın İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan uluslararası mimariyi yıkıp yerine kendisinin egemen olduğu yeni kurumlar yaratma arzusunun bir başka kanıtı olarak görüyor. Polonya Başbakanı Donald Tusk sosyal medyadan kısa ve öz bir şekilde, "Kimsenin bizi kandırmasına izin vermeyeceğiz" uyarısında bulundu.
Geçtiğimiz yıl ABD öncülüğünde Gazze'deki savaşı sona erdirme çabalarıyla ortaya çıkan ve BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanan bu fikir, artık çok daha büyük, çok daha görkemli ve küresel bir amaca hizmet ediyor. Buna karşın Trump'ın Avrupa'daki en büyük destekçisi Viktor Orban, "Trump varsa barış da vardır" diyerek girişimi övdü.
Peki, Trump'ın sonsuza dek başkanlık edeceği bu kurul tam olarak ne yapacak? Taslak tüzüğün sızdırılan ayrıntılarında, Trump görevden ayrılsa bile ömür boyu kurulun başkanı olarak görev yapacağı belirtiliyor. Aynı tüzüğe göre yetkileri de çok geniş olacak: Üye devletleri davet etme veya etmeme yetkisi, alt organlar oluşturma veya feshetme yetkisi var. Dahası görevinden ayrılmaya karar verdiğinde veya görevini yerine getiremeyecek duruma geldiğinde halefini atama yetkisi de onda. Bir ülke kurulun daimi üyesi olmak isterse, dudak uçuklatan bir miktar olan 1 milyar dolar ödemek zorunda olacak.
Barış Kurulu'nun ilk biraraya gelişi için Davos'ta, Arjantin'den Azerbaycan'a, eski Sovyet cumhuriyetlerinden Körfez krallıklarına kadar, on dokuz ülke bir araya geldi. Daha birçok ülkenin de "katılmayı kabul ettiği" söyleniyor. Trump, kurulda veya altındaki yürütme organlarında isimleri bulunan liderlere ve yetkililere bakarken, "Bu gruptaki her birini seviyorum" diyerek tebessüm etti. Ancak birçok potansiyel üye daveti kibarca reddetti.
Trump, Rusya'nın da kurula dahil olduğunu söyledi. Ancak Moskova'dan gelen mesaj, "danışman ortaklar" oldukları yönündeydi. İsveç, "Mevcut tüzüğe göre, katılmıyoruz" yanıtını verdi. Norveç'in diplomatik dille yanıtı ise, "Bu önerinin yarattığı, cevaba muhtaç sorular için Washington ile daha fazla diyalog gerek" oldu. Aralarında altı Arap ülkesinin yanı sıra Türkiye ve Endonezya'nın da bulunduğu, çoğunluğu Müslüman yedi ülkeden oluşan bir grup bile, "Gazze'de adil ve kalıcı bir barış" için katıldıklarını açıkça belirtti. Ancak kurul tüzüğünün sızan ayrıntılarında Gazze'den bahsedilmiyor.
Slovenya Başbakanı Robert Golob, Kurul hakkındaki endişesini açıkça dile getirdi: "Bu Kurul, daha geniş uluslararası düzeni tehlikeli bir şekilde bozuyor." Katılmakta isteksiz bazı ülkeler de dahil olmak üzere, kurulu eleştirenler, bu projeyi, en büyük övgüyü yani Nobel Barış Ödülü'nü alma takıntısını gizlemeyen bir başkanın kibirli projesi olarak niteliyor. Dünya liderleri, bu yeni kulübe katılmamanın bir bedeli olabileceğini biliyorlar.
Trump, "Şaraplarına ve şampanyalarına %200 gümrük vergisi koyacağım ve böylece katılacak, ama katılmak zorunda da değil" diyerek Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'u tehdit etti. Ancak Trump dünyayı merakta bırakmayı seviyor. Bir gün önce, Fox televizyonuna verdiği röportajda, "Kurulun BM'nin yerini alıp almayacağı" sorusuna, "Belki de alır. BM pek yardımcı olmadı" diye yanıt verdi.
Barış Kurulu'nun daha ilk sınavı oldukça zorlu. İlk aşamadan, Gazze'de savaşı sona erdirecek noktaya ulaşmak. Bir Filistin devletinin kurulmasını engellemeye yemin etmiş Netanyahu ile sürdürülebilir bir barışa giden tek yolun Filistin özerk yönetimi ve İsrail işgalinin sona ermesi olduğunu savunan Arap liderleri, bu kurulu şekillendiriyor. Amerika ve tabii Avrupa'nın gündemindeki diğer büyük savaş Ukrayna. Ukrayna lideri Zelenskiy, Moskova ve Minsk ile aynı masaya oturmaktan kaçınıyor.
Ancak her ne kadar bu girişimi eleştirseler de, bazıları onlarca yıllık bir sorunu masaya getirdiği için Trump'a hakkını teslim ediyor. Bu, İkinci Dünya Savaşı sonrası kazananların oluşturduğu BM Güvenlik Konseyi'nin, artık dünyanın yeni güçleriyle oluşan yeni siyasi haritayla uyumlu olmaması ve yeniden düzenlenmesi talebi. Eski BM Genel Sekreter Yardımcısı Mark Malloch Brown, "Belki de Trump'ın yaptıklarının amaç bu olmasa da iyi bir sonucu, bu konuların uluslararası gündemin en üst sıralarına dönmesi" diyerek bu konuya dikkat çekiyor.
İronik bir şekilde, Trump'ın dünyayı barışa doğru yönlendirme girişimi, Guterres'in bu yılın sonunda ikinci dönemini tamamlamasıyla birlikte, birçok başkentte onun yerine geçecek kişiyi belirleme tartışmalarının hız kazandığı bir dönemde gerçekleşiyor. Daha önce Ukrayna savaşını bir günde bitirebileceğini ilan eden Trump, ikinci dönemindeki ilk yılında, barış yapmanın uzun ve tehlikeli bir süreç olduğunu öğrendi. Buna karşın bugün, Ortadoğu'da sadece "küçük yangınların" olduğunu iddia etti. Ukrayna'da bir çözümün "çok yakında" geleceğini vaat etti.






