ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırısına karşı çıkan dünya liderleri, bir yandan Donald Trump’ın savaşa katılmadıkları için duyduğu öfke, diğer yandan ise savaşa ve ABD başkanına karşı güçlü tepki gösteren kendi seçmenleri arasında sıkışmış durumda.
Bu ikilem, ABD ile müttefikleri arasındaki ilişkilerin dinamiğini değiştiriyor. Bir zamanlar "dünyanın en güçlü" liderini yatıştırmaya çalışan liderler artık onu açıkça eleştirmeye ve mesafe koymaya başlıyor. Bunun nedeni yalnızca ABD dış politikasına duyulan tepki değil; aynı zamanda savaşın yarattığı ekonomik baskının halklarının geçimini ve dolayısıyla kendi siyasi geleceklerini tehdit etmesi.
Trump’ın ikinci dönemini şekillendirmeye çalışan liderler bile artık onun tutumuna tepki gösteriyor. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, Trump’ın Papa XIV. Leo’ya yönelik saldırılarını “kabul edilemez” olarak nitelendirdi. İngiltere Başbakanı Keir Starmer ise savaş nedeniyle artan enerji fiyatlarından dolayı “bıktığını” söyledi.
Liderler, kontrol edemedikleri savaşın sonuçlarıyla yüzleşiyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), küresel ekonominin bu yıl yüzde 3,4’ten yüzde 2,5 büyümeye gerileyebileceği olumsuz bir senaryoya doğru gittiği uyarısında bulundu.
Orta Doğu petrol ve gazına bağımlı ülkeler daha ağır etkilenebilir. IMF, İngiltere’nin 2026 büyüme tahminini yüzde 1,3’ten yüzde 0,8’e düşürdü. Bu durum, ekonomiyi canlandırma vaadini yerine getiremeyen Starmer hükümeti için ciddi bir risk oluşturuyor.
ABD’nin önemli müttefiklerinden Japonya da baskı altında. Orta Doğu enerjisine bağımlı olan ülke, artan taşımacılık maliyetleri nedeniyle yükselen fiyatlar ve baskı altındaki ücret artışlarıyla karşı karşıya. Başbakan Sanae Takaichi, seçim zaferinin ardından bu kadar hızlı bir krizle karşılaşmayı beklemiyordu.
Trump, İran savaşı öncesinde bile birçok müttefik ülkede popüler değildi. Pew Research anketine göre, Trump’ın onay oranı birçok ülkede yüzde 35’in altındaydı.
Bu kopuş yalnızca Trump yönetimiyle sınırlı değil; ABD’nin onlarca yıldır kurduğu ittifak sistemini de tehdit ediyor. Trump’ın NATO’ya yönelik olumsuz yaklaşımı, ittifakın karşılıklı savunma garantilerini de zayıflatıyor.
Trump yönetimi, ABD çıkarlarını korumanın en iyi yolunun tek taraflı güç kullanımı olduğunu düşünüyor. Başkan, NATO’yu savunma ittifakı olarak değil, kendi dış politika hedeflerini ilerletmek için bir araç olarak görüyor. Bu nedenle ABD’nin güvenlik şemsiyesinden yararlanıp savaşlarına katılmayan müttefiklere tahammülü düşük.
Ancak birçok ülke için savaşa katılmak siyasi olarak mümkün değil. Seçmenler İran savaşını gereksiz, başarısızlığa mahkûm ve uluslararası hukuka aykırı görüyor.
İtalya Başbakanı Meloni, ideolojik olarak Trump’a en yakın Avrupalı liderlerden biri olmasına rağmen, artan yakıt fiyatları nedeniyle iç politikada baskı altında. Ayrıca Vatikan ile özel ilişkileri nedeniyle Papa’ya yönelik eleştiriler karşısında Trump’a karşı çıkmak zorunda kaldı. Bu durum, bir yıldan uzun süredir kurduğu diplomatik ilişkileri zedelemiş olabilir.
Trump ise Meloni için, “Onun cesur olduğunu sanıyordum ama yanılmışım” dedi ve İran’ın nükleer silah elde etmesi durumunda İtalya’nın tehdit altında olacağını savundu.
Kanada’da da benzer bir tablo yaşanıyor. Başbakan Mark Carney, Trump karşıtı bir söylemle seçimi kazanarak siyasi gücünü pekiştirdi. Ancak ülke, savaşın ekonomik etkileri ve ABD ile ticari gerilimler nedeniyle zor bir süreçten geçiyor.
Trump bir zamanlar Avrupa’daki popülist hareketler için bir ilham kaynağıydı. Ancak Macaristan’da Viktor Orbán’ın seçim yenilgisi, bu algının değiştiğini gösterdi. Trump ve MAGA hareketi Orbán’ı açıkça desteklemişti, ancak bu destek seçim kaybını engelleyemedi.
Bu durum, Avrupa’daki popülist liderlerin kendi siyasi çıkarları doğrultusunda Trump’tan uzaklaşmasını hızlandırabilir.
Trump yönetimi, müttefik liderlerin yaşadığı siyasi zorluklara fazla önem vermiyor. Avrupa’ya karşı mesafeli bir yaklaşım benimseyen yönetim, popülist hareketleri destekleyen bir strateji izliyor.
Trump ise yurt dışında popüler olduğuna inanıyor ve ABD’nin gücünü göstererek ülkesini daha saygın hale getirdiğini savunuyor.
Ancak Avrupalı liderler Trump’ı eleştirmeye başlasa da tamamen kopma riski alamıyor. Bunun en büyük nedeni, zayıflayan askeri kapasiteleri.
Trump, NATO ülkelerinin Hürmüz Boğazı’na gemi göndermemesini eleştirirken önemli bir noktaya işaret etti: Sorun yalnızca siyasi değil, aynı zamanda askeri kapasite eksikliği.
ABD’nin NATO’dan çekilme ihtimali, Avrupa için ciddi bir risk. Çünkü yeniden silahlanma süreci, sağlık ve sosyal harcamalarda kesinti gerektirebilir ve bu da siyasi krizlere yol açabilir.
Sonuç olarak, Avrupalı liderler siyasi olarak Trump’tan uzaklaşmak zorunda kalırken, ABD ile tamamen kopma lüksüne de sahip değil. Ancak Trump’ın onları popüler olmayan bir savaşa zorlaması, bu liderlerin ona destek verme alanını giderek daraltıyor.






