Kasım ayında yapılan bir ankete göre Amerikalıların sadece %1’i Almanya’yı en önemli Avrupa müttefiki olarak görüyordu. Katılımcıların %46’sı Fransa’yı, %19’u ise Birleşik Krallık’ı ilk sıraya koyuyordu. Ancak Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, uluslararası platformlarda ABD’den mesafe koyarak “zorbalara boyun eğmeyeceğini” ve Grönland konusunda “güçlünün hukukunu kabul etmeyeceğini” söyleyince, Trump yeni bir müttefike ihtiyaç duydu.
Trump için en önemli kriter her zaman koşulsuz sadakat oldu ve Merz bunu salı günü Oval Ofis’teki geleneksel fotoğraf seremonisi sırasında açıkça gösterdi. Alman Başbakanı şu ifadeleri kullandı: “Tahran’daki korkunç rejimi iktidardan uzaklaştırma konusunda aynı sayfadayız.” Trump bu sözleri memnuniyetle karşıladı. ABD yanlısı ve güçlü bir transatlantik çizgiye sahip olan milyarder avukat Merz, Amerikan başkanıyla kişisel bir yakınlık kurmuş ve çoğu konuda dengeci bir tutum sergilemişti.
Cumartesi günü İran’a füzeler düşerken Merz, İran rejiminin yarattığı “ikilemi kabul etmek gerektiğini” söylemiş ve neredeyse anlayışlı bir tavır takınmıştı. “Ortaklarımıza İran’a yönelik saldırıları konusunda ders vermeyeceğiz” demişti. Salı günkü görüşmede ise ticaret anlaşmaları, gümrük tarifeleri ve Ukrayna savaşı gündemdeydi. Merz bu kez Avrupa’daki başka bir müttefiki hedef aldı: “Başkan haklı. NATO içinde askeri harcamalarını GSYH’nin %5’ine çıkarmaya hazır olmayan tek ülke İspanya.” “İspanya yükümlülüklerini yerine getirmeli.”
Bu bağlamda Trump, İspanya’nın İran saldırısı için üslerini kullandırmamasına çok şaşırmadı. Ancak İngiltere Başbakanı Starmer’ın tavrı onu özellikle hayal kırıklığına uğrattı. Trump nostaljik bir tonla “Churchill değil” diyerek eleştirdi. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ise görüşme sırasında Trump’a Almanya’nın ekonomik anlaşmalar konusunda “oldukça yapıcı davrandığını” ve müzakerelerde “yardımcı olma niyeti gösterdiğini” söyledi.
Merz böylece Oval Ofis’e davet edilen birçok liderin çekindiği kamuoyu önünde bir çatışmadan kaçınmayı başardı. İran konusunda yaptığı taktiksel taviz ve saygılı dili sayesinde tarife pazarlıklarında konumunu güçlendirdi ve Trump’ın Avrupa’daki en önemli muhataplarından biri haline geldi. Trump, NATO ülkelerinin yeni savaşına verdiği tepki sorulduğunda şöyle dedi: “Bazıları çok yardımcı oldu, bazıları ise olmadı.”
Bu noktada Almanya ile ilişkisini ve NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile iş birliğini özellikle vurguladı. Alman Hristiyan Demokrat lider Merz, geçen hafta Çin’i ziyaret ederek Almanya için piyasaları istikrara kavuşturmayı da amaçlayan daha geniş bir stratejik konumlanmayı tamamlamış oldu. Bu adım, ihracatın kırılganlığını azaltmayı hedefliyordu.
Bu gelişme, Trump ile olan yakınlığı bilinse de analistleri yine de şaşırttı. Foreign Policy dergisinde Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Direktörü Nathalie Tocci, bu hafta şu değerlendirmeyi yaptı: “Avrupa İran konusunda hem etkisini hem de ilkelerini kaybetti. Eğer bir Marslı dünyaya gelip Avrupa liderlerini dinleyerek Orta Doğu’daki durumu anlamaya çalışsaydı, savaşı İran’ın başlattığı sonucuna varırdı.”
Alman hükümet başkanı, geçen yıl Münih Güvenlik Konferansı’nda ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in konuşmasına doğrudan tanıklık etmişti. Bu ziyaretle birlikte pragmatik yaklaşımını pekiştirdi ve kendisini Avrupa’nın “kalbi” olarak konumlandırdı. Merz, seleflerinin dış politikasını “aşırı normatif, ahlakçı ve idealist” olmakla eleştiriyor ve Almanya’nın hayati çıkarlarını savunması gerektiğini söylüyor.
Grönland’a 15 asker gönderilmesi, Arktik bölgesi için Eurofighter savaş uçaklarının görevlendirilmesi ve Litvanya’daki Alman tugayı gibi sembolik adımlar da Almanya’nın NATO içinde ABD’nin aktif bir müttefiki haline geldiğini gösteriyor. Bu durum, Trump üzerinde etki kurmasını ve özellikle Ukrayna savaşının gidişatı üzerinde söz sahibi olmasını güçlendiriyor. Merz’in “transatlantik ittifakı onarma ve yeniden canlandırma” hedefi, bu ziyaretle birlikte yeni bir ivme kazanmış görünüyor.





