Milli İstihbarat Akademisinden Dr. Celal Erbay, Türkiye'nin küçük modüler reaktör hamlesinin stratejik önemini AA Analiz için kaleme aldı. Türkiye’de 4,8 gigavat kapasiteye sahip Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nin devreye girmesine aylar kalırken, Sinop ve Trakya’daki yeni büyük reaktör projeleri için de çalışmalar hızla devam ediyor. Ancak küresel nükleer sahnede ilgi, fabrikada üretilip sahada “tak-çıkar” kolaylığıyla monte edilen Küçük Modüler Reaktörlere (SMR) daha fazla yoğunlaşıyor. 300 megavat altı bu kompakt yapılar, yatırım riskini düşüren kademeli kapasite artışı, pasif güvenlik sistemleriyle yüksek işletme emniyeti, sanayi bölgeleri veya ada şebekelerine yakın konumlanma ve gerektiğinde yüzer platform entegrasyonu gibi avantajlar sunuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2053 karbon sıfır vizyonuna paralel olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, önümüzdeki 20 yılda Türkiye’nin enerji sepetine en az 5 gigavat SMR eklemeyi hedeflediklerini belirtiyor.
SMR teknolojisi
Birkaç yüz tonluk bir türbinin kara inşaatına gerek kalmadan fabrikadan tıra yüklenip doğrudan limana veya sahaya ulaştığını düşünürsek, SMR’ler nükleer enerjiyi tam olarak “endüstriyel lojistik” mantığına taşır. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), SMR’leri 300 megavat net elektrik çıkışı veya altı kapasiteye sahip, tek modülü fabrika ortamında üretilebilen reaktörler olarak tanımlar. Üretilen modüller tren, gemi ya da ağır yük kamyonuyla sevk edilip temele oturtulduktan sonra blok halinde birleştirilir. Bu yöntem, klasik reaktörlerdeki uzun saha işlerinin çoğunun aşılmasını sağlayarak finansman takvimini de oldukça kısaltır. SMR’ler “lego” mantığıyla çoğaltılabildiği için ilk modül devreye girerken ikinci modül sahaya taşınabilir. Böylece hem kademeli talep artışını karşılar hem de maliyetleri aşağı çeker.
Dünya genelinde birçok farklı SMR tasarımı üzerinde çalışılsa da üç temel eğilim ön plana çıkar. Bunlar, Akkuyu’da da kullanılan geleneksel basınçlı su reaktörleri, yüksek sıcaklıklı gaz soğutmalı reaktörler ve henüz konsept tasarım aşamasındaki ergimiş tuz ya da hızlı nötron reaktörleridir.
Türkiye’nin nükleer stratejisi ve SMR gündemi
Türkiye’nin ilk büyük ölçekli nükleer santrali Akkuyu’daki birinci ünitenin devreye girmesi için geri sayım sürerken, Sinop ve Trakya sahalarında yaklaşık 10 gigavatlık ilave kapasite görüşmeleri devam ediyor. Ülkemiz, 2050 yılına kadar toplam 20 gigavatlık nükleer enerji kapasitesine ulaşmayı hedefliyor. Bu kapasitenin 15 gigavatı büyük (konvansiyonel) nükleer reaktörlerden, 5 gigavatı ise küçük modüler reaktörlerden sağlanacak. Bu ikili yapı, hızlı talep artışını büyük ünitelere, yerli esneklik ihtiyacını ise modüler sistemlere paylaştırarak elektrik arzını dengeli biçimde büyütmeyi amaçlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 26 Mart 2025’te ilan edilen “2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi” ile yerli bir SMR tasarımına ve nükleer teknopark inşasına başlanacağını belirterek “yerli SMR hamlesini” resmileştirdi. Yerli SMR programının ekonomik belkemiğini kamu-özel sektör iş birliğine dayanan kademeli finansman modeli üzerine oturtmak stratejik anlamda doğru bir tercih olacaktır.
Sonuç olarak küçük modüler reaktörler, Türkiye’nin enerji sahnesine yalnızca yeni santraller değil, stratejik kuvvet çarpanı da getirecek. Fabrikada üretilebilir bu üniteler sayesinde ülkemiz; şebekede esneklik, sanayide kesintisiz ısı, ihracatta yüksek teknoloji üçgenini tek hamlede güçlendirecektir. Lisans sürecini hızlandırıp seri üretime geçtiğimiz gün, Türkiye bölgesel nükleer enerji oyununda ağırlık merkezine dönüşecek. Özellikle SMR’lerin yüzer platformlara entegrasyon yeteneğine sahip olması sayesinde ülkemiz enerji arzında üst liglere çıkacaktır.




