Küresel ekonomik büyümenin oldukça zayıf seyrettiği, dış ticarette artış hızının tarihsel ortalamaların altında kaldığı, ticaret savaşları, gümrük vergisi artışları ve korumacılık eğilimlerinin güç kazandığı zorlu bir süreçte Türkiye ekonomisi; üretim kapasitesi, ekonomik büyüme, istihdam ve ihracat artışıyla pozitif ayrışmayı başardı.
Türkiye'nin ihracatı 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 4,5 artarak 273,4 milyar dolar oldu. Makine İhracatçıları Birliği (MAİB) verilerine göre, serbest bölgeler de dahil edildiğinde makine imalat sanayisinin konsolide ihracatı 2025'te yıllık bazda yüzde 1,9 artarak 28,7 milyar dolara yükseldi. Bu rakam, tüm zamanların en yüksek verisi olarak kayıtlara geçti. Tonaj olarak düşüşün yaşandığı bu dönemde, kilogram başına ortalama ihracat fiyatı 8,1 dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.
Almanya'ya gerçekleştirilen ihracatın yüzde 6,8 artışla 3,2 milyar dolara yükseldiği bu dönemde, ABD'ye yapılan dış satım yüzde 9 artışla 2 milyar dolara yaklaştı. Suriye'ye makine ihracatının yüzde 189 artışla 130,6 milyon dolara ulaşması dikkati çekti. Alt gruplar incelendiğinde, en yüksek ihracat artışının yüzde 6,6 ile içten yanmalı motorlar ve aksamlarında gerçekleştiği görülürken bunu inşaat ve madencilik makineleri ile yıkama ve kurutma makineleri izledi. Türbin, turbojet ve hidrolik sistemlerde yüzde 17, gıda makinelerinde ise yüzde 14 artış kaydedildi.
Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Kutlu Karavelioğlu, makine sanayisinin neredeyse her yıl ihracatta rekor kırar hale geldiğini belirtti. Geçen yıl küresel makine ihracatının 2024'e göre yüzde 10 arttığını ifade eden Karavelioğlu, buna rağmen üretimdeki yükselişin daha sınırlı kaldığını, bu durumun makine fiyatlarındaki artışa işaret ettiğini anlattı. Karavelioğlu, küresel talepteki dalgalanmalar, jeopolitik riskler, ticaret politikalarındaki belirsizlikler ve yurt içinde uygulanan sıkı para politikası ile maliyet baskılarının aynı anda hissedildiği bir yılı geride bıraktıklarını belirtti.
Karavelioğlu, Avrupa'da makine talebinin zayıf kalmaya devam ettiğini, savunma, altyapı, enerji ve büyük ölçekli işletme yatırımlarına yönelik siparişlerin neredeyse tamamının Avro Bölgesi dışından geldiğini, yurt içi yatırım iştahının ise zayıf seyrini sürdürdüğünü söyledi. Bu tablonun, Avrupa kadar onun müttefik ülkelerine de odaklanmayı zorunlu kıldığını vurguladı.
Küresel makine yatırımlarına değinen Karavelioğlu, dünya genelinde sanayi yatırımlarının yönünün, yeni kapasite kurmaktan ziyade mevcut makinelerin daha akıllı, verimli ve esnek hale getirilmesine doğru kaydığını belirtti. Türkiye'nin ithalat verilerine de değinen Karavelioğlu, kasım sonu itibarıyla sektör ithalatının yıllıklandırılmış bazda yüzde 4 artarak 45 milyar dolar eşiğini aştığını, bunun iç pazarda koruyucu tedbirlerin yetersiz kaldığını gösterdiğini ifade etti.
Karavelioğlu, yerli üretimi, yatırımı ve teknolojik yetkinliği korumaya yönelik mevcut tedbirlerin dozunu, AB'deki İthalat Gözetim Çalışma Grubu benzeri hızlı tepki verebilen mekanizmalarla ayarlamakta fayda görüyoruz. Rekabetçilik ekseninde ele alınacak bütüncül bir sanayi ve finansman yaklaşımı, makine sektörünün hem üretim gücünü hem de ihracattaki stratejik konumunu yeniden tahkim etmenin en kritik aracı olarak öne çıkıyor.




