SETA Vakfından Büşra Zeynep Özdemir, Türkiye’nin yenilenebilir enerji çalışmalarını ve hedeflerini AA Analiz için kaleme aldı.

Dünya genelinde yenilenebilir kaynaklar son yıllarda iklim değişikliği ile mücadele çabaları ile öne çıkmaya başlasa da bu kaynakların ülkelerin ajandasında yerini alması daha eski tarihlere dayanıyor. Hidroelektrik enerjisi ağırlıklı küresel elektrik enerjisi kurulu gücü son yıllarda rüzgardan güneşe, jeotermalden biyokütleye modern yenilenebilir teknolojilerinin dahil olmasıyla hatırı sayılır bir değişim geçirdi. Dünyadaki bu değişimi yakından takip eden Türkiye de 20 yılı aşkın bir süredir yenilenebilir enerji kaynaklarına enerji politikasında önemli bir yer ayırıyor.

Yenilenebilir enerjiler artan enerji talebini karşılamada ilk akla gelen kaynaklar. Uzunca bir süre kömürün ve hidroelektriğin domine ettiği küresel kurulu güç yapısı petrolün yaygınlaşmasıyla fosil yakıt ağırlıklı bir dönüşüm geçirmeye başlamıştı. Ancak 1973 yılında Yom Kippur Savaşı ile katlanarak artan petrol fiyatları ülkelerin büyük bir krizle karşı karşıya kalmasına ve petrole olan bağımlılıklarını azaltma çalışmalarına yol açtı. Petrole alternatif arayan ülkeler için yerli, milli ve öz kaynaklar olmaları dolayısıyla enerji arzının güvenliğinin artırılması noktasında yenilenebilir kaynaklar biçilmiş kaftandı.

Türkiye de uzun yıllar elektrik enerjisi üretiminde yoğun olarak kömürden ve hidroelektrik enerjisinden yararlanmıştır. 1940 yılında kurulu güçte hidroelektrik santrallerinin payı yüzde 3,6 iken üretilen elektriğin de yalnızca yüzde 3,5’i hidroelektrikten üretilmiştir. 1972 yılında hidroelektriğin kurulu güçteki payı yüzde 33’e ulaşmış, üretimdeki pay da yüzde 28,5’e yükselmiştir. Krizi takiben hidroelektrik yatırımlarının artarak devam etmesiyle, 1982 yılında kurulu güçteki pay yüzde 46,4’e, elektrik üretimindeki pay da yüzde 53’ün üzerine çıkmıştır.

1980’ler dünya genelinde yoğun fosil yakıt tüketiminin neden olduğu çevresel sorunlara karşı farkındalığın yükseldiği yıllar olmuştur. Küresel ısınmanın fosil enerji kaynakları tüketimine bağlı olarak gelişmesinin kanıtlanmasıyla enerji tüketiminin dönüştürülmesine ve fosil kaynakların yerine alternatifler geliştirilmesine yol açmıştır. Yenilenebilir enerji kaynakları bu noktada tekrar öne çıkan kaynaklardır.

Türkiye, Akdeniz kuşağında yer alması dolayısıyla yüksek yenilenebilir enerji potansiyeline sahip olması bakımından avantajlı bir konumdadır. Bu potansiyelin hayata geçirilmesi için başta rüzgar, biyokütle, jeotermal, hidroelektrik ve güneş enerjisinin kurulu güce dahil edilmesine yönelik çalışmalar artırılmıştır. 2002 yılında kurulu güçte hidroelektrik santrallerinin yanında jeotermal enerji ve rüzgar enerjisine dayalı santraller de yerini almış, toplam kurulu güç 12.277,3 megavata ulaşmıştır. Ancak yenilenebilir kaynaklardan sürekli olarak aynı miktarda elektrik üretilememesi ve mevsimsellik durumu, artan ekonomik büyüme ile talebin karşılanmasında riskli bir durum ortaya çıkarmaktadır.

2010’lu yıllar, enerji piyasaları üzerinde etkili olacak çok sayıda jeopolitik gelişmenin yaşandığı bir dönemdir. Enerji güvenliği, iklim değişikliği ile mücadelenin ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir. Türkiye, ithal kaynakları çeşitlendirirken yerli yenilenebilir potansiyelini hayata geçirme çalışmalarına devam etmiştir. 2024 yılında 2053 Net Sıfır Emisyon hedefi ile yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılması hedeflenmektedir. Toplam 30 bin megavat olan yalnızca rüzgar ve güneş enerjisine dayalı kurulu gücün 120 bin megavata ulaşması hedeflenmektedir. Türkiye, yenilenebilir enerjilerden her alanda yararlanma isteğini göstermektedir. İlerleyen süreçte, yenilenebilir enerjilerin ve temiz enerji teknolojilerinin Türkiye’de uzun yıllar daha ana gündem maddesi olmaya devam edeceği söylenebilir.