DEİK Türkiye-Azerbaycan İş Konseyi Başkanı TADİV Yönetim Kurulu Üyesi SELÇUK AKAT

Yarın Azerbaycan’ın ba­ğımsızlığını yeniden ka­zanmasının 35’inci yıl dö­nümü. Halkın kararlı talepleri ve Azatlık Meydanı’ndaki mücade­lenin ardından, 18 Ekim 1991’de Azerbaycan’ın bağımsızlığı yeni­den ilan edildi. Bakü’den yükselen bu iradeyi ilk tanıyan ülke Türki­ye oldu. O gün kurulan bağ, mer­hum Haydar Aliyev’in “tek millet, iki devlet” formülüyle bir kimliğe, 2021’de imzalanan Şuşa Beyan­namesi ile de bir müttefiklik hu­kukuna dönüştü.

Bu yıl dönümünün benim için kişisel bir anlamı da var. Ailem Azerbaycan kökenli. Dedem Ca­hangir Zeynaloğlu, Azerbaycan bağımsızlık hareketinin önde ge­len fikir ve aksiyon insanların­dandı; kaleme aldığı Azerbaycan tarihi eserleri bugün hâlâ basılı­yor. Rahmetli babam, ata yurdu­muz bağımsızlığına kavuştuktan sonra Azerbaycan ile iş ilişkile­rini yeniden kurdu. Enerji sektö­ründe önemli işler yaptık; SOCAR ile kurduğumuz ortak girişimler başarılı oldu. Bugün ikinci kuşak olarak bu ilişkileri sürdürüyorum ve Türk dünyasının 1991 sonra­sı dönüşümünü ilk elden gözleme imkânı buldum. Bu satırlar o ta­nıklığın ürünü.

Kardeşlikten ortaklığa

Bugün bu formüle üçüncü bir halka eklemenin zamanı geldiği­ne inanıyorum: Tek ekonomi. Son 35 yılda iki ülke arasındaki ilişki, duygusal bağların ötesine geçe­rek sermaye, enerji, ulaştırma ve sanayi üzerinden kenetlenmiş bir ekonomik ortaklığa evrildi. Önü­müzdeki dönemin görevi, bu or­taklığı kurumsal ve kalıcı bir en­tegrasyona taşımak.

Bu dönüşümü en açık biçimde rakamlar anlatıyor; ortaklığımız iki yönlü işliyor. Azerbaycan’ın Türkiye’deki yatırımları 20 mil­yar doları aştı. SOCAR, ülkemiz­deki en büyük uluslararası yatı­rımcı. Son 20 yılın en büyük sana­yi yatırımı olan STAR Rafinerisi, İSO 500 sıralamasında 3’üncü., ihracatta 6’ncı sırada. Petkim ise Türk sanayisinin lokomotiflerin­den biri olarak Aliağa’da büyüme­ye devam ediyor.

Madalyonun öbür yüzünde 5 bin 800 Türk şirketinin Azerbay­can’da gerçekleştirdiği 12 milyar dolarlık yatırım duruyor. Türki­ye, petrol dışı sektörlerde Azer­baycan’a en fazla yatırım yapan ülke. Müteahhitlerimiz Kara­bağ’ın yeniden inşasında, sana­yicilerimiz “Made in Azerbaijan” programı kapsamındaki sanayi ve teknoloji parklarında yeni üretim alanları buluyor.

Milyar dolarla ifade edilen kar­şılıklı yatırımlar iki ekonominin artık birbirinin büyümesinde doğrudan pay sahibi olduğu anla­mına geliyor. Bir ülkedeki fırsat, diğerinin de fırsatı.

Türkiye-Azerbaycan İş Konse­yi Azerbaycan’ın bağımsızlığın­dan hemen sonra 3 Kasım 1991’de kuruldu. Azerbaycan Ekonomi Bakanlığı ve AZPROMO ile birlik­te karşılıklı yatırımları artırmak ve Azerbaycan’ın petrol ve doğal­gaz dışında çeşitlenen sanayileş­mesine deneyimimizi aktarmak için çalışıyoruz. Son dönemde di­jital ekonomi, yeşil dönüşüm ve gıda güvenliğine odaklandık.

Çelikten bağlar: Enerji ve ulaştırma

Tek ekonomi iddiasının en so­mut zemini, iki ülkeyi fiziken bağ­layan altyapı. Bakü-Tiflis-Cey­han ve Bakü-Tiflis-Erzurum boru hatları, TANAP ve Bakü-Tif­lis-Kars Demiryolu, Hazar’ı Ak­deniz’e ve Avrupa’ya bağlayan bir omurga oluşturdu. Bu proje­ler Türkiye’yi Avrupa’nın enerji güvenliğinde kilit bir transit ülke yaptı; Azerbaycan ise Türkiye’nin arz güvenliğinde güvenilir bir te­darikçi oldu.

Iğdır-Nahçıvan boru hattıy­la Nahçıvan’ın gazı artık Türki­ye üzerinden sağlanıyor. Temeli atılan Kars-Dilucu Demiryolu ve Zengezur Koridoru tamamlan­dığında ise iki ülke tarihte ilk kez demiryoluyla kesintisiz biçimde bağlanacak. Bakü’den yola çıkan bir tren doğrudan Kars’a, oradan Avrupa’ya ulaşabilecek.

Önümüzdeki 35 yılın gündemi

Türk Devletleri Teşkilatı Tür­kistan Zirvesi’nde de teyit edildiği gibi Orta Koridor, Avrupa ile As­ya arasındaki ticaretin Türkiye ve Azerbaycan üzerinden aktığı yeni bir omurgaya dönüşüyor. Bu, iki ülkeye birlikte üstlenecekleri ta­rihi bir rol yüklüyor.

İş dünyası olarak gözümüzü ye­ni ufuklara çevirmeliyiz. Öne çıka­cak alanlar şunlar:

*Üçüncü ülkelerde birlikte büyü­mek: SOCAR’ın küresel genişleme stratejisi, TPAO’nun yurt dışı atı­lımı ve Türk şirketlerinin saha tec­rübesi bir araya geldiğinde Irak’tan Libya’ya, Orta Asya’dan Afrika’ya uzanan bir coğrafyada ortak pro­jeler mümkün. Azerbaycan gazı­nın Ağustos 2025’ten bu yana Ki­lis üzerinden Suriye’ye ulaşması, bu modelin ilk başarılı örneği oldu.

*Suriye’nin yeniden inşası: Enerjiyle başlayan işbirliği; elekt­rik üretimi, şebeke rehabilitasyo­nu, altyapı ve konut projelerine ge­nişleyebilir. Karabağ’da edinilen deneyim, bu alanda eşsiz bir biri­kim sunuyor.

*Karadeniz ve yeni enerji: Kara­deniz’deki gaz keşifleri, SOCAR ile TPAO arasında saha geliştirme ve üretimde yeni bir ortaklık alanı açı­yor. Nahçıvan’daki güneş enerjisi projeleri ve Türkiye’ye yeşil elekt­rik ihracı hedefi, ortaklığımızı gele­ceğin enerjisine taşıyacak. SOCAR Türkiye’nin yeni petrokimya yatı­rımı da Aliağa’yı bölgenin entegre sanayi üssüne dönüştürebilir.

*Savunma, teknoloji ve dijital ekonomi: Savunma sanayiinde or­tak üretim ve bakım merkezleri, ya­pay zekâ ve dijital altyapıda ortak girişimler, Türk dünyasının tekno­loji ekosistemine öncülük edebile­cek alanlar.

Tek ekonomiye giden yol

Bu hedefe ulaşmak için iyi ni­yet yetmez; kurumsal adımlar gerekir. Önceliklerimiz şunlar: Tercihli Ticaret Anlaşması’nın kapsamlı bir serbest ticaret ve ya­tırım anlaşmasına dönüştürül­mesi, yerel para birimleriyle tica­retin yaygınlaştırılması, ortak bir yatırım fonunun kurulması, stan­dartların ve gümrük prosedürle­rinin uyumlaştırılması ve insan kaynağının iki ülke arasında ser­bestçe dolaşabilmesi.

Savaşlar, yaptırımlar ve kırıl­gan tedarik zincirleri, bölgemiz­de ortaklıkların gerçek değerini sınıyor. Böyle bir dönemde eko­nomik bağlarımızın derinliği, iki ülke için en güçlü güvence. Siyasi gündemler değişebilir; ama boru hatları, demiryolları, fabrikalar ve ortak yatırımlar kalıcıdır.

35 yıl önce Türkiye, Azerbay­can’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkeydi. Zaman hangi sınavı önü­müze koyarsa koysun, Türkiye ile Azerbaycan aynı kökten bes­lenen, kardeşlik bağlarıyla birbi­rine sımsıkı kenetlenmiş iki dal gibidir. Önümüzdeki 35 yılda he­defimiz, “tek millet, iki devlet” olmanın yanında “tek ekonomi” hâline gelmek; bu birliktelik, or­tak coğrafyamızda barış ve istik­rarın da kilit taşı olacaktır. Türk ve Azerbaycan iş dünyası bu yol­culuğa hazır.

Azerbaycan’ın yeniden bağım­sızlığının 35. yılı kutlu olsun.