Ukrayna ile ABD arasında uzun süredir devam eden müzakereler sonuç verdi. Washington yönetimi ile Kiev, Ukrayna’nın lityum, grafit, petrol ve doğalgaz gibi doğal kaynaklarının geliştirilmesi için stratejik bir maden anlaşmasına imza attı. Anlaşma, savaş sonrası Ukrayna’nın yeniden inşası ve ABD'nin gelecekteki askeri yardımlarını da kapsayan geniş bir işbirliği zeminine dayanıyor. Bir yanda madenler elden giderken diğer yandan 4 bölge de Rusya'ya mı teslim ediliyor? Uzmanlar Ukrayna'nın pes ettiğini ve çaresiz kaldığını söylüyor.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, Trump yönetiminin ilk sunduğu barış planını “ülkemizi satmam” diyerek reddetmişti. Ancak aylar süren görüşmelerin ardından taraflar, Kiev’in egemenlik haklarını koruyacak şekilde uzlaştı. Anlaşmaya göre Ukrayna, kendi topraklarındaki maden kaynakları üzerindeki tam mülkiyet hakkını sürdürecek. Hangi madenlerin nerede ve ne şekilde çıkarılacağına dair karar yetkisi de yalnızca Ukrayna’da olacak.

ABD ile kurulan yatırım fonu, yüzde 50-50 ortaklık ilkesine dayanacak. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, bu işbirliğinin "özgür, egemen ve müreffeh bir Ukrayna’nın merkezde yer aldığı barış sürecine bağlılık" göstergesi olduğunu söyledi. Ukrayna Ekonomi Bakanı Yulya Sviridenko ise anlaşmanın küresel yatırımcıları ülkeye çekeceğini belirtti.

Anlaşmanın yalnızca ekonomik boyutu değil, siyasi ve jeopolitik sonuçları da büyük. ABD'nin Ukrayna-Rusya Özel Temsilcisi Keith Kellogg’un Fox News’a verdiği demece göre, Washington’un önerdiği barış planı 30 günlük bir ateşkes, Ukrayna’nın NATO üyeliğinden feragat etmesi ve yaptırımların aşamalı olarak kaldırılmasını içeriyor.

Kellogg’un ifadelerine göre, Ukrayna yönetimi Rus işgali altındaki Kırım ve dört bölgeyi "de jure (hukuken) değil ama de facto (fiilen)" Rusya’ya bırakmayı kabul etti. "Ukraynalılar, fiilen kontrolü kaybettikleri bu topraklar konusunda geri adım atmaya hazır olduklarını söylediler" diyen Kellogg, Kiev’in “mevcut topraklarında kalıcılaşacak” bir ateşkese de sıcak baktığını belirtti.

Anlaşmanın Ukrayna açısından önemli bir kazanımı ise ABD’den gelen savaş yardımlarının karşılıksız sayılacak olması. Biden döneminde yapılan askeri yardımlar, Kiev’in borç hanesine yazılmayacak. Ayrıca ABD tarafından sağlanacak hava savunma sistemleri ve askeri ekipmanlar, oluşturulan yatırım fonunun parçası sayılacak.

Ancak anlaşmada güvenlik garantileriyle ilgili somut bir madde yer almıyor. Bu durum, Ukrayna kamuoyunda ve uzmanlar arasında endişe yaratıyor.

Anlaşmaya dair Ukrayna’da iç politikada da eleştiriler yükseliyor. Bazı muhalif gruplar, madenlerin ABD şirketlerine fiilen devredildiğini ve ülkenin kaynaklarının pazarlık unsuru haline geldiğini savunuyor. Ayrıca anlaşmada belirtilen nadir toprak elementlerinin büyük bölümü halen Rus işgali altındaki bölgelerde bulunuyor. Bu da anlaşmanın uygulanabilirliğini zora sokan unsurlar arasında.

Anlaşmaya Moskova’dan da tepki gecikmedi. Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dimitri Medvedev, ABD'nin Ukrayna’ya yaptığı yardımların geri ödenmesini beklediğini ve bu tür anlaşmaların barışı değil, çatışmayı uzatacağını savundu. Rusya ayrıca Ukrayna’nın Batı’dan askeri yardım almayı bırakmadan ateşkesin mümkün olmadığını açıkladı.