Vücudunuz Kilo Vermeye Karşı Direnebilir: Bu Bir İrade Sorunu Değil, Biyolojik Bir Gerçek

OnedioOnedio2 SAAT ÖNCE
AA

4 Mart Dünya Obezite Günü, küresel ölçekte obeziteyle mücadele etmek ve bu konuda kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla belirlenmiş uluslararası bir gün. Türkiye ise bu konuda yüksek riskli ülkeler arasında. Ülkemizde yaklaşık 18 milyon kişinin obezite ile yaşadığı biliniyor. Öncelikle bilimsel bir gerçek: Obezite bir iştah ve irade meselesi değil, yağ dokusu bazlı kronik tekrarlayıcı ve ilerleyici bir hastalıktır. Gelin obezite ile ilgili az bilinen gerçekleri konuşalım:

Vücudumuz kilo vermeye karşı direnebilir

Evet, şaşırtıcı ama gerçek! Sorun sadece ne kadar yediğimiz değil, vücudumuzun yağı nasıl algıladığı ve yönettiğidir. Ve bazen ne yaparsak yapalım, vücudumuz kilo vermeye karşı direnebilir. Bu sürecin adı 'metabolik adaptasyon'dur. Kilo kaybı sırasında vücut, enerji harcamasını azaltır; yani aynı kilodayken yaktığınız kaloriden daha azını yakmaya başlarsınız. Kilo verdiğinizde metabolizma yavaşlar. Vücut daha az enerji yakmaya başlar. İnsan vücudu, binlerce yıl kıtlık koşullarına göre evrimleşmiştir. Beyin kilo kaybını, "enerji kaybı = hayatta kalma riski" olarak okur ve sistemi korumaya alır. Yani obezite çoğumuzun sandığının aksine bir irade sorunu değil, biyolojik bir gerçekliktir. Eğer kilo verme ve onu koruma hedeflerinize ulaşmanızı engelleyen bir şey varmış gibi hissediyorsanız, belki de gerçekten vardır.

Verdiğimiz kilolar neden geri geliyor?

Kiloyu korumak, çoğu zaman vermekten daha zor olur. Kilo vermeye çalışan pek çok insan aynı döngüyü yaşar: Önce kilo verilir, ardından bir noktada duraklama olur ve maalesef çoğu zaman verilen kilolar bir süre sonra geri alınır. Toplumda bu durum genellikle "motivasyon kaybı" ya da "diyeti bozma" olarak yorumlansa da bilim bize çok daha farklı bir şey söylüyor. Araştırmalar, kilo verdikten sonra vücudun enerji harcamasının, aynı kilodaki hiç kilo vermemiş bir kişiye göre daha düşük olabildiğini göstermektedir. Bu da şu anlama gelir: Kilo vermiş bir kişi, aynı kiloda kalmak için başkalarına göre daha az yemek zorunda kalabilir. Tok hissetmeme, artan açlık hissi ve metabolizmadaki değişiklikleri içeren, sizin kontrolünüz dışındaki karmaşık faktörler kilo kaybına karşı biyolojik dirence neden olabilir.

Yağ dokusu: Bilinenden çok daha fazlası

Yağ dokusu sadece "fazla kilonun depolandığı" pasif bir alan değil aksine, aktif bir endokrin organdır. Leptin, adiponektin, sitokinler ve daha birçok biyolojik sinyal üretir. Bu sinyaller beyin, karaciğer, kas ve pankreasla sürekli iletişim halindedir. Yağ dokusunun miktarı ve vücuttaki dağılımı değiştiğinde, bu iletişim de bozulur. Bu nedenle obezite; tip 2 diyabet, kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon ve bazı kanser türleriyle yakından ilişkilidir. Sorun sadece kilonun kendisi değil, yağ dokusunun vücutta nasıl davrandığıdır.

Açlık hissi herkeste aynı değildir

Bu noktada açlık hormonları devreye girer. Ghrelin gibi açlığı artıran hormonlar yükselirken, leptin gibi tokluk sinyalleri baskılanır. Sonuç olarak bazı insanlar daha çabuk acıkır ve kilo kaybını sürdürmekte daha çok zorlanır. Yani açlık hissi herkeste aynı çalışmaz. Bu durum irade eksikliği değil, biyolojik bir yanıttır.

Yeme isteği sadece irade değil, beyin meselesidir

Yiyecekler yalnızca mideyi değil, beynin ödül sistemini de uyarır. Yemek yemek; rahatlama, iyi hissetme, stres azalması gibi nörobiyolojik yanıtlar yaratır. Bazı bireylerde bu ödül mekanizması çok daha güçlü çalışır. Bu nedenle yeme davranışı, sadece "kendini tutmak" meselesi değildir. Beynin kimyası, kişinin yeme ile kurduğu ilişkiyi doğrudan etkiler.

Gerçekten irade meselesi mi?

Obezite ile yaşayan bireylerin en sık duyduğu cümlelerden biri şudur: "Biraz iradeli olsan çözülür." Oysa obezite irade eksikliği değildir. Obeziteyle mücadele, bireyi suçlamakla değil; biyolojiyi anlamakla başlar. Bu nedenle obezite tanı ve tedavisinde sağlık mesleği mensuplarının rolü kritiktir.

Güzel Haber: Obezite önemli ancak yönetilebilen bir hastalıktır

Obezite tanısı için ilk aşamada beden kitle indeksi (BKİ) kullanılmaktadır. Ayrıca özellikle bel çevresindeki genişleme visseral yağlanma ve kardiyometabolik risk artışını işaret etmektedir. BKİ yanında bel çevresi ve bel boy oranı gibi ek parametreler de obezite değerlendirmesinde kullanılır. Beden kitle indeksi kilonuzun boyunuzla karşılaştırılmasıyla hesaplanır ve bir sağlık mesleği mensubu ile obezite hakkında konuşmanız gerekip gerekmediği konusunda bir başlangıç göstergesi olabilir. Siz de beden kitle indeksinizi BKİ Hesaplayıcı Obezite ve Fazla Kilo Nedir | BKİ Hesaplayıcı | Lilly Türkiye üzerinden hesaplayabilirsiniz. Çeşitli faktörlerin karmaşık bir birleşimiyle gelişen bir hastalık olan obezite ile yaşayan bireyler için, yaşam tarzı değişikliklerinden (diyet ve egzersiz gibi), obezite tedavisinde kullanılan ilaçlara ve hatta cerrahi müdahalelere kadar birçok farklı kilo yönetimi yaklaşımı mevcut ve hangi yöntemlerin sizin için uygun olduğuna doktorunuzla birlikte karar verebilirsiniz.

Hızlı, reklamsız ve yapay zeka özetli haberler için mobil uygulamamızı indirin

Hızlı, reklamsız ve yapay zeka özetli haberler için mobil uygulamamızı indirin