Geçtiğimiz temmuz ayında ABD ve İsrail, İran’ın nükleer enerji ve araştırma tesislerini 12 gün boyunca bombaladı. Birkaç gün sonra, Birleşmiş Milletler onayı olmadan yürütülen bu saldırıların ardından iki ülke ateşkese kapı araladı. İran yönetimi, bunun kapsamlı bir anlaşmaya dönüşebileceğini düşünerek saldırıların durdurulması ve gerilimin artırılmaması şartlarını kabul etti. Füzeler sustu ancak anlaşma son derece kırılgandı.

Uzun vadeli bir barış anlaşması yapılmadı; bağlayıcı denetim mekanizmaları oluşturulmadı, nükleer meseleler çözüme kavuşmadı ve sabotajların sona erdirilmesine dair bir mutabakat sağlanmadı. Bu durum savaşın bitmesi değil, yalnızca geçici olarak durması anlamına geliyordu. Hamaney, ABD ve İsrail’in saldırılarını “sonuçsuz” olarak nitelendirdi ve İran’ın asla teslim olmayacağını vurguladı.

Kopan iletişim hattı
Umman, yıllardır İran ile ABD arasında arabulucu rolü üstlenen tarafsız bir ülke olarak biliniyor. 2012-2013 yıllarında İran ile ABD arasındaki görüşmeler burada yapılmış ve 2015’teki nükleer anlaşmaya zemin hazırlanmıştı. Temmuz ayından sonra bu iletişim kanalı yeniden devreye sokuldu ve taraflar arasında gerilimi azaltacak bir müzakere zemini oluştu.

İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlamayı, yüksek zenginleştirilmiş stokları azaltmayı ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın denetimlerini genişletmesini kabul etmeye kadar yaklaşmıştı. Nihai bir anlaşma olmasa da, ciddi bir diplomatik ilerleme söz konusuydu. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, saldırılardan bir gün önce anlaşmanın “ulaşılabilir” olduğunu söylemişti.

Yanlış hesaplama
Buna rağmen ABD ve İsrail diplomasi yerine askeri müdahaleyi tercih etti. 28 Şubat’ta başlatılan saldırılarda İran’ın dini lideri Ali Hamaney öldürüldü ve bir ilkokulda 180 çocuk hayatını kaybetti. ABD ve İsrail, bu saldırıların İran’da bir halk ayaklanmasına yol açacağını düşündü.

Ancak bu beklenti gerçekleşmedi. Ekonomik sorunlara bağlı protestolar ile rejimi devirmeye yönelik bir isyan arasında büyük fark olduğu ortaya çıktı. Aksine, saldırılar İran’da milliyetçi duyguları güçlendirdi ve toplumun büyük kısmı dış müdahaleye karşı kenetlendi.

İran’ın hazırlığı
İran, yıllardır böyle bir saldırıya karşı hazırlık yapıyordu. Ülke yönetimi, lider kadroların hedef alınması ihtimaline karşı alternatif yönetim yapıları oluşturdu. Ayrıca hipersonik füze sistemlerinden hızlı saldırı botlarına kadar çeşitli savunma unsurları geliştirdi.

ABD’nin Afganistan ve Irak’ta kullandığı “şok ve dehşet” stratejisi İran’da aynı sonucu vermedi. İran, aşamalı ve kontrollü bir karşılık vererek hem İsrail’i hem de ABD’nin bölgedeki çıkarlarını hedef alabildi.

Ateşkes tartışması
İran yönetimi, kısmi ateşkesleri reddederek kapsamlı bir anlaşma talep ediyor. Bu anlaşmanın yalnızca İran’ı değil, Irak ve Lübnan’ı da kapsaması, yaptırımların kaldırılması ve ABD’nin bölgedeki askeri varlığının azaltılması gibi şartlar içerdiği belirtiliyor.

ABD ve İsrail’in bu talepleri kabul etmesi durumunda İran açısından büyük bir siyasi zafer söz konusu olacak. Ancak bu ihtimal zayıf görülüyor.

Zor bir çıkmaz
Analize göre ABD ve İsrail’in önünde iyi bir seçenek bulunmuyor. Saldırılar devam ederse İran’ın karşılıkları da artacak ve bu durum bölgesel istikrarsızlığı derinleştirecek. Ayrıca enerji ve gıda fiyatlarının yükselmesi küresel etkiler yaratabilir.

Sonuç olarak bu süreç, ABD ve İsrail açısından ciddi bir stratejik hata olarak değerlendiriliyor. İran ise geri adım atmayacağını net şekilde ortaya koyuyor. Ülke için mesele yalnızca rejim değil, yüzlerce yıllık bir medeniyetin savunulması olarak görülüyor.