Türkiye’de bu alanı istikrarlı biçimde sahiplenen girişimler hâlâ sınırlı. Bu yüzden beşinci yılına giren Evrensel Bilimkurgu ve Fantastik Film Festivali’nin (US3F) büyüme biçimi dikkat çekici. Festival bu yıl yalnızca takvimini değil, haritasını da genişletti. Türkiye’nin farklı şehirlerinin yanı sıra Köln ve Budapeşte’nin programa dahil edilmesi, meseleyi tek bir etkinliğin ötesine taşıyor.

Burada önemli olan yalnızca “Avrupa’ya açılmak” değil. Asıl mesele, kültür ve sanatın tek bir merkezden değil; farklı şehirlerin, farklı bakışların yan yana gelmesiyle güçlenebileceğini göstermek. Sivas’la Köln’ün, Mardin’le Budapeşte’nin aynı yaratıcı zeminde buluşabilmesi, alışık olmadığımız ama ihtiyaç duyduğumuz bir model.

Festivalin bu noktaya gelmesinde, idari direktör Filiz Dağ’ın “tek merkezli olmayan” kültür üretimine dair yaklaşımı belirleyici. US3F, bu sayede bir etkinlikten çok, şehirler arasında dolaşan canlı bir kültür ağına dönüşüyor.

Festivalin ele aldığı temalar da bu yaklaşımı tamamlıyor: yapay zekâ, robotlar, alternatif gerçeklikler, insanın teknolojiyle değişen ilişkisi… Bunlar artık uzak gelecek başlıkları değil; gündelik hayatın tam ortasında. Yapay zekânın üretimden sanata, sinemadan haberciliğe kadar her alana nüfuz ettiği bir dönemde, bu soruları sinema üzerinden tartışmak giderek daha anlamlı hale geliyor.

Bugün algoritmalar hikâye yazabiliyor, görsel üretebiliyor, hatta film kurgulayabiliyor. Ancak asıl mesele teknoloji değil; onunla ne anlatmak istediğimiz. Bilimkurgu tam da bu noktada devreye giriyor. Bizi geleceğe kaçırmak için değil, bugünü daha berrak görmek için.

US3F örneği şunu hatırlatıyor: Yapay zekâ ve teknoloji hızla ilerlerken, insanın hayal gücü ve sorgulama cesareti hâlâ en kritik unsur. Ve bazen bir festival, bize geleceği anlatmaktan çok, bugünü anlamamız için gerekli soruları sormayı başarır.