Dünya genelinde su kıtlığı, 21. yüzyılın en acil sorunlarından biri olarak ortaya çıkmaktadır. İklim değişikliği, nehirleri ve akiferleri benzeri görülmemiş aşırı durumlara itmekte, kuraklıklar ve seller şiddetlenmekte, nüfus artışı ve ekonomik gelişmeyle birlikte tatlı su talebi artmaktadır. Ancak Water Resources Research dergisinde yayınlanan yeni bir araştırma, genellikle göz ardı edilen bir demografik değişim olan doğum oranlarının düşmesi ve yaşam beklentisinin artması sonucu toplumların yaşlanmasının, küresel su talebi üzerinde şaşırtıcı derecede büyük bir etkiye sahip olabileceğini ve bu yüzyılın ortasına kadar su çekimini %31'e kadar azaltabileceğini ortaya koyuyor. Bu etki özellikle Asya'nın bazı bölgelerinde belirgindir. Çin, Singapur, Güney Kore ve Japonya gibi ülkelerde nüfusun yaşlanmasıyla birlikte su kullanımının yaklaşık %42-62 oranında azalacağı tahmin edilmektedir.

Tarihsel olarak su talebi tahminleri nüfus büyüklüğü, ekonomik büyüme ve iklim değişikliğine odaklanmıştır. Yaşam yapısını su kullanımının itici gücü olarak açıkça ele alan çok az değerlendirme bulunmaktadır. Araştırmacılar, demografik yaşlanmayı analizlerine dahil ederek yaşlı nüfusa sahip ülkelerin su talebinde daha yavaş bir büyüme veya hatta düşüş yaşayacağını, Sahra altı Afrika'nın büyük bir kısmı da dahil olmak üzere genç nüfusa sahip bölgelerin ise aynı etkiyi yaşamayabileceğini göstermektedir.

Neden Yaşlı Nüfus Daha Az Su Kullanıyor? Su talebi sadece yaşayan insan sayısına bağlı değildir, aynı zamanda bu insanların kim olduğuna da bağlı olarak değişir. Yeni çalışma, nüfusun yaş yapısı ile toplam su kullanımı arasında güçlü bir istatistiksel ilişki olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacılar, dünya çapındaki ülkelerden elde edilen verileri analiz ederek yaşlıların oranının artmasıyla toplam su kullanımının azaldığını keşfetti. Sayısal olarak 65 yaş ve üstü nüfusun oranındaki %1'lik artış, su kullanımında yaklaşık %2,17'lik bir azalmaya karşılık gelmektedir. En güçlü etki, su çekiminin yaklaşık %2,6 oranında düştüğü endüstride görülürken evsel (%2,3) ve sulama (%1,9) su kullanımında daha küçük düşüşler görülmektedir. Bunun nedeni de yaşlanan toplumlarda çalışabilir nüfus azalır, su yoğun sanayi faaliyetleri geriler.

Yaşlılar, genellikle gençlere göre su yoğun faaliyetlerde daha düşük oranlara sahiptir. Daha az seyahat edebilir, iş ve eğlenceyle ilgili daha az kaynak kullanabilir ve su talebini artıran mal ve hizmetleri farklı şekilde tüketebilirler.

Çalışma, yaşlanmanın musluğu kapatmak gibi doğrudan su tasarrufu sağladığını iddia etmese de demografik değişimin tüketim alışkanlıklarını, ev kullanımı, tarım ve sanayi gibi sektörlerdeki talebi önemli ölçüde azaltabilecek şekilde yeniden şekillendirdiğini göstermektedir. Yaşlılarda temel su ihtiyaçları gençlere göre daha sınırlı kalabilir. Araştırmacıların modellerine göre bu demografik değişim tek başına, yaş yapılarının sabit kaldığı duruma kıyasla; 2050 yılına kadar nehirlerden, göllerden ve akiferlerden küresel su çekimini %15-31 oranında azaltabilir.

Su Talebini Etkileyen Faktörler: Bu rakamları bağlamına oturtmak için “su çekimi”nin ne anlama geldiğini anlamamız gerekiyor. Bu terim; tarım, sanayi, enerji üretimi ve evlerde kullanılmak üzere doğal kaynaklardan alınan su hacmini ifade eder. Küresel su talebi tarihsel olarak artış eğilimindedir. Politika veya verimlilikte değişiklik olmazsa birçok analiz talebin önümüzdeki on yıllarda artmaya devam edeceğini öngörmektedir. Su kıtlığının dikkat çekmesi şaşırtıcı olmaması halihazırda ülkemizde ve çeşitli dünya ülkelerinin beklenenden yaklaşık 15 sene öncesinde su krizleri yaşaması bu baskının halihazırda yaygın olduğunu göstermektedir. 100'den fazla ülkede; küresel nüfusun yaklaşık dörtte üçü, tatlı su kaynaklarında net kayıp yaşayan bölgelerde yaşamaktadır.

Sonuçlar, demografik değişimin sadece arka plandaki bir eğilim değil, gelecekteki su kullanımının anlamlı bir itici gücü olduğunu vurgulamaktadır. Küresel olarak 65 yaşın üzerindeki insan sayısı 1960'ların ortalarında yaklaşık 129 milyondan bugün yaklaşık 750 milyona yükselmiştir ve bu sayının artmaya devam etmesi beklenmektedir. Bu çalışma, yaşlanan nüfusu göz ardı etmenin, her damlanın önemli olduğu bir gelecek için planlama yaparken politika yapıcıların önemli bir faktörü gözden kaçırmalarına neden olabileceğini ortaya koymaktadır.

Öncelikle yaşlanan nüfusun su talebindeki artışı yavaşlatabileceği fikri, su kıtlığının ortadan kalkacağı anlamına gelmeyeceğini hepimiz biliyoruz. Ancak bu fikir, politika yapıcıların ve planlamacıların gelecekteki zorlukları öngörebilecekleri yeni bir bakış açısı sunabilir.