Avrupa merkezli önemli düşünce kuruluşlarından Special Eurasia tarafından yayımlanan iki kapsamlı rapor, 2026 yılında Orta Doğu ve Orta Asya’nın yüzeyde sakin, derinde ise yüksek riskler barındıran bir jeopolitik yapıya sürüklendiğini ortaya koydu. İki ayrı rapora göre klasik devletler arası savaş döneminin yerini vekalet çatışmaları, kaynak temelli istikrarsızlıklar ve devlet içi otorite mücadeleleri almış durumda. Special Eurasia’nın "Middle East Geopolitical Risk 2026" ve "Central Asia Geopolitical Risk 2026" başlıklı analizleri, iki bölgenin farklı dinamiklere sahip olmasına rağmen benzer kırılganlıklar ürettiğini vurguluyor. Raporlara göre Orta Doğu’da silahlarla sağlanan barış süreçlerinin tükenme noktasına gelmesi, Orta Asya’da ise yapısal sorunların bastırılmış ancak çözülmemiş olması 2026’yı risklerin arttığı bir eşik yılı haline getiriyor. İşte o raporlardaki detaylar:
Special Eurasia raporuna göre Orta Doğu, İsrail-İran gerilimi, Suriye’deki otorite boşluğu ve Gazze sonrası belirsizlik nedeniyle 2026’ya çok cepheli çatışma ve vekalet savaşlarının öne çıktığı yüksek riskli bir yapıda giriyor.
ORTA DOĞU KIRILMAYA DOĞRU
Rapora göre Orta Doğu, 2025’te yaşanan İsrail-İran çatışması ve Suriye’de Esad rejiminin çöküşünün ardından “silahlı barış” olarak tanımlanan kırılgan bir düzene girdi. Devletler arası konvansiyonel savaşların yerini yüksek yoğunluklu vekalet çatışmaları aldı. Suriye’de, Başkan Ahmed eş Şara yönetimindeki geçiş hükümeti, sertlik yanlısı bir “gölge kabine” ve etnik çatışmalar nedeniyle devlet otoritesini tesis etmekte zorlanıyor. Bu ortam ise, ülkedeki terör örgütlerinin güçlenmesine olanak sağlıyor.
İRAN İLE İSRAİL SAVAŞABİLİR
Special Eurasia, İran’ın 2025’te İsrail ile yaşadığı çatışmalar ve yeniden devreye giren Birleşmiş Milletler yaptırımları sonrası “hayatta kalma odaklı” bir nükleer duruş benimsediğini belirtiyor. Rapora göre uranyum zenginleştirme oranlarının yüzde 90 seviyesine çıkarılması, 2026’nın ilk çeyreğinde ikinci bir İsrail-İran çatışması ihtimalini de ciddi biçimde artırıyor. Gazze’de ise Ekim 2025 ateşkesine rağmen oluşan yönetim boşluğu, yerel gruplar arasında iktidar mücadelesine yol açıyor. Körfez’de Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki rekabet, Yemen ve Sudan üzerinden yapısal bir hegemonya mücadelesine dönüşmüş durumda.
Analizlerde Orta Asya'da Çin’in altyapı ve ekonomi üzerinden artan etkisi, Rusya’nın güvenlik rolü ve su-enerji-gıda dengesindeki kırılganlıklar, 2026’da bölgesel istikrarın temel sınavları arasında gösteriliyor.
ÇİN ETKİSİNİ ARTTIRIYOR
Orta Asya raporu, bölgenin 2026’ya göreli bir istikrarla girdiğini ancak demografi, su yönetimi ve ekonomik eşitsizliklerin çözülmediğini ortaya koyuyor. Kazakistan ve Özbekistan’da merkezi otorite güçlenirken, Kırgızistan ve Tacikistan’da ise iç kırılganlıklar sürüyor. Afganistan merkezli DEAŞ Horasan tehdidi şimdilik sınırlı olsa da örgütün hareketlilik kazandığı ifade ediliyor. Rusya, bölgede askeri güvenlik sağlayıcısı rolünü korurken; Çin altyapı ve ekonomi üzerinden etkisini artırıyor. Batılı aktörlerin varlığı ise dengeyi karmaşıklaştırıyor.
KRİZİN MERKEZİ SU
Her iki rapor da su kıtlığını 2026’nın en büyük istikrarsızlık kaynağı olarak tanımlıyor. İran, Ürdün ve Orta Asya havzalarında su sorunu artık bir kalkınma meselesi değil, ulusal güvenlik başlığı haline gelmiş durumda. Orta Doğu’da Kızıldeniz, Bab el-Mendeb ve Hürmüz Boğazı, Orta Asya’da ise su-enerji-gıda dengesi küresel ticaret ve yatırım için temel risk alanları olarak öne çıkıyor.





