Greenpeace Orta ve Doğu Avrupa adına T3 Ulaşım Düşünce Kuruluşu tarafından hazırlanan yeni analizde, first ve business class yolcuları toplam emisyonların üçte birinden fazlasından, yani yüzde 36’sından sorumlu. Çalışma, azınlık bir kesimin kullandığı yüksek konforlu kabinlerin, uçak içindeki alan kullanımı ve yakıt tüketimi gibi etkenlerle emisyon yükünü belirgin biçimde artırdığına işaret ederken, kamu politikalarının bu “iklim maliyetini” nasıl ele alabileceğine dair bir vergi modeli de öneriyor.

Analizin duyurulmasıyla birlikte Greenpeace Orta ve Doğu Avrupa Ulaşım Kampanyası Sorumlusu Herwig Schuster’in değerlendirmeleri de dikkat çekti. Schuster, “Frankfurt’tan New York’a tek yönlü bir first class uçuş, ortalama bir AB vatandaşının bir yılda ürettiği kadar sera gazı emisyonuna neden oluyor. Az sayıda kişi için yapılan lüks uçuşlar, hem insanlar hem de gezegen için şok edici derecede yüksek bedeller yaratıyor. Aileler ısınma giderleri ile market masrafları arasında seçim yapmaya çalışırken, havayolları bir ekonomi koltuğundan katbekat fazla yakıt tüketen lüks kabinlerini genişletiyor. Bu lüks koltuklar, uçak yakıtı vergi indirimleri ve Katma Değer Vergisi muafiyetleri sayesinde aslında halk tarafından finanse ediliyor” dedi.

Greenpeace’in analizinde, uzun mesafeli uçuşlardaki kabin ayrışmasının sadece “bilet fiyatı” meselesi olmadığı; aynı zamanda vergisel teşvikler ve muafiyetler nedeniyle, emisyon maliyetinin görünmez biçimde geniş kitlelere yayıldığı bir yapı oluştuğu vurgulanıyor. Bu çerçevede önerilen vergi modeli, premium ekonomi, business ve first class gibi daha yüksek emisyonla ilişkilendirilen sınıfların maliyetini sınırlı ölçüde artırırken, elde edilecek kaynağın kamu yararına yönlendirilmesini hedefliyor.

Greenpeace’in altını çizdiği bir diğer başlık ise uygulama örneklerinin sınırlı kalması. Analizde, sadece Fransa ve Birleşik Krallık gibi birkaç ülkenin first ve business class uçak biletlerini vergilendirmeye başladığı belirtilirken, İspanya’nın da son COP30 zirvesinde Küresel Dayanışma Vergileri Görev Gücü’nün bir parçası olarak bu tür vergilerin getirilmesini destekleyeceğini duyurduğu hatırlatılıyor.

Analizde Türkiye’ye ilişkin bölüm ise dikkat çekici bir ölçeğe işaret ediyor. Greenpeace Türkiye Sosyal ve Ekonomik Sistemler Kampanya Sorumlusu Berk Butan, raporu değerlendirirken, küresel havacılık emisyonları ve vergi politikaları tartışmalarında Türkiye örneğinin göz ardı edilemeyeceğini ifade etti. Butan, "Analizde yer alan havayolu şirketleri vergi avantajlarıyla kârlarını artırırken oluşan açık ne yazık ki düşük ve orta gelirli vatandaşa yük olarak dönüyor. Oysa ihtiyacımız olan şey, lüksü sübvanse etmek değil; vatandaşın günlük ulaşım maliyetlerini azaltacak, raylı sistemleri ve toplu taşımayı güçlendirecek gerçekçi ve sürdürülebilir politikalardır” ifadelerini kullandı.