Nasıl oldu anlayamadım, Ekim ayının yarısını da bir çırpıda geçiriverdik.

2026 da bitti sayılır.

Bitti sayılır da bu sefer bizim derdimiz memleket!

Bu sefer bizim derdimiz; ülkeyi yönetenlerin yapmaları gereken, işleri konuşarak değil, hayata geçirerek vatandaşını mutlu edebilmeleri.

Bu sefer bizim derdimiz, en çok güvendiğimiz ve üzerine dünya kadar laflar edilen, hem de çok güzel laflar edilen söylemler milleti heyecanlandırırken, söylenenlerin hayata geçirilememesi…

Milletin umutlandırılmasıyla birlikte, umutların boşa çıkması…

Yarınlarımızın bir belirsizlik içine sokulması yok mu, işte o beni huzursuz ediyor.

Oysa ekonominin başındaki sayın bakan hem umutkâr konuşuyor hem umutkâr anlatıyor. Anlatıyor, ancak işler yine de bir türlü rayında gitmiyor.

Hatta ve hatta iktidar partisinin Sayın Genel Başkanı, -kendisinin ‘Ekonomist’ olduğunu söyleyerek- “Bunların ekonomiye kafası basmaz!” diye Anamuhalefet’e gönderme yaparken, o bile bir türlü enflasyonu tek haneli rakamlara indiremedi.

Elbette, bu işler boyacı küpü değil ki sok-çıkar yapılsın!

Memleket bu hale birdenbire gelmedi ki birdenbire bu işler düzeliversin.

Elbette, bu düzelmenin de bir zamanı var biliyorum. Ancak bunu vatandaşına en doğru ve en sağlıklı bilgiyi verebilecek olanlar…

Ekonomist olanlar…

Ekonominin başında olanlar değil mi?

Maalesef bugün onlar, sürekli vaatlerde bulunsalar da ekonomi vaatlerle düzelmiyor.

Bunu -kendileri dahil- hepimiz görüyoruz.

İktidarın enflasyon verilerinin hesaplanmasında en büyük destekçisi TÜİK bile yıllardır doğru veri veremiyor.

Ortaya konulan rakamlar, bir türlü milleti rahatlatamadı.

Belki de iktidara en büyük kötülüğü -rakamları doğru verememekle, iktidarı umutlandırmakla- TÜİK yapıyor diye de aklıma gelmiyor değil hani!

Kendi adıma bunların nasıl olabiliyor olduğunu anlamaya çalışıyor, 7’den 77’ye her vatandaşımızın, şaşkın oluşundan söz ediyorum.

Diğer taraftan aynı iddiaların muhatapları oldukları halde, tutukluların aileleri perişan olurken, aileleri dağılırken, adaletin acımasız yanı bir tarafa işletilirken, bu durum günbegün insanın yüreğinde yaralar açarken, diğer tarafın normal bir hayat sürüyor oluşundan söz ediyorum.

İktidar “Adaletin yerini bulacağından” söz ediyor da bir türlü adalet yerini bulamıyor.

“Kanun önünde her Türk vatandaşı eşittir, eşit muamele görür” denilirken, birilerinin sabahın köründe evinin kapısı çalınarak evin hanımının gece kıyafetleriyle fotoğrafı çekilip, basına servis edilirken, diğerlerinin ifade vermeye davetle gitmesi ‘Her vatandaşın adalet önünde eşit olmadığını’ göstermiyor mu ne dersiniz?

Adalete dair; insanı mutlu eden konuşulanların aksine, sayılamayacak aksi örnekler yaşanıyorken, bu millet nasıl olacak da;

Adaletin tesis edileceğine…

Ekonominin düzeleceğine…

Eğitimin kaliteye kavuşacağına inandırılacak.

Zor be! Valla çok çok zor!

Her iki taraf da biri doğru yaptığını sanarak, diğeri düzeleceğine inanarak, kendini kandırıyormuş gibi geliyor bana.