BirGün
Haber akışına dön

"Sermaye-Faşizm Ortaklığına Karşı İdeolojinin Geri Gelmesi Gerek"

"Sermaye-Faşizm Ortaklığına Karşı İdeolojinin Geri Gelmesi Gerek"

Umut Can FIRTINA

Uluslararası ilişkiler uzmanı Soli Özel ile dünyayı saran protesto dalgasını, Brezilya, İsrail ve ABD’de gerçekleşecek üç seçimdeki aşırı sağ vizyonların küresel siyasete etkisini ve sermaye-sağ siyaset ittifakının yaratacağı olası kırılmaları konuştuk.

Özel'e göre, birbirinden uzak coğrafyalarda olsa da “sağ enternasyonali” oluşturan hareketler, sermayeyi tamamen denetimsiz bırakacak çok net ve ortak bir ideolojik zemin etrafında birleşiyor.

Konumuzla bağlantılı güncel bir meseleden başlayalım. Dünyanın farklı yerlerinde peş peşe patlak veren protesto dalgalarını ve buna karşılık sağın, otoriter liderlerin yükselişini nasıl okumak gerekiyor?

Tıpkı 60'larda, 70'lerin başında ve 2008’deki gibi, küresel bir protesto dalgasının içindeyiz. Statü kaybı ve gelirde göreli olarak gerileme, bu öfkenin en temel sebebi. Tabii bunda herkesin her şeyden çok daha çabuk haberdar olmasının da etkisi var. Mayıs-Haziran ayından itibaren Hindistan'da olanlar belki de en çarpıcı olanıydı. Avrupa'nın kendi dertleri zaten var, Amerika'da ise millet seçimi bekliyor. Seçimde bir terslik olduğu takdirde orada da protestolar yaygınlaşabilir mi bilmiyorum. Bir taraftan da müthiş bir sağa kayma var.

RADİKALLEŞME KAÇINILMAZ

İnsanlar hangi sınıfta olduğunun farkına varmaya başlıyor gibi.

Evet, statü kaybı ve gelirde göreli olarak gerileme var. 30'lu yıllarda da böyleydi. Faşizmin çok büyük bir kitle desteği bulmasını kabul etmek lazım. Zaten faşizmi diğer otoriter rejimlerden ayırt eden en önemli faktör, faşizmin bir kitle hareketlenmesi oluşudur. Almanya'da önce enflasyonla tasarrufu eriyen, ardından depresyonla canına okunan orta sınıf, orta büyüklükteki esnaf, süpermarketlere karşı bakkallar. Bunların hepsi sonunda yalan da olsa "Sizi biz kurtaracağız" diyenlere, destek verdiler. İşçiyseler ya komünist oldular ya da faşist.

'SAĞ ENTERNASYONAL'

Bugünün sağ hareketlerinde bu radikalleşmeyi besleyen ortak bir proje veya hedef var mı? Brezilya, ABD ve İsrail’deki bu sağ hareket birbirini ideolojik olarak nasıl besliyor?

Kesinlikle var.

Bilgi Üniversitesi'nden Mehmet Ali Tuğtan'la aynı odayı paylaşırdık. En az 20 yıl önce "Bir sağ enternasyonal kurulursa ne yapacağız?" diye sormuştu. Sezar’ın hakkını önce Sezar’a vereyim.

Belli ki bir proje etrafında, hatta ustalıkla birbirinin ayağına basmadan birbirlerini destekliyorlar. Gerçi Fransa'daki Le Pen ile Almanya'daki AfD, otoriterlik ve ırkçılık ortak paydalarına rağmen pek aynı telden çalabilecek gibi değiller.

Yine de bunun manifestolarını görüyoruz. Mesela Amerika'da 2024’te Trump’ın seçilmesinden hemen önce Heritage Vakfı'nın hazırladığı "Proje 2025" (Project 2025) adlı çok kritik bir metin var. Amerika'daki "Project 2025" vizyonu neyi hedefliyorsa, İsrail'deki ve Brezilya'daki sağ siyasetin hedeflediği kitle inşası da benzer.

SERMAYE - FAŞİZM İTTİFAKI

İşin bir de ekonomik, sermaye boyutu var. Amerika'da teknoloji oligarklarının, Wall Street'in, büyük sermayenin sağa ve Trump'a nasıl koşulsuz destek verdiğini görüyoruz. Silikon Vadisi'ndeki teknoloji devlerinin liberal izden sapmalarının ardında devasa maddi çıkarlar var. Sermaye hiçbir şekilde denetime tabi tutulmak istemiyor, regülasyon istemiyor. Biden yönetiminin teknoloji şirketlerini iyi kötü bir zapturapt altına alma çabası onları rahatsız etti. Elon Musk'ın sırf Texas’ta çok kötü bir adam olan adayı seçtirmek için 157 milyon dolar harcaması boşuna değil. Amaçları denetimsiz bir sermaye düzeni yaratmak.

Fransa'da Marine Le Pen'in, Fransız sermayesine giderek daha sorumlu biri olduğu izlenimini vermek istediğini konuşmalarından anlıyoruz. İtalya'da Meloni için de "geldi ama eskisi kadar radikal davranmadı" deniyor. Macaristan’da Orban son derece sermaye yanlısı biriydi. İsrail Başbakanı Netanyahu, Maliye Bakanı’yken İsrail'in devletçi/sosyalist temelli ekonomisini piyasa ekonomisi haline getiren adamdı.

Bütün bu piyasacılığın, regülasyona karşı çıkmanın ve teknolojinin etkisiyle olağanüstü bir eşitsizlik doğuyor. Bu eşitsizlik ve geleceksizlik, Fransa örneğinde daha net ortaya çıktı. Amerikan tarihinde, hatta İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa tarihinde galiba ilk defa yeni nesil, kendi anne babasından daha iyi bir hayata sahip olacağı ümidine sahip değil. Bu bizde de bir süredir yaşanan bir hissiyat.

Hindistan ve Avrupa gibi yerlerdeki protestolar da bu hissiyatla patlak verdi değil mi?

Kesinlikle. Hindistan'da milyonlarca gencin hayatını etkileyen sınav yolsuzluğu skandalına karşı patlayan isyan, Endonezya'da Maliye Bakanı’nın evini yakan gençlerin protestoları, Bangladeş'te diktatörleşen başbakanın kaçmak zorunda kalması...

Gerçi bunlar örgütlü olamayınca ya da siyasi bir kanal bulamayınca, erki elinde tutanlar yeniden üstünlüklerini kurabiliyor. Ancak bu eşitsizlik yaratan düzen her tarafa sirayet etmiş durumda ve insanlar her şeyi anında görüyor. Bu devasa eşitsizlikleri diktatörlüklerde bile kabul ettirmek zor ki demokrasilerde hiç olmuyor.

İDEOLOJİ GERİ GELMELİ

Bu “Sağ Enternasyonal” karşısında muhalefet ve sol siyaset neden güçlü bir alternatif üretemiyor? Örgütsüzlüğün getirdiği sorunları aşmak ve toplumsal hareketlerle siyaseti birleştirmek nasıl mümkün olabilir?

Siyasetçilere güvenin olmadığı bir ortamda toplumsal hareketler, siyasi kanallar bulamayınca sokakta patlıyor. Dünyanın her yerinde benzer eşitsizlikler, Madrid'deki kira krizinden ABD'deki hayat pahalılığına kadar uzanan benzer sorunlar katlanarak büyüyor. Demokrasiler insanların en temel acil ihtiyaçlarına cevap veremediğinde sistem krize giriyor.

ABD’de Demokratların da en önemli sorunlarından biri bu. Demokratlar da kendi içlerinde maddi çıkarlar ve kültürel kodlar üzerinden ikiye bölündü. Eğitimli Demokratların aşağı sınıflara yönelik sergilediği o küstahlık onlara çok pahalıya mal oldu. Cumhuriyetçilere tepki olarak pek çok yeri kazanabilirler ancak sundukları programlar yerine göre değişiyor.

Siyasete ideolojinin yeniden gelmesi gerekiyor. Her şeyin 'policy making', yani sadece politikalar uygulamak olmadığı, bir de ideolojik bir siyaset çizgisine sahip olmak gerektiği anlaşılıyor. New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, New York koşullarında iyi bir örnek.

Bu üç seçime dönersek; aşırı sağın veya otoriter yapıların zaferiyle sonuçlandığı en kötü senaryoda, bizi nasıl bir bölgesel ve küresel düzen bekliyor?

Öncelikle ABD Temsilciler Meclisi pek de belirsiz değil. Kamuoyu yoklamaları yanıltıcı olabilse de, yüzde 90 Demokratlar alacak gibi gözüküyor. Yakıt fiyatlarının bu kadar arttığı bir ortamda Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi’ni elinde tutması çok zor.

Senato’da ise başa baş bir gidiş var. Cumhuriyetçilerin ve Demokratların garanti gördüğü yerlerde kaybetme ihtimalleri var. Mesela Texas gibi yerlerde çok farklı dinamikler ortaya çıkıyor.

Öte yandan Cumhuriyetçilerin kazanması halinde Trump’ın dış politikada zincirlerinden daha da boşanma ihtimali yüksek. Rusya konusunda Putin ne isterse onu destekliyor, "Zelenski gitsin" diyor. İçeride de Merkez Bankası yönetimine veya farklı isimlere saldırmaya devam ediyor. Yürütme kafaya bir şey koyduğunda engellenmesi çok güçtür.

Soli Özel

KIBLE WASHINGTON OLACAK

Brezilya’ya gelirsek. Bir konferansta Brezilyalı bir arkadaşımın bir sunuma bahsettiği üzere, Lula'nın "Yoksul insan kalmayacak" politikasıyla 35 milyon kişi orta sınıfa yakın bir statüye gelmişti. Ancak bu insanlar şimdi o paraların yoksullara değil, kendilerine harcanmasını istedikleri için oylarını sağa kaydırıyorlar. Tabii Lula'nın 80 yaşına gelip de güven verecek bir halef yetiştirememesi de onun günahıdır.

Brezilya sağa kaydığı takdirde, Latin Amerika'da nispeten sol sayılabilecek bir tek Meksika kalıyor ki orada da karışıklıklar başladı. O zaman Trump'ın "Latin Amerika bizimdir" projesi, oradaki benzer zihniyetteki yönetimler sayesinde gerçekleşmiş olacak. Hepsi kıble olarak Washington'a bakacak. Arjantin'de, Şili'de, Kolombiya'da, El Salvador'da bunu görüyoruz. Venezuela'da bile eski rejim aynı iktidarı muhafaza ederek devam ediyor.

İsrail’e gelince… Netanyahu karşısındaki blok kazanamazsa Netanyahu zaten kazanmış olacak. Arap partilerinden destek alarak hükümet kurmaya yanaşmazlarsa kimse hükümet kuramayacak ve İsrail tıpkı birkaç yıl önce olduğu gibi sürekli seçime giden bir döngüye girecek. Netanyahu geçici veya kalıcı hükümet olarak devam ederse Ben-Gvir ve Smotrich ile birlikte bildiğini okumaya devam eder. Bölgedeki saldırgan politika ile Körfez Arap ülkeleri ile derinleşen işbirliğinin devamını görürüz.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
birgun.net