Atatürk’e ve Cumhuriyete en büyük kötülükler ve bu kavramlara ilişkin en büyük saptırma ve yozlaştırmalar sadece İkinci Cumhuriyetçiler (Emperyalistlerin uzantıları liberaller, etnikçiler ve dinciler) tarafından değil, aynı zamanda Kenan Evren gibi Emperyalizmin ve Faşizmin ülkemizdeki temsilciliğini yapanlar, görünüşte ve sözde Atatürkçü olduklarını iddia edenler tarafından yapılmıştır.
‘Cumhuriyet’, ‘Milli Demokratik Devrim’dir (4)

Ne yazık ki Atatürk’ü ve Cumhuriyeti saptıranların arasına kendilerini Solcu ve Sosyalist (Komünist) olarak tanımlayan bazı yazarlar, düşünürler ve partiler de katılmış ve Atatürk’ü bir “Burjuva Devrimcisi”, Cumhuriyeti bir “Burjuva Devrimi” olarak nitelemişlerdir.
Bunların kaynağı, Sovyetler Birliği’nin resmi görüşüdür.
Oysa Lenin ve Mustafa Kemal, Cumhuriyetin bir “Milli Demokratik Devrim” olduğu konusunda hemfikirdirler.
Biz bunu Sovyetlerin Türkiye Büyükelçisi Aralov’a Lenin’in ve Mustafa Kemal Atatürk’ün söylediklerinden anlıyoruz:
Lenin, Aralov’u Türkiye’ye yollarken ona, “Mustafa Kemal ve arkadaşları Bolşevik değil, Antiemperyalist milliyetçidirler” demiştir.
Atatürk de yine Aralov’a, siperlerdeki Mehmetçikleri göstererek “Bu Mehmetçikler köylüdür, onlarla Bolşevizm olmaz” demiştir.
CUMHURİYET BİR “BURJUVA DEVRİMİ” DEĞİLDİR...
CUMHURİYET BİR “MİLLİ DEMOKRATİK DEVRİM”DİR.
Burjuva devrimi, olgun bir kapitalist sınıfın feodal düzeni yıkıp kendi iktidarını kurduğu bir süreçtir.
Osmanlı’da ve Türkiye’de böyle bir sınıf yoktu.
- yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında güçlü bir milli burjuvazi oluşmamıştı; ekonomi büyük ölçüde yabancı sermayeye ve komprador unsurlara bağımlıydı.
İttihatçı geleneğin asker-sivil bürokrasisi, halkın desteğiyle emperyalist işgale karşı ayağa kalktı.
Kurtuluş Savaşı, sınıfsal bir iç hesaplaşmadan çok, milli bir kurtuluş mücadelesiydi.
Lozan, bu askeri zaferi ve siyasi bağımsızlığı onayladı.
Saltanat ve hilafet kaldırıldı; laik hukuk, laik eğitim ve kadın hakları geldi. Toprak reformu girişimleri, devletçilik ve kalkınma hamleleri, feodal kalıntılara karşı yöneldi.
Bu adımlar, emperyalizme ve monarşik-feodal yapıya karşı, ulusal egemenliği yani Cumhuriyeti ve demokratikleşmeyi hedefleyen girişimlerdi.
Burjuva devrimi olsaydı, iktidar doğrudan kapitalist sınıfın eline geçer, devlet onun aracı haline gelirdi.
Oysa Atatürk, Cumhuriyeti, bağımsızlıkçı bir milli devlet projesi olarak Demokrasi’ye yönelik olarak kurdu.
Liderlik, teori ve uygulama, gelişmiş bir burjuvaziden değil, aydın ve asker kadrolardan geldi.
Bu nedenle süreç, klasik burjuva devrimlerinden farklı olarak “Milli Demokratik” karakter taşıdı:
Bugün bu miras, hâlâ tamamlanmamış olan “Milli Demokratik Devrim” görevlerinin anımsatıcısıdır.
Emperyalist bağımlılık, gericilik, eşitsizlik ve süregelen vahşi sömürü karşısında Cumhuriyetin kuruluş ruhu, burjuva iktidarının değil, halkın ve ulusun egemenlik mücadelesinin hedefidir:


