Ressam ve çizer Ramize Erer, kadınlık halleri ve kadın deneyimlerini kendine has tarzıyla yorumladığı ‘Séparation’ sergisiyle Paris’te izleyicisiyle buluştu. Ayrılık, geçicilik, aidiyet, yas gibi kavramları işleyen Erer’le konuştuk: “Resimlerdeki kadınların hepsini çok iyi tanıyorum ama isim verebilecek kadar hiçbirini tanımıyorum.”
‘Paris Bana Bir Resim Ülkesinde Olduğumu Hatırlattı’

Ramize Erer, Türkiye’nin sayılı kadın karikatüristlerinden. Hatta karikatür albümü çıkaran ilk kadın karikatürist... Aynı zamanda çok başarılı bir ressam. 16 yaşında Gırgır dergisinde başladığı çizerlik yolculuğu Radikal gazetesiyle devam etti. Burada yarattığı ‘Kötü Kız’ karakteriyle binlerce okurun sevgisini kazandı. 2007 yılında çocuklarıyla birlikte Fransa’ya taşındı. Burada resim çalışmalarına ağırlık veren ve “Paris, resim bölümü mezunu Ramize’nin içinde kalmış resim tutkusunu canlandırdı” diyen Erer, şimdi de ‘Séparation’ (Ayrılık) başlıklı yeni sergisiyle Paris’teki Hôtel Langlois’nın 44 numaralı odasında sanatseverlerle buluştu.
◊ Yeni serginizin adı ‘Séparation’ yani ‘Ayrılık’. Neden özellikle bu temayı seçtiniz?
Son dönem yaptığım resimlere ara ara baktığımda ayrılık teması kafamda şekillenmeye başladı ve bu tema üzerinde ilerlemeye karar verdim. Resimlerimde eserden yansıyan duygu yoğunluğunu önemsiyorum. Ayrılık halinin insan yüzlerindeki izlerinin çarpıcılığı da bu temaya karşı bende büyük bir çekim yarattı.
◊ Ayrılık sizin için ne anlam ifade ediyor?
En temelde mesafe, uzaklaşma.
◊ Bir kayıp da değil midir aynı zamanda?
Olumlu ya da olumsuz sonuçlara yol açsa da bir kayıp olarak nitelenebilir. Yoksa bu kadar anlam yüklenici olamazdı.
◊ Sergiyi bir galeri yerine Paris’te bir otel odasında açıyorsunuz...
Tema olgunlaştığında sergilemek için mekân arayışına giriştim. Galerilere baktım ancak içime sinmeyen bir şey vardı. Açıkçası Hôtel Langlois’yı keşfettiğimde büyülendim diyebilirim. Otelin her köşesine sinen yaşanmışlık, ruhsallık ve seçkin bir estetikle yerini bulmuş objeleri, tabloları ve mobilyalarıyla resimlerimin buluşması fikri beni çok heyecanlandırdı. Otel yöneticisi arkadaşım Tuğçe Akdur Zaccaro cömertçe bu fikri destekledi. Küratörüm Nazlı Pektaş da aynı heyecanı paylaşınca sergi ortaya çıktı.
◊ ‘Séparation’ kadınlarının ne kadarı sizin hayatınızdan, tanıdığınız kadınlar?�
Hepsini çok iyi tanıyorum ama isim verebilecek kadar hiçbirini tanımıyorum. Çizerlik geçmişim insan ruhunun fotoğrafını çekebilecek bir maharet kazandırdı bana. Karikatüristlik ve mizahçılık öyle bir meslektir. Ressam olaraksa daha derindeki izleri ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Resimlerimdeki kadınların bize ne söylediğini tarif etmek yerine izleyiciye bırakmayı tercih ediyorum.
◊ Paris’e taşındığınızda hayatınızda yeni bir sayfa açtınız. Geriye dönüp baktığınızda o karar hayatınızda neleri değiştirdi?
Yeni bir ülkede üstelik diline hâkim olmadan iki küçük çocukla yeni bir yaşam inşa etmek çok zorlukları olsa da beni daha güçlü kıldı diyebilirim. Ama Paris’i sevdim.
‘Kötü kızlar her yerde’
◊ Bir röportajınızda Paris’e karikatürist olarak gidip bir ressama dönüştüğünüzü söylüyorsunuz...
Başka bir ülkeye taşınırken Fransa’nın bir çizgi ülkesi olması Paris’i seçmemizde etkili olmuştu. Yıllarca buradan her gün bir günlük gazeteye (Radikal) çizmeyi sürdürdüm. Zaman geçtikçe Paris bana bir resim ülkesinde olduğumu hatırlattı. Müzeleri, galerileri, her köşe başında yaşanmışlıklarıyla... Coşkuyla okuduğum akademinin resim bölümü mezunu Ramize’nin içinde kalmış resim tutkusunu canlandırdı. Yoğun geçen çizerlik kariyerimin gölgede bıraktığı resim tutkusuna dört elle sarıldım. Bu tutkuyu içimde tekrar uyandırdığı için de ayrıca Paris’e minnettarım.
◊ Radikal gazetesinde günlük olarak yayımladığınız ve çok sevdiğiniz ‘Kötü Kız’ karakteri, kadınların arzularını, ilişkilerini ve özgürlüklerini cesurca anlatan bir karakterdi. ‘Kötü Kız’ bugün yaşasaydı nasıl bir kadın olurdu?
‘Kötü Kız’ zamansız bir karakter ve bence bugün de yaşıyor. Denir ya “İyi kızlar cennete, kötü kızlar her yere”. Bence bugün ‘kötü kızlar’ her yerde. Buna biraz da olsa katkım olduysa ne mutlu bana.
‘İstanbul’u özlememek mümkün değil’
◊ Sizin hayatınızda unutamadığınız bir ayrılık var mı?
Elbette. Olmayan var mıdır? İstanbul’dan Paris’e gelişimiz... Hiç önceden planlamadığımız, hazırlık yapma fırsatı bulamadığımız ve bir hafta içinde karar verip harekete geçtiğimiz bir geliş olmuştu o zamanki koşullar altında. Oğlumun eğitim için farklı ülkelere bizden uzaklara gitmesi de unutamadığım ayrılıklardan.
◊ İstanbul’u özlüyor musunuz?
İstanbul’u özlememek mümkün değil. İstanbul’daki atölyemin penceresinden bakıp soluklanmayı, gün aydınlanırken şehrin fotoğraflarını ya da videolarını çekmeyi özlüyorum.
◊ Paris’te sıradan bir gününüz nasıl geçiyor? Çalışmadığınız zamanlarda en çok neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz?
Sabah kalkar kalkmaz semtimdeki bir kafeye gitmek en büyük rutinim ve lüksüm. Gidemediğim günler kendimi huzursuz hissediyorum. Paris’i çevreleyen ormanlarda yürüyüş yapmak ve şehri her seferinde tekrar keşfetmek en keyif aldığım şeylerden bazıları.


