Hürriyet
Haber akışına dön

88’inde Hayallerinin Peşinde

88’inde Hayallerinin Peşinde

Siz Anthony Hopkins’in oyunculuktan önce müzikle uğraştığını, besteler yaptığını biliyor muydunuz?

Ben bilmiyordum. Bakın neler olmuş, neler oluyor...

Oscar ödüllü oyuncu, 88 yaşında, dünya sinema tarihine adını çoktan yazdırmış bir isim.

İki Oscar’ı var.

“Kuzuların Sessizliği” ile hafızalara kazınmış, “Baba” filmiyle bir kez daha oyunculuğun zirvesine çıkmış.

İstese artık hiçbir şey yapmadan, geçmiş başarılarının keyfini çıkarabilir.

Ama o ne yapıyor? Albüm çıkarıyor!

Hem de öyle ünlü bir oyuncunun müzik merakından doğan, birkaç şarkılık bir heves albümü değil bu.

Dünyanın en köklü klasik müzik şirketlerinden Decca Classics etiketiyle yayımlanan, ünlü şef Gustavo Dudamel’in yönettiği Philharmonia Orkestrası’nın seslendirdiği, tam 12 eserden oluşan ciddi bir klasik müzik albümü.

Adı da çok güzel: “Life Is a Dream”.

Yani “Hayat Bir Rüyadır”.

Aslında Hopkins’in hikâyesini öğrendiğinizde albümün adının ne kadar anlamlı olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.

Çünkü Hopkins’in ilk aşkı oyunculuk değil, müzikmiş.

4 yaşında piyano çalmaya başlamış.

6 yaşında doğaçlama yapıyormuş. Gençliğinde tiyatro oyunlarına müzik besteliyormuş. Sonra hayat onu oyunculuğa götürmüş. Ama müzikten hiç vazgeçmemiş.

Düşünsenize, bütün dünya sizi oyuncu olarak tanıyor ama sizin içinizde başka bir sanatçı daha yaşıyor.

Ve o sanatçı, onlarca yıl boyunca sessizce üretmeye devam ediyor.

Albümün ilk single’ı “Bracken Road” işte bu yüzden çok özel.

Hopkins bu melodiyi 1963 yılında, Liverpool’da genç bir tiyatro oyuncusuyken, provalardan önce kulisteki piyanoda çalmaya başlamış.

Aradan tam 63 yıl geçmiş.

O melodi şimdi koca bir orkestranın seslendirdiği esere dönüşmüş.

Bir başka parça “My Fatherland”, Galler’deki çocukluğuna ve fırıncı olan babasına bir saygı duruşu. “Stella Aria” eşine, “Tara” ise yeğenine ithaf edilmiş.

“1947 Suite” çocukluk anılarını müziğe taşırken, “Samsara” ve “The Eagle” yaşam, ölüm ve yeniden doğuş gibi çok daha derin meselelerin etrafında dolaşıyor.

Yani bu albüm aslında bir hayat hikâyesi, bir otobiyografi. Hopkins’in müzik yolculuğu bana şunu düşündürdü:

Hayatta her şeyi aynı anda başarmak zorunda değiliz.

Bazı hayaller gençliğimizde gerçekleşir.

Bazıları orta yaşlarımızda. Bazılarıysa yıllarca içimizde büyür, olgunlaşır ve doğru zamanı bekler. Önemli olan o hayali öldürmemek.

İnsanlarla uğraşma, gözlemle

Rahmetli Ayşen Gruda’ya babasının verdiği bir öğüt var.

Duymuştum, yeniden karşıma çıktı.

Tam da zamanında belki!

“İnsanlarla uğraşma. Gözlemle. Olduğu gibi kabul et. Vakit kaybedersin. Sinirlerini törpüle. Sinire hiç gerek yok.”

Dönüp baktığınızda, insanları değiştirmeye çalışırken ne çok zaman harcadığınızı fark ediyorsunuz. Anlatıyorsunuz, uyarıyorsunuz, sabrediyorsunuz. Olmayınca yeniden anlatıyorsunuz. Sonra bir bakıyorsunuz, aynı sorunlar yerli yerinde, sizin sinirleriniz yıpranmış.

Değişmeyen davranışlar, tükenen sabır.

Kimi çözümün parçası olur, kimi sorunun. Kimi bir kez söyleneni anlar, kimi defalarca söyleseniz de bildiğini okur.

İşte tam burada o öğüdün en önemli kelimesi devreye giriyor: Gözlemle.

İnsanların söylediklerine değil, yaptıklarına bakın. Niyetlerine değil, sonuçlarına. Verdikleri sözlere değil, tuttukları sözlere.

Çünkü insanı en iyi anlatan şey, tekrar eden davranışlarıdır. Kime güveneceğinizi, kime sorumluluk vereceğinizi, kiminle yola devam edeceğinizi bilmek gerekir.

Her insanı değiştiremezsiniz ama herkesin hayatınızdaki ve işinizdeki yerini doğru belirleyebilirsiniz.

Bu öğütten çıkarılacak ders tam da bu.

Daha az tartışmak, daha çok gözlemlemek.

Daha az beklenti, daha gerçekçi değerlendirme. Daha az öfke, daha kararlı adımlar. Ayşen Gruda’nın babası kızına yıllar önce bir öğüt vermiş.

Bugün hepimizin o sözlerden çıkaracağı bir hayat dersi var:

İnsanları değiştirmeye çalışmayın. Tanıyın, değerlendirin, karar verin ve yolunuza devam edin.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
hurriyet.com.tr