ABD’de Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi'ne (ICE) bağlı silahlı ırkçı birliklerden kaynaklı şiddet, ülke genelinde büyük protestolara yol açtı. Minnesota Eyaleti'nin Minneapolis kentinde bir ICE memurunun, Amerikan vatandaşı 37 yaşındaki üç çocuk annesi Renee Nicole Good’u aracında vurarak öldürmesi bardağı taşıran son olay oldu. Beyaz Saray’ın öldürülen kadını “yerli terörist” ilan etmesiyle birlikte Kongre'de ABD Başkanı Donald Trump'ın partisi Cumhuriyetçiler arasında yaşanan sözlü ve fiziksel tartışmalar da medyaya yansıdı. Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey, ICE’ye “Şehrimizden defolup gidin” diye seslendi.

ABD'de 24 kentte protesto gösterileri sokaklara taştı. Trump’ın “faşist militer birliği” olarak da anılan ICE karşıtı gösterilerde çok sayıda sivil vatandaş ICE birlikleri ve polis tarafından tutuklandı ve yaralandı. Protestocular, ICE’nin cinayet, keyfi tutuklama ve korku politikalarının derhal durdurulmasını talep ediyor. Geçmişte Demokrat Parti'nin de destek verdiği ICE kuruluşundan bu yana ülkede en çok tartışılan kurumların başında geliyor.

ICE birliklerinin işlediği cinayetler, sokak gözaltıları ve aileleri parçalayan zorla sınır dışı etme uygulamaları, ABD genelinde “Trump direktifiyle gerçekleşen ırkçı şiddet” tartışmasını alevlendirdi.

11 Eylül terör saldırıları sonrası kurulan ICE, resmi söyleminde “ulusal güvenlik ve kamu güvenliği” iddiasıyla hareket etse de pratikte maskeli, sivil giyimli ekipler ve işaretsiz araçlarla yürütülen operasyonlarla bir paramiliter baskı birliğine dönüştü. Federal yargı kararlarına rağmen ülke içinde insanları ırksal profilleme ile tutuklayan ağır teçhizatlarla donatılmış birlikler, ev baskınları yaparak insanları kaçırdı ve ailelerinden kopardı.

Donald Trump’ın iki Başkanlık döneminde de ICE’ın yetkileri sürekli olarak genişletildi; hukuki sınırlamaların ve etki alanını belirleyen yasaların büyük bölümü kaldırıldı, günlük gözaltı ve sınır dışı etme hedefleri kondu ve askeri unsurlar ile sokaklarda ICE'a destek verildi. Amerikan kamuoyunda ABD'nin artık bir “hukuk devleti” olmadığı tartışmaları sürerken yayımlanan çok sayıdaki insan hakları raporlarında; gözaltında ölümler, gözaltına alınanların yiyecek-su yoksunluğu, her türlü ihtiyaçlarının ihlali ve cinsel istismara uğramaları da kayda geçmiş durumda. Minneapolis’teki cinayet ise bu zincirin en görünür halkası oldu.

ABD'de, Los Angeles’tan New Orleans’a, Portland’dan Washington’a ve New York'a kadar 24 kentte düzenlenen gösterilerde “ICE Dışarı” sloganları yükseliyor. Belediye başkanları ve yerel meclisler şeffaflık ve hesap verilebilirlik çağrıları yaparken, Trump'a muhalif olan şehirler de federal baskıya direniyor. Anketler, kamuoyunda ICE’a yönelik olumsuz algının zirveye çıktığını gösteriyor; protestocular, Trump'ın göçmenler üzerinden toplumun tamamını hizaya sokmayı amaçladığını savunuyor. ABD Başkanı Donald Trump ise gösteriler sona ermezse Ulusal Muhafız askerlerini sokağa indireceğini söyleyerek tehditlerine devam ediyor.

Maskeli operasyonlar, kanunların hiçe sayıldığı cinayetler ve sınır dışı etme faaliyetleri ile propaganda dili; ICE’ı ırkçı bir şiddet birliğine dönüştürmüş durumda. Gazeteciler ve hukukçular, kurumun “sivil alanda askerileşme” yarattığının altını çiziyorlar. Ülkede araştırmacı gazeteciliğin merkezlerinden Huffington Post editörlerine göre haksız yere tutuklanan vatandaşlar, çocukların ailelerinden koparılması ve zorla sınır dışı etme faaliyetleri, ABD’nin kendi Anayasa'sı ile çeliştiğini de gözler önüne seriyor. Huff Post editörlerine göre ırksal şiddet ABD'nin en hassas ve ülkeyi en güçlü şekilde etkileyen ana unsuru olmaya devam ediyor.