Karar
Haber akışına dön

ABD Ara Seçimleri: Savaşın Faturası

ABD Ara Seçimleri: Savaşın Faturası

Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Hasan Kösebalaban, Başkan Donald Trump’ın liderliğindeki Cumhuriyetçilerin hezimet yaşadığı ve Demokratların zaferle çıktığı ara seçimleri yazdı. Sandık sonucuna İran savaşının çıkardığı faturanın etkisini, adayların propagandaları üzerinden anlatan Kösebalaban ‘İran savaşı bir dış politika meselesinden ibaret değildi’ diyor.

Amerikan siyasetinde ara seçimlerin iktidar partisini cezalandırması neredeyse bir kural. Ancak 3 Kasım’da yaşananlar, sıradan bir cezalandırmanın çok ötesinde. Demokratlar hem Temsilciler Meclisi’ni hem de Senato’yu açık farkla kazandı. Teksas, Ohio, Kansas, Iowa, Maine, Kuzey Karolina ve Güney Karolina gibi muhafazakâr eyaletlerde Senato sandalyeleri el değiştirdi. Cumhuriyetçilerin geleneksel oy deposu olan Alaska ve Mississippi’de ise sonuç hâlâ kesinleşmedi; ancak her iki eyalette de Demokrat adaylar şu anda kıl payı önde. Bu, Başkan Donald Trump için gerçek anlamda bir hezimet.

Seçimin ertesi sabahı en dikkat çekici yorum Başkan Yardımcısı JD Vance’ten geldi. Vance X hesabından yaptığı uzun paylaşımda oldukça net konuştu: “Mağlubiyetimizin nedeni savaş.” Vance’e göre sorun, Cumhuriyetçi seçmenlerin sandığa gitmemesi değil, sandığa gidip Demokratlara oy vermesiydi. 2024’te Trump-Vance listesine oy veren çok sayıda seçmenin bu defa Demokratlara yöneldiğini iddia ediyordu. Vance, savaşın sona erdirilmesi, hayat pahalılığının çözülmesi, “Önce Amerika” gündemine geri dönülmesi ve ABD’nin İsrail’le ilişkisinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyordu. Bu kesinlikle olağan bir tepki değil. ABD’de İsrail ile ilişkiler, uzun zamandır dış politikanın dokunulmaz bir alanı olarak kabul ediliyordu. İlk kez bu kadar üst düzey bir isim, bunu siyasi bir yük olarak nitelendiriyor. Trump’ın seçim günü sabahı Fox News’e bağlanarak İsrail’e verilen yıllık yaklaşık 4 milyar dolarlık yardımın yıl sonunda kesileceğini açıklaması da bu bağlamda değerlendirilmeli. Yardım Kongre’nin onayına bağlı olduğu için Trump buna tek başına karar veremeyecek; ama mesajın kendisi bile bir kırılmaya işaret ediyor. Vance’in tepkisi kendisine sorulduğunda, Trump, benzin fiyatlarındaki artış nedeniyle savaşın yenilgide bir etken olabileceğini kabul etti, ancak kararın yine de doğru olduğunu savundu.

Vance’in “Trump’a oy verip bu kez Demokratlara geçenler” diye tarif ettiği seçmen, ideolojik olarak Demokrat değil, kendisine verilen sözün tutulmadığını düşünen seçmen. Vance, bu insanların kalıcı olarak parti değiştirmesi istenmiyorsa, şikâyet ettikleri konularda değişimin zorunlu olduğunu söylüyor.

Vance’in açıklaması, Cumhuriyetçi Parti’de 2028’e doğru başlayacak başkanlık adaylığı yarışının da ilk işareti. Vance, savaşın sorumluluğunu, muhtemelen ön seçimlerde kendisinin en büyük rakibi olacak Marco Rubio gibi yönetimin şahin kanadına ve İsrail yanlısı çizgiye bırakmak istiyor. Böylece 2024’te Trump’ı iktidara taşıyan savaş karşıtı, popülist seçmeni yeniden kazanmayı ve bu yönetimin en masraflı kararından kendisini sıyırmayı hedefliyor. Ancak Vance’in açmazı, yönetimin ikinci adamı olması. Kapalı kapılar ardında savaşa karşı görüşler dile getirdiği söylenen Vance, savaş kararını seçim gününe kadar desteklemeye devam etti. Şimdi bu sicilden kendisini nasıl kurtarabileceği merak konusu.

TRUMP’IN UĞRADIĞI HEZİMET

Trump ise kendisinin mağlubiyetin odağına konulmasını reddediyor: “Ben oy pusulasında değildim; olsaydım kazanırdık.” Oysa Vance’in teşhisi büyük ölçüde doğru. Seçmen, Trump’ı verdiği sözün aksine ülkeyi bir savaşa sürükleyip hayat pahalılığına yol açtığı için cezalandırdı. İran savaşı bir dış politika meselesinden ibaret değildi. Savaş, artan enerji fiyatları, enflasyon ve hayat pahalılığı üzerinden doğrudan seçmenin cebine yansıdı. ABD Enerji Bilgi İdaresi’ne göre mazotun galonu ülke genelinde ortalama 6,29 dolara çıktı; bir yıl önce bu rakam 3,75 dolar civarındaydı. Mazottaki artış, taşımacılık üzerinden diğer tüm fiyatlara doğrudan yansıyor. Gübre fiyatlarındaki artış, önümüzdeki yılın gıda fiyatlarını da şimdiden belirleyecek. Eylül ayında Reuters/Ipsos tarafından yapılan bir ankette Trump’ın onay oranı yüzde 32’ye kadar gerilemişti ve bu düşüşün nedeni olarak savaş ile bunun yarattığı ekonomik etkiler gösteriliyordu. Ekimdeki bir Gallup anketinde, kayıtlı seçmenlerin yüzde 47’si İran savaşının oyları için “son derece önemli” olduğunu söyledi. Bu oran ekonomi ve sağlıkla neredeyse aynı seviyede. Amerikalı seçmenler genellikle dış politikaya fazla ilgi göstermez. Bu kez dış politika mutfağa kadar girdi. Buna Trump’ın gümrük vergisi politikası da eklendi. İthal mallara uygulanan tarifeler fiyatları artırdı ve savaşın yarattığı enflasyonu daha da körükledi. Iowa’da Josh Turek’in Trump’ın tarifelerine yüklenerek kazanması tesadüf değil. Tarifeler çiftçiyi iki yönden vurdu: Büyük ölçüde ithal edilen gübrenin maliyeti arttı; Çin’in misilleme olarak ABD’den ithal ettiği tarım ürünlerinde gümrük vergilerini artırması da çiftçiyi en büyük pazarında zor durumda bıraktı. Geleneksel olarak Cumhuriyetçi olan kırsal kesim, Iowa gibi eyaletlerde bu sıkıntıların faturasını sandıkta kesmiş gibi görünüyor.

Bu faturanın Kongre’deki karşılığı ağır oldu. Demokratlar, 100 sandalyeli Senato’da kendileriyle birlikte hareket eden bağımsızlarla birlikte şimdiden 54 sandalyeye ulaştı; Alaska ve Mississippi de eklenirse bu sayı 56’yı bulmuş olacak. Cumhuriyetçilerin elinde 44 sandalye kaldı. 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nde ise 250’yi aşan bir çoğunluk elde ettiler. Trump, görevinin kalan iki yılında artık kendisine boyun eğmeyecek bir Kongre ile karşı karşıya. Bu, çoğunluk Trump’ın vetolarını aşmaya yetmese de, bütçe, atamalar ve denetim yetkileri sayesinde, ekonomi ve dış politikada Beyaz Saray’ı frenleyebilecek güçte.

ABD TARİHİNİN İLK MÜSLÜMAN SENATÖRÜ

2005 yılında, Amerika’nın otomotiv başkenti Detroit’in hemen yanında, Ford’un merkezi olan ve büyük bir Arap nüfusa sahip Dearborn’da, Müslüman akademisyenlerin yoğun katılım gösterdiği bir konferansa katılmıştım. Konferansın konuşmacısı bölgeyi temsil eden bir kongre üyesiydi. Konuşmasında ayet ve hadislerden bolca alıntı yapan vekilin Müslümanların oyunu kazanmaya çalıştığı açıkça belli oluyordu. O dönemde Müslümanlar, genellikle yalnızca kendilerine yönelik konuşulan ve oyları istenen bir kitleydi; aktif olarak siyasete katılan ve aralarından siyasetçi çıkaran bir topluluğa henüz dönüşmemişti. Bugün hâlâ Müslümanların siyaset dışı kalmasını savunan gruplar olsa da, bunu ilk değiştiren, 2006’da Minnesota’dan Temsilciler Meclisi’ne seçilen ilk Müslüman olan Keith Ellison oldu. Ellison’dan itibaren Müslüman sivil toplum kuruluşları, Müslüman toplumu siyasi sürece daha aktif katılmaya teşvik eden bir çizgi izledi. Onu 2008’de André Carson, 2018’de ise göçmen kökenden gelen ilk örnekler olarak Rashida Tlaib ve Ilhan Omar izledi. El-Sayed’in, Amerikan siyasetinin en prestijli ve güçlü kurumlarından biri olan Senato’ya seçilen ilk Müslüman olması ise gerçek anlamda tarihi bir olay.

Detroit’te yerel sağlık müdürlüğü yapmış 42 yaşındaki hekim Dr. Abdurrahman El-Sayed, önce önseçimde kendisinden çok daha fazla kaynakla karşısına çıkan Haley Stevens’i, ardından da seçimlerde eski CIA yetkilisi ve Meclis İstihbarat Komitesi’nin eski başkanı Mike Rogers’ı mağlup etti. El-Sayed’in Stevens’la karşı karşıya geldiği önseçim, ABD tarihinin en pahalı Demokrat önseçimi oldu. İsrail lobisinin en güçlü kuruluşu AIPAC, bağlı seçim fonu aracılığıyla onu engellemek için 30 milyon doları aşkın para harcadı. El-Sayed, seçim gecesi Detroit’teki zafer konuşmasında buna şöyle cevap veriyordu: “Para (money) ile çoğunluk (many) arasındaki savaşta, çoğunluğun gerçekten kazanabileceğini gösterdik.”

Michigan’daki seçimi önemli kılan yalnızca El-Sayed’in Müslüman ve Arap kimliği değil. İşçi sınıfının yoğun yaşadığı bu eyalet, 2016’da Trump’a, 2020’de Biden’a, 2024’te ise yeniden Trump’a gitti. Dearborn ve çevresindeki Arap ve Müslüman seçmenler, 2024’te Gazze’de yaşanan soykırım nedeniyle Demokratları cezalandırmıştı. Bu kez savaş karşıtlığı ekseninde yeniden demokrat safa döndü. Kampanya boyunca “Trump’tan Abdul’a” ifadesiyle anılan beyaz işçi seçmenler de dikkat çekti. Kazanan, kimlik siyaseti değil; savaş karşıtı ve ekonomik popülist bir söylemin kurduğu bir koalisyondu. Kampanyası boyunca kimliğini güçlü bir şekilde vurgulamaktan kaçınmayan El-Sayed’in seçim zaferi, kuşkusuz Amerika’daki Müslüman gençlere heyecan ve özgüven kazandıracaktır.

TEKSAS’TA OTUZ YILLIK DUVAR YIKILDI

Amerikan siyasetinin en önemli sorularından biri, Teksas’ın siyasi dönüşümünün, yani eyaletin kırmızı renkten mavi renge geçişinin ne zaman gerçekleşeceği. Zira Teksas’ta böylesine bir dönüşüm, başkanlık seçimlerinde uygulanan Seçiciler Kurulu sistemi nedeniyle Cumhuriyetçilerin Beyaz Saray’ı kazanmasını oldukça zorlaştıracak. Eyalet tarihi açısından iki önemli gelişmeye sahne olan bu seçimler, söz konusu değişimin ilk işaretiydi. Teksas, 1988’den bu yana ilk kez bir Demokrat senatör seçti. Eski ortaokul öğretmeni ve ilahiyatçı James Talarico, Ken Paxton’ı yenerek büyük bir başarıya imza attı. 37 yaşındaki Talarico, göreve başladığında Senato’nun en genç üyesi olacak. Demokratların ikinci önemli zaferi ise 52 yaşındaki eyalet milletvekili Gina Hinojosa’nın, üç dönemdir eyaleti yöneten Greg Abbott’u koltuğundan ederek 1990’dan bu yana valiliği kazanan ilk Demokrat olmasıydı. Hinojosa aynı zamanda Teksas’ın ilk Latin kökenli kadın valisi olacak.

Burada Cumhuriyetçilerin kendi hataları da belirleyici oldu. Trump, ön seçimde 2023’te yolsuzluk suçlamaları nedeniyle eyalet meclisinde azledilen ve kişisel skandallarla anılan Paxton’ı destekledi; ancak ne Trump’ın desteği ne de Elon Musk’ın bu adayın kampanyasına yaptığı 150 milyon dolarlık bağış sonucu değiştirebildi. Kampanyasında kendisini Calûd’a karşı savaşan Davud olarak tanıtan ve seçmene “Benim sapanım sizsiniz” diye seslenen Talarico, konuşmalarını İncil’den alıntılarla süsledi. Bu da Demokratların “liberal kıyı elitleri” imajından sıyrılıp muhafazakâr seçmenin diliyle konuştukları ölçüde Güney eyaletlerinde rekabet edebileceğini gösteriyor.

Talarico’nun elde ettiği zafer onu bir anda partinin yükselen yıldızları arasına taşıdı. 2028’e giden yolda Georgia’da yüzde 59 gibi yüksek bir oranla yeniden seçilen Jon Ossoff’la birlikte, Talarico da Güney’den çıkan genç Demokrat liderler arasında en çok anılacak siyasetçilerden biri olacak. Bunun tarihsel bir mantığı da var. 1960’lardan bu yana Beyaz Saray’ı kazanan Demokratların çoğu Güney eyaletlerinden geliyordu: Teksaslı Lyndon Johnson, Georgialı Jimmy Carter, Arkansaslı Bill Clinton. Güneyli bir aday, kendi eyaletini de kazanabildiği ölçüde seçim haritasını Demokratlar lehine değiştirebiliyor.

Güney’deki sarsıntı Teksas’la sınırlı değil. Amerika’nın en muhafazakâr eyaletlerinden Mississippi’de, bu satırlar yazılırken oyların yüzde 97’si sayılmıştı ve Demokrat aday Scott Colom (yüzde 49,08), görevdeki senatör Cindy Hyde-Smith’in (yüzde 48,82) yalnızca 2.498 oy önündeydi. Eyaletteki yarışın ironik bir yönü de, bölge savcısı Colom’un 2023’te Biden tarafından federal yargıçlığa aday gösterilmesine rağmen, adaylığının Hyde-Smith tarafından bizzat veto edilmesiydi. Sonuç ne olursa olsun, Trump’ın 2024’te rahatça kazandığı bir eyalette Cumhuriyetçi bir senatörün koltuğunu korumak için birkaç bin oya muhtaç hâle gelmesi, savaş ve hayat pahalılığının yarattığı tepkinin ne kadar güçlü bir rüzgâra dönüştüğünü gösteriyor.

DEMOKRAT PARTİ’DE YENİ İSİMLER

Kansas’ta 2026’nın başına kadar Cumhuriyetçi Parti’deki üye kaydı hâlâ duran, ülkenin en büyük Birleşik Metodist kilisesinin papazı Adam Hamilton kazandı. Böylece Kansas 1932’den bu yana ilk kez Senato’ya bir Demokrat gönderiyor. Iowa’da 2000’de George W. Bush’a oy vermiş, iki kez Paralimpik şampiyonu olmuş Josh Turek, Trump’ın gümrük tarifelerine ve İran savaşına yüklenerek seçildi. Ohio’da eski halk sağlığı direktörü Amy Acton, Vivek Ramaswamy’yi yenerek vali seçildi. Güney Karolina’da ise 46 yaşındaki çocuk doktoru Annie Andrews, temmuzda hayatını kaybeden şahin senatör Lindsey Graham’ın yerine atanan ve Trump’ın desteğini alan kız kardeşi Darline Graham’ı yaklaşık dört puan farkla yendi; böylece 1998’de Fritz Hollings’ten bu yana eyalette Senato seçimi kazanan ilk Demokrat oldu. Andrews kampanyasını sandıkta adı bile olmayan birine, Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.’a karşı yürüttü ve eyalette bin çocuğu etkileyen kızamık salgınının sorumluluğunu ona yükledi. Graham adının Derin Güney’in en güvenli eyaletlerinden birinde yenilmesi, Vance’in “Mağlubiyetimizin nedeni savaş” teşhisinin belki de en somut karşılığıydı. Michigan’da El-Sayed, Güney Karolina’da Andrews, Ohio’da Acton: üçünün de hekim olması bir tesadüf değil. Ekimdeki Gallup anketinde sağlık, ekonomiyle birlikte seçmenin en önemli gündem maddesiydi. Trump yönetiminin sağlık harcamalarındaki kesintileri, Sağlık Bakanı Robert F. Kennedy Jr.’ın aşılara şüpheyle yaklaşan çizgisi ve Güney Karolina’dan Pensilvanya ve New York’a uzanan ve ülke genelinde vaka sayısını 35 yılın en yüksek seviyesine taşıyan kızamık salgını, sağlığı gündelik hayatın en önemli meselesi hâline getiriyor. Beyaz önlüklü adaylar seçmene hem uzmanlık hem de partizanlığın üstünde bir güvenilirlik vaat ediyor.Seçimin bir başka tarihi boyutu da siyah politikacıların yükselişi. Georgia’da Keisha Lance Bottoms, Stacey Abrams’ın 2018 ve 2022’de iki kez kaybettiği koltuğu Trump’ı benzin ve sağlık hizmetleri fiyatlarından sorumlu tutan bir kampanyayla kazanarak ABD tarihinin ilk siyah kadın valisi olmayı başardı. Bugüne kadar ABD’de seçimle vali olan yalnızca üç siyah politikacı çıkmıştı: Virginia’da Douglas Wilder, Massachusetts’te Deval Patrick ve Maryland’de Wes Moore. Bu seçimde bu sayıya Nevada’da Demokrat Aaron Ford ve Florida’da Cumhuriyetçi Byron Donalds eklendi; ikisi de eyaletlerinin ilk siyah valisi olacak. Temsilciler Meclisi’nde ise Hakeem Jeffries ilk siyah meclis başkanı olmaya hazırlanıyor. Aynı gece Demokrat bir siyah kadın adayın Georgia’da, Cumhuriyetçi bir siyah adayın ise Florida’da vali seçilmesi, Güney’in siyasi haritasının yalnızca partiler arasında değil, kuşaklar ve kimlikler arasında da yeniden çizildiğini gösteriyor.

Bu adayları birleştiren ortak bir ideolojik yön bulunmuyor. Bir yanda inancı öne çıkaran merkez siyasetçiler, diğer yanda ise İsrail politikasını ve sağlık sistemini kökten değiştirmek isteyen progresifler var. Ortak payda şimdilik yalnızca savaş, hayat pahalılığı, sağlık hizmetlerindeki sorunlar ve tabii ki Trump’a karşı tepki. Senato’da Schumer liderliğine mesafeli olan El-Sayed ile “koridorun öbür yanıyla çalışacağım” diyerek seçilen Hamilton’ın aynı grupta nasıl bir arada duracağı ve partiye yeni giren ilerici kuşağın partide güçlü geleneksel isimlerle nasıl anlaşacağı, Demokratların önümüzdeki iki yılının asıl sorusu. Sosyal medyada sıkça dile getirilen bir yorum ise bu dalganın mimarı olarak geçen yıl New York belediye başkanlığını kazanan Zohran Mamdani’yi işaret ediyor. İddianın doğruluk payı var: Mamdani’nin kira, ulaşım ve çocuk bakımı gibi günlük hayata dair maliyetlere odaklanan kampanyası, hayat pahalılığını Demokratların ana mesajı hâline getirdi. El-Sayed’den Amerika Demokratik Sosyalistleri (DSA) çizgisinden gelen ve Colorado’dan Kongre’ye seçilen ilk Z kuşağı kadın aday olan 29 yaşındaki Melat Kiros’a kadar, ilerici adayların yükselişinde bu etki görülüyor. Kansas’ta Hamilton’a, Teksas’ta Talarico’ya, Iowa’da Turek’e seçim kazandıran bir başka faktör ise muhafazakâr Cumhuriyetçi seçmene de hitap eden ılımlı ve inançlara saygılı bir dildi.

Sonuç olarak, 3 Kasım ara seçimi Amerikan dış politikasının siyasi bedelini hatırlatan ve İsrail ile ilişkilerin en üst düzeyde sorgulanmasına neden olan bir seçim oldu. 2024’te Biden yönetiminin Gazze’deki savaşa verdiği koşulsuz destek, Demokratlara Michigan gibi kritik eyaletlerde pahalıya mal olmuştu; 2026’da ise benzer bir fatura İran savaşı üzerinden Cumhuriyetçilere kesildi. Üst üste iki seçimde, iki farklı iktidarın İsrail’le iç içe geçmiş politikaları sandıkta cezalandırıldı. Bu kez o bedeli Michigan’da, Teksas’ta, Güney Karolina’da ve Mississippi’de seçmenler Trump’a ödetmiş oldu. Washington’da İsrail’e koşulsuz destek konsensüsü ilk kez hem sol hem de sağ siyasette aynı anda sorgulanıyor.

Prof. Dr. Hasan Kösebalaban, siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler uzmanı.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
karar.com