19 Mart operasyonu mağdurlarının yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 51'inci buluşmasını Saraçhane Parkı'nda gerçekleştirdi. Buluşmada konuşan Dilek Kaya İmamoğlu, eşi tutuklu İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun mahkemede yaptığı savunmadan pasajlar aktardı. İmamoğlu, “Son sözü her zaman daima millet söyledi, yine millet söyleyecek” ifadelerini kullandı.
Aile Dayanışma Ağı 51. Haftada Saraçhane'de Buluştu: Son Sözü Yine Millet Söyleyecek

Buluşmaya, ADA'nın kuruluşuna öncülük eden Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanvekili Nuri Aslan, YENİ Parti İstanbul İl yöneticileri, Engelliler Konfederasyonu Başkanı Hüseyin Ateşer ve yöneticileri, bazı siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, gazeteciler ve vatandaşlar katıldı.
Konuşmasına Aile Dayanışma Ağı'nın 50 buluşmayı geride bıraktığını hatırlatarak başlayan Dilek Kaya İmamoğlu, katılımcılara destekleri için teşekkür etti. İmamoğlu, “Yaklaşık 2 yıldır büyük bir adalet ve demokrasi mücadelesi içindeyiz. Bu mücadelede bizi hiçbir zaman yalnız bırakmadınız. Sağ olun, var olun” dedi.
“DOSYANIN EN ÖNEMLİ GİZLİ TANIKLARINDAN BAZILARI SONRADAN İFADELERİNİ GERİ ÇEKTİ”
İBB davasının üçüncü celsesinin bu hafta başladığını belirten Dilek Kaya İmamoğlu, iddianamede somut delil bulunmadığını savundu. Sevdiklerinin çoğunluğu gizli tanık ifadelerine dayanan suçlamalar nedeniyle aylardır özgürlüklerinden mahrum bırakıldığını söyleyen İmamoğlu, müştekilerin büyük bölümünün şikâyetçi olmadığını ve tanık beyanlarını doğrulamadığını ifade etti.
İmamoğlu, konuşmasında şu değerlendirmelerde bulundu:
“İBB davasında 3. celse bu hafta başladı. Biliyorsunuz iddianamede hiçbir somut delil yok. Sadece çoğunluğu gizli olan tanıkların ifadeleri nedeniyle sevdiklerimiz aylardır özgürlüklerinden mahrum. Çocukları annelerinden, babaları evlatlarından ayırmak için bu ifadeler yeterli görüldü. Bu celse müştekilerin dinlenmesi ile başladı. Müştekilerin büyük çoğunluğu bir şikayetleri olmadığını ifade etti, tanık beyanlarını doğrulamadı. Sonrasında ise gizli tanık ifadelerine geçildi. Tarihimizin en önemli davalarından birinde tam 21 gizli tanık var. Mahkeme yalnızca dördünü dinlemeye karar verdi, gerisini dinlemeye gerek bile görmedi. Peki bu dava neye dayanıyor? Belgeye mi? Somut bir kayda mı? Hayır! Beyana, beyana, yine beyana. Mahkemenin karşısına çıkan tanıklar ne anlattı? Görmedim. Tanık olmadım. Duydum. Bu kişiyi tanımıyorum. Çok hatırlamıyorum. Sosyal medyadan gördüğüm kadarıyla. Hâkim soruyor ‘doğrudan bir şahitliğiniz var mı?’, ‘yok’ diyorlar. Adı tanık ama hiçbirinin doğrudan şahit olduğu hiçbir olay yok. Ne var? Yalan, dedikodu, iftira. İddianamede tam 564 kez 'duydum' ifadesi geçiyor. Dosyanın en önemli gizli tanıklarından bazıları sonradan ifadelerini geri çekti. Yani bu iddianame bir duyum üzerine kurulu."
“UMUYORUZ Kİ HAKAN BAŞKANIMIZ ARTIK ARAMIZA DÖNECEK”
Davanın canlı yayınlanmasını en başından beri talep ettiklerini hatırlatan Dilek Kaya İmamoğlu, bu taleplerinin kabul edilmediğini söyledi. İmamoğlu, yüzlerce kişinin iddialar nedeniyle gözaltına alındığını, aylarca tutuklu kaldığını ve hayatlarının altüst olduğunu savundu.
İBB davasının yanı sıra belediyelere yönelik operasyonlarda da benzer uygulamaların yaşandığını öne süren İmamoğlu, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe'nin de hakkında somut delil bulunmadan aylardır tutuklu olduğunu ileri sürdü.
Dilek Kaya İmamoğlu, “Bugün davası görülmeye devam edecek. Umuyoruz ki Hakan Başkanımız artık aramıza dönecek, özgürlüğüne kavuşacak” dedi.
“BUGÜN HER ŞEYİN BAŞLADIĞI YERDE, SARAÇHANE’DEYİZ”
Konuşmasının devamında Saraçhane'nin 19 Mart sonrasında yaşanan protestolar ve dayanışma açısından önemine değinen Dilek Kaya İmamoğlu, Ekrem İmamoğlu'nun mahkemedeki savunmasından bölümler aktardı.
İmamoğlu, Saraçhane'de yasal protesto hakkını kullanan yüzlerce gencin tutuklandığını belirterek, eşinin mahkemede hem kendisini hem de yol arkadaşlarını, bürokratları, adaleti ve demokrasiyi savunduğunu söyledi.
Dilek Kaya İmamoğlu'nun aktardığı Ekrem İmamoğlu'nun savunmasındaki ifadeler şöyle:
“Arkamda devlet memurları, genel sekreter yardımcıları, daire başkanları, mühendisler, genel müdürler var. Polise, emniyete hizmet etmiş insanlar var, milletin seçtiği belediye başkanları var. Yalnızca benimle birlikte çalıştıkları için oturan insanlar var. Sorumlu olmadıkları işler yüzünden cezaevinde duran emekçiler var! Evladı olan düşünecek. Annesi, babası, eşi olan düşünecek. Burada bu mesuliyeti alan herkes düşünecek! Düşünmek zorunda Bu dosyadaki tutuklamalar yasal değildir, hukuki değildir, gayrimeşrudur. Suçlamalarla tutuklama şöyle dursun, bir ağır ceza davası bile açılmamalıydı.”
“BU ÜLKE SİZİN, HEM DE ŞİMDİ SİZİN SEVGİLİ GENÇLER!”
Ekrem İmamoğlu'nun 19 Mart sonrasında Saraçhane'de gözaltına alınan 593 genç ve aylarca cezaevinde kaldıkları için sınavlarını ve eğitim yıllarını kaçıran 238 öğrenciye ilişkin sözlerini de paylaşan Dilek Kaya İmamoğlu, savunmadan şu bölümü okudu:
“Ne oldu biliyor musunuz Sayın Heyet? Hepsi beraat etti. Peki neden hapse atıldılar? Söyleyeyim; Milli iradeyi savundukları için, Saraçhane'yi savundukları için. Yani kendi iradelerini savundular. Bu öğrenciler sınavlarına giremediler. Bu tutuklamalar olmadan bu yargılama yapılamaz mıydı? Bal gibi de yapılırdı. Kıymetli gençler, size sabredin demiyorum. Size bekleyin demiyorum. Asla size de sıra gelecek demiyorum. Bu ülke sizin, hem de şimdi sizin sevgili gençler!
Hayatta kalmakla yetinmeyin. Hayal kurun, soru sorun, itiraz edin, üretin... Cumhuriyet size bırakılmış donmuş bir miras değildir; her kuşağın yeniden büyüttüğü bir ortaklıktır. Ey halkım, bunu sakın kanıksamayın. Birlik olun, bir araya gelin. Seçme ve seçilme hakkınızı korumak zorundasınız. Bu artık bu ülke için, bu millet için, bir beka sorunudur. Ve en kötüsü, hapishanenin siyasi hayatın olağan bir parçası haline getirilmesidir.”
“BİZ UMUDUMUZU ASLA KAYBETMEDİK, KAYBETMEYECEĞİZ”
Dilek Kaya İmamoğlu, ailelerin yaklaşık iki yıldır yaşadıklarını belirttiği hak ihlalleriyle mücadele ettiğini söyledi. Tutuksuz yargılama ilkesinin uygulanmadığını savunan İmamoğlu, ailelerin sevdiklerinden ayrı kalmalarının yanı sıra karalama kampanyalarıyla da karşı karşıya kaldığını ifade etti.
Konuşmasında lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesi gibi hukuk ilkelerine de değinen İmamoğlu, bu ilkelerin Ekrem İmamoğlu, yol arkadaşları ve aileleri söz konusu olduğunda ihlal edildiğini öne sürdü.
İmamoğlu, ailelerin yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı:
“Biz aileler olarak, yaklaşık 2 yıldır sistematik şekilde bizlere yaşatılan hak ihlalleriyle mücadele ediyoruz. Tutuksuz yargılama ilkesi ayaklar altına alındığı için sevdiklerimizden ayrı kalmamız yetmezmiş gibi karalama kampanyalarıyla da karşı karşıya kalıyoruz. Nedense bazıları tarafından, büyük fon vurgununda hatırlanan lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi gibi hukukun temel ilkeleri, Ekrem İmamoğlu, yol arkadaşları ve onların aileleri söz konusu olunca yerle bir ediliyor. İnsanlar şafak vakti evlerinden alınıyor, peşinen tutuklanıyor, suçu kanıtlaması gereken iddia makamı suçsuzluğunu kanıtlayana ya da birilerine iftira atana kadar tutuklusun diyor. Tüm bu hesaplar yapılırken siyasi nedenle tutukladıkları bu insanların ailelerini, eşlerini, çocuklarını kimse düşünmüyor. Oysa sevdiklerimiz, bizler, birer dosya numarası, soğuk evrak değiliz. Anneyiz, babayız, eşiz, kardeşiz, evladız. İki yıla yaklaşan bu esaret, telafisi olmayan kayıplar ortaya çıkarıyor. Uykular bölünüyor, ailelerin huzuru çalınıyor, bayramlar eksik geçiyor. Talebimiz artık tüm bu adaletsizliğin son bulması ve bir an önce ailelerimize kavuşmaktır. Biz umudumuzu asla kaybetmedik, kaybetmeyeceğiz. Adalet aramaya sonuna kadar devam edeceğiz. Toplum vicdanı tüm yaşananları kaydetmektedir ve Ekrem İmamoğlu’nun savunmasında dediği gibi son sözü millet söyleyecektir.”“ADALETSİZLİĞİ GÖRÜYORUM AMA ADALET İSTEYEN BÜYÜK BİR MİLLETİ DE GÖRÜYORUM”
Dilek Kaya İmamoğlu, konuşmasının son bölümünde Ekrem İmamoğlu'nun savunmasından bir başka pasajı daha paylaştı. İmamoğlu'nun Türkiye'nin geleceğine, gençlere ve toplumsal dayanışmaya ilişkin sözleri şöyle:
“Ben bütün bu kötülüklere razı değilim. Çünkü ben bu ülkeyi tanıyorum. Bu milletin neler yapabileceğini biliyorum. Enerjisini biliyorum, zekasını biliyorum. Vicdanını biliyorum, çalışkanlığını biliyorum. Benden daha çalışkan, benden daha zeki, benden daha enerjisi yüksek 10 milyonların bu ülkede yaşadığını biliyorum. Türkiye'nin en iyi haline ulaşacağını ben biliyorum. İnancım onun için yüksek. Onun için 12 metrekareden korkmadan sesimi yükseltiyorum. Onun için 12 metrekare bana Türkiye Cumhuriyeti'nin 786 bin kilometrekaresi gibi geliyor. Ben Türkiye'ye baktığımda yalnız bugünün karanlığını görmüyorum. Bu karanlığı dağıtacak milyonlarca genci görüyorum. Yoksulluğu görüyorum ama bu ülkeyi zenginleştirecek emeği de karakteri de yeteneği de görüyorum. Adaletsizliği görüyorum ama adalet isteyen büyük bir milleti de görüyorum. Kutuplaşmayı görüyorum ama hâlâ yan yana yaşamaktan vazgeçmeyen insanlarımızı da görüyorum. Gençlerin öfkesini görüyorum ama o öfkenin içinde büyük bir gelecek enerjisi de görüyorum.
“TÜRKİYE HAYALİNİ HEP BİRLİKTE KURDUK VE MUTLAKA BÜYÜTECEĞİZ”
Ekrem İmamoğlu'nun savunmasında yer alan ve Türkiye'nin geleceğine ilişkin umut mesajları içeren sözleri de şöyle:
“Ben, umudu bir teselli olarak anlatmıyorum. Ben, umuda inanıyorum çünkü bu millete inanıyorum. Enerjisine, zekasına, vicdanına, çalışkanlığına, cesaretine inanıyorum. Hep beraber demokratik ve güçlü bir devleti kuracağımıza inanıyorum. Huzurlu ve zengin toplumu var edeceğimize inanıyorum. Eşit ve özgür yurttaşların cumhuriyetini güçlendireceğimize inanıyorum. Adil ve serbest siyasi rekabeti güvence altına alacağımıza inanıyorum. Bunu yapacağız! İçimde şüphenin kırıntısı yok. Bu ülkenin geleceğini korku değil umut belirleyecek, kavga değil barış ve huzur belirleyecek, duvarlar değil, köprüler belirleyecek. Türkiye hayalini hep birlikte kurduk ve mutlaka büyüteceğiz, mutlaka başaracağız! Bu karanlık senaryonun varmak istediği nihai sonucu tarihin ve millet vicdanının huzurunda bir kez daha kayda geçirmek istiyorum. Bu sözleri tekrar edeceğim: Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulmayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulmayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar. Ne kadar baskı yaparsanız yapın, yargıyı ne kadar sopaya çevirirseniz çevirin bu millet iradesine ve rızkına vurulmak istenen prangaları tarih boyunca söküp atmıştır. Bu millet tekrar söküp atacaktır. Bizler, Cumhuriyetin onurlu mirasına milletin helal hakkına sahip çıkmaktan bir an bile geri durmadık, durmayacağız. Korkmuyoruz, vazgeçmiyoruz. Anlımız ak başımız dik, bir milim geri adım atmıyoruz.
“SON SÖZÜ HER ZAMAN DAİMA MİLLET SÖYLEDİ, YİNE MİLLET SÖYLEYECEK”
Dilek Kaya İmamoğlu, konuşmasını Ekrem İmamoğlu'nun savunmasından aktardığı son bölümle tamamladı. İmamoğlu, Cumhuriyet ve demokrasi vurgusu yaptığı sözlerinde şöyle dedi:
“Bu ülkenin meydanlarında, sokaklarında, sandıklarında yeşeren o büyük umudu, kurulan kumpaslarla söndürülmesine asla izin vermeyeceğiz. Çünkü bu ülkenin son sözünü hiçbir iktidar söylemedi, söyleyemeyecek. Hiçbir makam söylemedi, hiçbir kişi söyleyemez. Hiçbir mahkeme de söyleyemez. Son sözü her zaman daima millet söyledi, yine millet söyleyecek. Ve milletin o sözü, Cumhuriyetin temelidir: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Biz Atatürk'ün öğrencileriyiz. Cumhuriyetin yılmaz bekçileriyiz. Demokrasinin sonsuz savunucularıyız. Siz ne yaparsanız yapın son sözü daima millet söyler. Son hükmü daima ilahi adalet verir.”



