TÜİK yine işsizlik rakamlarını açıkladı.
Al Sana İş…

Manşette ne var?
Yüzde 8,4.
İlk bakışta fena görünmüyor.
Hatta dönüp;
“İşsizlik düşük.”
bile diyebilirsiniz.
Ama biraz aşağı indiğinizde karşınıza bambaşka bir işsizlik tablosu çıkıyor.
Çünkü aynı TÜİK; “Atıl işgücü oranı yüzde 31,2.” diyor.
Ve asıl işsizlik meselesi de tam burada başlıyor.
Bakın resmî işsiz sayılmak için aktif olarak iş arıyor olmanız gerekiyor.
Ama biliyoruz ki pek çok kişi umudunu tamamen kaybettiği için iş aramaktan vazgeçmiş durumda.
Büyük bir kesim kayıt dışı ama geçici işlerle günü kurtarmaya çalışıyor.
Yine çok büyük bir kitle sömürülmek için evde oturmayı tercih ediyor.
Kadrosuz öğretmenleri, yaşından dolayı tercih edilmeyen beyaz yakalıları, hakkını alamadığı için isyan edenleri saymıyorum bile.
Bunların hepsi dar tanımlı işsizliğin dışında kalıyor.
Ve bunların hepsi yüzde 31,2’lik geniş tanımlı işsizliğin içinde.
Yani yüzde 8,4 illüzyondan ve rakamları karartmaktan başka bir şey değil.
Üstelik bu yeni bir mesele de değil.
Atıl işsizlik durmadan yükselmeye devam ediyor.
Sanayi çöktükçe, tarım yok oldukça, esnaf battıkça, KOBİ kapandıkça, atıl işsizlik de gaz kesmeden yükseliyor.
Alın size tablo; Atıl işgücü; temmuzda yüzde 30,6 idi.
Ağustosta yüzde 31’e çıktı.
Eylülde yüzde 31,2’ye yükseldi.
Yani mesele tek aylık sıçrama değil.
Sorun giderek kötüleşiyor.
Daha vahimi; dar tanımlı işsizlik düşerken bile atıl işgücü yüksek kalmaya devam ediyor.
Hatırlayın; ağustosta resmî işsizlik yüzde 7,8’e düşmüştü.
Ekonomi yönetimi bu oranı törenlerle duyurmuştu.
Ama aynı ay geniş tanımlı işsizlik yüzde 31’e fırlamıştı.
Hadi gelin bir de TÜİK’i bırakıp DİSK-AR araştırmasına bakalım.
Onların hesabına göre de geniş tanımlı işsiz sayısı tam 12 milyon 608 bin kişi.
Nasıl rezalet ama…
Farkın büyüklüğüne bakar mısınız?
TÜİK’in açıkladığı dar tanımlı işsizlik 2,7 milyon kişi.
DİSK-AR’ ın açıkladığı geniş tanımlı işsiz sayısı 12,6 milyon kişi.
Arada neredeyse 10 milyon insan var.
Ve bu 10 milyon işsiz yok sayılıyor.
Al sana kandırmacanın şahı.
Bu arada mesele sadece; “İşim var mı, yok mu?” meselesi de değil.
Mesele;
“Yeterince çalışabiliyor muyum?”
“Düzenli gelir elde edebiliyor muyum?”
“İş bulma umudum kaldı mı?” meselesi.
Üstelik kadınlarda tablo daha da vahim.
Ağustosta dar işsizlik yüzde 10,1 iken geniş tanımlı işsizlik yüzde 40,1’e fırlamış.
Yani her 10 kadından dördü resmen işsiz.
Daha başka bir şey söylemeye gerek var mı?
Gençlerde de sorun aynı.
Eylülde genç işsizliği bir ayda 1,6 puan artarak yüzde 14,8’e çıktı.
Bu çocuklara yıllarca;
“Okuyun.”
“Diploma alın.”
“Kendinizi geliştirin.” dedik.
Şimdi mezun oldular ama işsizler.
Çünkü onlara iş verecek olan şirketler de sıkıntıda.
Nitekim; İSO’nun eylül PMI verisine göre takip edilen 10 sektörün dokuzunda üretim yavaşladı.
Ve bu 10 sektörün yalnızca ikisinde istihdam arttı.
Gerisi patır patır işçi çıkarıyor.
Soruyorum size; hangi şirket zor durumda olduğu için işçi çıkarırken yeniden işçi alır?
Adamın durumu belli; talep zayıf.
Sipariş zayıf.
Finansman pahalı.
“Batıyorum.” diye bas bas bağırıyor yani.
Doğal olarak maliyet azaltmaya çalışıyor.
İlk baktığı yer ise ne yazık ki personel oluyor.
Yani işsizliğin artması bir tesadüf değil.
Yanlış politikaların sonucu.
Velhasıl; Türkiye’de işsizlik yüzde 8,4 demek milletle dalga geçmekten başka bir şey değil.
Çünkü o rakamın gerçekle uzaktan yakından ilgisi yok.
Gerçek ortada; işsizlik, geniş tanımlı resmî verilere göre bile yüzde 31,2.
Yani Türkiye’de her 3 kişiden biri işsiz.
Ve mesele; Rakamlarla oynayarak kaç kişinin işsiz gösterildiği değil,
Mesele; kaç milyon insanın boşta kaldığı.
Kısacası; ortada büyük bir sorun var.
Bu sorunu görmezden gelmek, rakamlarla oynayıp pembe gazete basmak, illüzyonla ikna kampanyaları yapmak, sorunu ortadan kaldırmak bir yana, daha da büyütüyor.
Ve uyarıyorum; bu kafa devam ederse, sosyal sorunlar daha da büyüyecek…
Benden söylemesi, Sonra “demedi” demeyin…




