Cumhuriyet
Haber akışına dön

Aslı Pasinli: Daha Az Konuşup Daha Çok İş Yapmalıyız’

Aslı Pasinli: Daha Az Konuşup Daha Çok İş Yapmalıyız’

Aslı Pasinli, COP31 öncesinde iklim mücadelesinde yeni raporlardan çok somut eyleme, yenilikçi girişimlerin desteklenmesine ve kalıcı iş modellerine gereksinim olduğunu söylüyor.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı (COP31), 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek. Küresel iklim mücadelesinin geleceğini şekillendirecek zirve öncesinde İyi Gelecek Sürdürülebilirlik Kurucusu Aslı Pasinli ile raporlamadan eyleme geçişi, biyomalzemelerin geleceğini, girişimlerin karşılaştığı engelleri ve kamu-özel sektör iş birliklerini konuştuk.

  • İyi Gelecek Sürdürülebilirlik’i kurmaya sizi yönelten ihtiyaç neydi? Bu girişimle sürdürülebilirlik alanında nasıl bir dönüşüme katkı sunmayı hedefliyorsunuz?

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden 1994 yılında mezun oldum, Illınois Sprinfield Üniversitesi’nde MBA yaptıktan sonra uluslararası bir şirketin farklı ofislerinde altı yıl çalıştım. Ardından 15 yıl yeme içme sektöründe girişimcilik yaptım ve yedi yıl WWF-Türkiye’de (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) CEO olarak görev aldım. Kariyerim boyunca kurumsal hayat gözlüğü taktım, girişimci gömleği giydim, sivil toplum dünyasında yoğruldum ve kamu ile yakın çalıştım. Özellikle sivil toplum deneyimim sırasında geleceğimizin ne kadar tehlike altında olduğunu ve kaybedecek bir dakikamız bile olmadığını idrak ettim. Daha az konuşup daha çok iş yapmamız gerektiğini savundum. Kurumsal sosyal sorumluluk projelerine önemli bütçeler ayrıldığını ancak kalıcı etkisi olan projelerin sınırlı olduğunu gözlemledim. İyi Gelecek Sürdürülebilirlik Danışmanlık şirketimi bu bakış açısı ile kurdum. Özel sektörün tek seferlik sosyal projeler yerine içinde iş modeli olan, çoklanabilir ve devamlılığı olan projeler üretmesi gerektiğine inanıyorum.

EYLEME GEÇME ZAMANI

  • Şirketlerin sürdürülebilirliği yalnızca raporlama, mevzuata uyum veya kurumsal itibar meselesi olarak ele alma riski var. Sizce danışmanlık süreçleri şirketlerde gerçek bir dönüşümü nasıl sağlayabilir?

Evet ben de bazen raporlamanın bir çıktı değil bir amaç olduğu hissine kapılıyorum. Yurtdışında bir toplantıda önemli bir üniversitenin rektörünün konuşmasını dinleme şansım olmuştu. Konuşmasında, “Geçen hafta çok büyük bir bütçe ile iklim ile ilgili bir araştırma yapmamız istendi. Kabul etmedik. Çünkü bu dünyada ihtiyaç olan bir araştırma daha değil, eylem” dedi. Bir akademisyenden duymayı beklemediğim çok cesur bir söylemdi. Gerek ülke gerek kurumsal gerekse bireysel olarak sürdürülebilirlik yolculuklarında farklı farklı seviyelerdeyiz. Bu yolculukta en eksik kısımın “eyleme geçmek” olduğunu gözlemliyorum. Yol haritasını bilen ama çeşitli engeller nedeniyle bunları yaşama geçiremeyen kurumlarda bu engellerin tespit edilmesine ve engellerin kaldırılmasına destek olunmasına gereksinim var.

  • Sizce biyomalzemeler geleceğin üretim anlayışını nasıl dönüştürebilir? Bu alandaki fırsatları ve karşılaşılan engelleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konu özel ilgi alanım ve şu anda TÜBİTAK’tan ödül almış HER isimli sosyal girişime mentörlük yapıyorum. Birinin atığı bir başkasının hazinesidir bilinci ile bu atıkları da bir değere dönüştürebilirsek doğa üzerinde yarattığımız baskıyı önemli ölçüde azaltabiliriz. Doğa bize mucizevi ürünler sunuyor, bu ürünlerin bir zerresi bile ziyan olamayacak kadar değerli. HER’in kurucusu Selen Tavtın, 2018’den beri doğadan esin alarak yalnızca su ve maya ile biyokumaş üretiyor. Yani bir çeşit suya maya çalmak. Sirke yapım sürecinde, sirkenin içinde oluşan sirke anası gibi doğal bir oluşum oluyor ve bu oluşum preslendiği zaman deri görüntüsünde bir kumaşa dönüşüyor. HER gibi bir girişimi bulunca çölde vaha bulmuş gibi oldum ve desteklemeye karar verdim. Bu girişimlerin en zorlandığı alan şu: Küçük bir kısmı yatırım ve mentörlük alıyor ama bu girişimlerin bu seviyeye gelene kadar da bütçeye ve bu işe inanılmasına ihtiyaçları var. Bu kısır döngü yüzünden birçok doğru girişimci gün yüzü göremiyor.

FİNANSMAN AÇIĞI

  • COP31’de kamu, özel sektör, yerel yönetimler ve sivil toplum sizce hangi alanlarda daha cesur, somut ve ölçülebilir adımlar atmalı?

COP31’e bu yıl ülkemizin ev sahipliği yapması büyük olay, ben büyük memnuniyet duyuyorum. Ancak bu ev sahipliği lojistik bir ev sahipliği olarak algılanmamalı, ev sahibi ülkelerin ortaya koyduğu hedefler ile de liderlik yapması bekleniyor. Hükümetler seviyesinde de en büyük eksik eyleme geçiş. Ülkeler hedeflerini beyan ettiler ama asıl sorun, hedeflerin yaşama geçişi konusundaki yetersizlik. Burada iklim finansmanı konusu önemli. Dönüşümün gereksinimi olan finansmanın yetersizliği her COP toplantısının ortak konusu. Yenilikçi girişimleri destekleme konusunda daha cesur ve daha cömert olmamız şart. Her başarılı girişim, bir iş yapış şeklinin dönüşümü, bir sektörün değişimi demek. Girişimlerin maddi destek dışında ayni desteklere de ihtiyaçları var. Örneğin hukuk büroları bir miktar vaktini bu girişimlere bağışlayabilir. Özellikle kamu-özel sektör birlikteliklerinde daha cesur olmalıyız. Üzerinde çalıştığım bir projede, yazlık bir bölgede toplu taşımayı artırmak için 14 kişilik elektrikli açık “buggy”lerle ring servisi planladık. Bir banka projeyle ilgilendi, belediye ile rotaları oluşturduk. İlk kurulum finansmanını özel sektörün, işletmesini belediyenin üstlendiği bir iş modeli geliştirdik. Böylece özel sektör çekilse bile kendi geliriyle devam edebilecek bir yapı öngördük.

  • Bu soruyu her konuğuma soruyorum; bir bitki olsaydınız hangisi olurdunuz? Neden?

Hem arılara hem insanlara şifa veren lavantaya bayılıyorum. Ben de topluma ve doğaya faydalı olabilmekten mutluluk duyuyorum. Gösterişi yok ama güzel bir enerjisi var. Ben de gösterişe değil iyi enerjiye çok değer veriyorum. Lavanta tek başına cılızdır, lavantalar bir araya geldiğinde güzeldir. Ben de birlikteliğin gücüne çok inanırım. Yaşantımda gösterişsiz ama iyi enerjili çok sevdiğim dostlarımdan ve çok sevdiğim ailemden oluşan kocaman bir lavanta tarlam ve bu tarlamı ziyaret eden arılarım var.

‘YOLDAŞ DANIŞMAN’ YAKLAŞIMI

“Yoldaş” danışmanlara gereksinim olduğunu düşünüyorum. Bu “yoldaş” danışman bakış açısını birey seviyesine indirerek basitleştirmek isterim. Bireyler olarak sürdürülebilirlik konusunda da farklı noktalardayız. Kimimiz evinde kompost yapıyor, tüm atığını geri dönüştürüyor. Ne kadar su, enerji kullandığını, gıdasını kimden aldığına dikkat ediyor. Bireysel etkisinin, değişim gücünün farkında. Bireysel seviyede bir örnekle aktarmaya çalıştığım yoldaşlık yapısının kurumsal halini de önemsiyorum. Bazı kurumlar henüz işin başında ve yol haritasını belirlemeye çalışıyor.

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
cumhuriyet.com.tr