Atatürk, yalnızca savaş meydanlarındaki dehası değil, Cumhuriyet öncesi ve sonrası gösterdiği devlet adamı kimliği ile de tarihe iz bırakmış ender liderlerden biridir.
Atatürkçü Düşünce Sisteminin Temel Taşı Cumhuriyettir

22 Haziran 1919’da yayımlanan Amasya genelgesinin üçüncü Maddesinde; “Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” sözü, Mustafa Kemal’in ‘Cumhuriyet’ fikrinin işareti olup düşündüğü çağdaş, medeni, güçlü ve dünyada sözü geçen bir ülke olabilmenin ilk ve tartışmasız adımı olarak verdiği karardır.
Türk milleti yüzyıllar boyunca egemenliğine engel rejimlerin acısını çekmiş, sonunda en uygun idare şeklinin cumhuriyet olduğunu Atatürk sayesinde görmüş ve 29 Ekim 1923’te Atatürk’ün önderliğinde Cumhuriyet kurulmuştur.
Ülkenin yarınları adına, çocukları ve gençleri her zaman ilk sayan Atatürk’ün, cumhuriyetin ilanı sonrası ilk yaptıklarından biri “Tevhid-i Tedrisat Kanunu”nu çıkarmak, öğrenimi birleştirmek olmuştur. Hemen sonrasında Halifeliğin kaldırılması, şapka devrimi, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılması çağdaş bir cumhuriyetin oluşmasını perçinlemiştir.
Yapılan çalışmalar sonuçlandıkça, yeni bir Medeni Kanun, Ceza Kanunu ve 1 Kasım 1928’de kabul edilen Yeni Türk Alfabesi’nin kabulu ve Arapça’nın yerine geçmesi, sonrasında da “Laiklik”in Anayasa’ya girmesi ve diğer devrimlerin peş peşe yapılması ile cumhuriyetimizin sarsılmaz temelleri atılmıştır. Atatürk'ün “Demokrasinin tam ve en bariz hükümet şekli cumhuriyettir.” diyerek de cumhuriyet ile ilgili düşüncelerini en güzel kendi sözleriyle ortaya koymuştur.
Cumhuriyet, siyasi gücün halk ve temsilcileri tarafından paylaşıldığı bir rejimin adı olup Türk Milleti için bir hayat tarzıdır.
Cumhuriyet sisteminde temsil yetkisi seçimle belirlenebilir. Cumhuriyetçilik herhangi bir kişi, zümre ya da sınıf fark etmeksizin egemenliğin belli bir topluma değil tüm halka ait olduğunu anlatmaktadır.
Atatürk’ün büyük söylevi’nin başında, “Az zamanda çok büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.” Sözü bize kültür ile bilimin bütünleştiği ve sanatın önemsendiği bir anlayış kazandırmıştır.
Cumhuriyet demokrasinin en gelişmiş biçimidir. Atatürk'ün dediği gibi "Demokrasi prensibinin en asri ve mantıki tatbikini temin eden hükümet şekli, cumhuriyettir". Cumhuriyet’te “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir”.
Cumhuriyetin Bize Kazandırdığı haklardan bazıları; “Yaşama hakkı, sağlık hakkı, eğitim hakkı, kadınlara seçme ve seçilme hakkı, kişi dokunulmazlığı, özel hayatın gizliliği ve korunması, yerleşme ve seyahat hürriyeti, din ve vicdan hürriyeti, bilim ve sanat hürriyeti.” olarak sayılabilir. Cumhuriyetle sahip olduğumuz bu değerleri korumaksa Cumhuriyete Sahiplenme Erdemidir.
Din ve devlet işlerinin birbirinden bütünüyle ayrıldığı, lâik düzen olan Cumhuriyet rejiminde halkın seçtiği yöneticiler ancak halkın temsilcileri olarak iş yapabilirler. Eğer halkın seçtiği yöneticiler kendi isteklerini keyfi ve zorla kabul ettirmeğe kalkışırlarsa o zaman cumhuriyet yönetimi egemenliğimize engel rejimlere dönüşür. Bu nedenle Cumhuriyet anlayışını iyi bilmek ve Cumhuriyete sahiplenme bilinci içinde olmak gerekmektedir.
Ulu önder, “Yurtta barış, dünyada barış” diyerek, tarihe ve geleceğe ışık tutan çok önemli ve insani bir prensibi dile getirmiştir.
"Bütün dünya bilsin ki, benim için bir taraflılık vardır; Cumhuriyet taraftarlığı.” diyen Atatürk'ün Türk ulusuna ve gençliğine olan inancı, cumhuriyetçiliğin tamamlayıcısı ve güvencesidir. Kendi kurduğu cumhuriyeti Türk gençliğinin bekçiliğine bırakmıştır. Çünkü günümüz koşullarında görüldüğü gibi bu Cumhuriyet’in daha çok savunulmaya ihtiyacı vardır.
Atatürk'ün ilkelerinden biri olan cumhuriyetçilik devlet idaresinde millî egemenliği, millî iradeyi ve hür seçimi esas kabul eden ilkenin adıdır. Bu ilkenin yönetim biçimi ve siyasal rejim olarak ifadesi cumhuriyettir. Bu tarz yönetim, millî egemenlik kavramım en iyi temsil edecek, en iyi uygulatacak bir devlet şekli olup demokrasinin de en gelişmiş şeklidir. Dolayısıyla, lâiklik, halkçılık, devrimcilik, devletçilik, ulusçuluk yanında yer alan cumhuriyetçilik en çok önem verilendir. Laiklik ise Türkiye Cumhuriyetinin olmazsa olmazıdır. Çünkü Türkiye’de 10’larca din, 10’larca mezhep, yüzlerce tarikat, cemaat ve grup bulunmaktadır. Bütün bunların üzerinde devletin tarafsız kalabilmesi gruplar arası adaleti hoşgörüyü ve diyaloğu sağlayabilmesi ancak laiklikle mümkündür.
“Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir. Çünkü Türk milleti, milli birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir.” diyen Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı çağdaş, akılcı, medeni, demokratik, toplayıcı, birleştirici ve barışçıdır.
“Ne mutlu Türküm Diyene” sözü ile ırka dayalı olmayan bir milliyetçilik anlayışını ortaya koyar. Ona göre Cumhuriyetin temeli Türklerdir. Diğer zümreler Türk kimliğine aitlik hissettiği ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kanunlarına bağlı kaldığı sürece her türlü hakka sahip olabilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin devam ettirilmesi ve iyiye her geçen gün daha da yükseltilmesi Atatürk'ün düşüncelerinin çok iyi anlaşılması ile mümkündür.
CUMHURİYET DAVULU
-İzmir’e ilk giren süvari Bölüğünde yer alan
Muharip Gazi Süvari Çavuşu
Babam Mustafa Yardımcı’nın Aziz Anısına-
Bu ilk teskere Doğu Cephesinden
315’linin ilk teskeresi
Zile’den
Onbeşli türküsüyle uğurlanıp
Tokat Talimgâh kışlasına giden
Sonra Doğu Cephesinde
Soğukla
Karla
Ölümle burun buruna
Üç yıllık serüven
Nice arkadaşı dönemese de geriye
Erzurum’un karı
Dadaşın barıyla ötelerden
Geride kalanlara
Özgürlük muştusu gelen
Batum dağlarında sıkılan kurşunun
Barutu kokan parmaklarında
Silah arkadaşlarının kaybı
Yüreğini sızlatan
Mustafa Çavuş’un usundaki hep
Babası
Dayısı
Amcası
Bu kaçıncı kaybı
Doğu cephesinde
Belirsiz topraklarda bırakılan
Bu ikinci teskere batı cephesinden
Bu ikinci yara
İkinci şahlanışı atının
Zile’den çıkan 120 atlıyla
Haksızlığa
Yoksulluğa
İşgale karşı dinelen
Atatürkçe
Çağdaş uygarlığa
Ödünsüz yönelen
Yıllar yılı verilen sınavın
O ulusal harbin kanı kılıcında
Dudağının ucunda bir şehit adı
Süvari alayından
Kanla yoğrulu tepelerde yiten
O kahpe kurşun var ya
O kahpe kurşun
Gencecik bedenlere
Son söz
Vatan sağ olsun
Derken gülümseten
Bu İzmir’e ilk varışlarının nişanı
Dolu dizgin
Süvari bölüğünde
İsmet Paşa’dan
Fahrettin Paşa’ya
Kabaran hamur gibi çoğalan
Bu davul özgürlük davulu bilen bilir
Mustafa Kemal davulu
Güm güm
Gün gün vurulan
Filiz fidan
Fidan köklü bir ağaç şimdi
Hem öyle bir ağaç ki
Binlerce yıllık tarihiyle ulu
Vuruldukça Cumhuriyet davulu
Soluklu bir türkü olan
Bir büyük destan gibi duygulu
Kökü Altaylar’dan gelen
Kahramanlıklarla dolu
Bu o günlerin madalyası
Kırmızı şeritli
Devletin lâyık gördüğü nişan
Cepheden cepheye dört yıl
At koşturduğu günlerin anısıyla dolu
Şimdi yorgun argın
İki otlu yaparken nohutu
Ya da
Kırık leblebiyi ayırırken bütünden
Dünkü süvari çavuşu
Harp sonu leblebici Mustafa usta
Kulağı zar zor aldığı bataryalı radyoda
Yenilikleri sıralıyor bir bir
Başı boş akmayacak diyor ırmakların suyu
Köy Enstitüsü diyor
Halkevleri diyor
Okuma yazma kursları diyor radyo
Her ajansı dinledikçe
Daha rahat uyuyor uykuyu
Çakırkaya Bağlarında
Bağ budarken
Daha bir yürekten söylüyor Zile türkülerini
Kiraz Seyri gibi cıvıl cıvıl geliyor
Günübirlik gittiği bağ yolu
Yedi çocuğu düşünüyor
Yedi umudu
Yaşayacak elbette
Mustafa Çavuş gibilerinin bu memlekette
Şehitlerle
Gazilerle dolu soyu
Mehmet YARDIMCI


