Geçtiğimiz hafta Azerbaycan, İran ve Brezilya ile ilgili olarak çok önemli gelişmeler yaşandı.
Azerbaycan İran Ve Brezilya

Azerbaycan’da üç önemli ulusal tehdit bulunmaktadır. Birincisi, Ermenistan’la Karabağ’ın statüsü konusundaki anlaşmazlıklar. İkincisi, İran’daki ve Azerbaycan’daki Azerileri birleştirmeyi amaçlayan “Büyük Azerbaycan” projesinin yarattığı riskler ve İran ile Azerbaycan’ın karşı karşıya gelmesi olasılığı. Üçüncüsü de Azerbaycan’daki laiklik karşıtı örgütlenmeler.
Türkiye’de ABD destekli AKP iktidarının içindeki bir kanat bir süredir Azerbaycan’daki laiklik karşıtı hareketleri örgütleyip desteklemekteydi. Azerbaycan’da üniversite öncesi temel eğitim kurumlarında başörtüsünün yasaklanması bir süredir bazı AKP’liler ve AKP yandaşı sözde “medya” tarafından suiistimal ediliyordu, Azerbaycan’ı yönetenler hedef haline getiriliyordu.
Azerbaycan hükümeti bunun üzerine AKP’yi eleştiren ve adeta bir ders niteliği taşıyan sert bir açıklama yaptı, Azerbaycan’ın içişlerine karışılmasına tepki verdi, hem Azerbaycan’ın hem de Türkiye’nin anayasalarına göre iki ülkenin de laik ülkeler olduğunun altını çizdi ve Azerbaycan’a zarar veren Türkiye’deki odaklara karşı önlem alınmasını istedi.
Bunun üzerine AKP Genel Başkanı ve “Cumhurbaşkanı” Recep Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı Oktay Saral görevden alındı. Böylece ümmetçi zihniyetin Türkiye ile Azerbaycan arasındaki milli dayanışmaya darbe vurmasına yönelik bir önlem alındı, ancak Azerbaycan’ın talepleri hâlâ tam olarak karşılanmadı.
İran konusunda ise ABD’nin Türkiye’deki büyükelçisi ve ABD Devlet Başkanı Donald Trump’ın Suriye özel temsilcisi Tom Barrack, “İran’da şahı biz iktidara getirdik, biz iktidardan indirdik, onun yerine Humeyni’yi de biz iktidara getirdik” açıklamasını yaptı.
Türkiye’de medya tarafından sümenaltı edilen bu tarihi açıklama böylece, İran’daki köktendinci, teokratik rejimin İran’ı ortaçağa ışınlamak ve zayıflatmak amacıyla emperyalizm tarafından kurulduğuna dair tezleri resmen de doğruladı; İran’daki rejimin emperyalizme karşı mücadele veren bir rejim olduğu sanısıyla yaşayanlar bir kere daha tarihsel olguların karşısında yenik düştüler.
Ayetullah Humeyni’nin İran’da darbe yapmadan önce NATO ülkeleri olan Türkiye’de ve Fransa’da ve NATO ile bir dönem arası iyi olan Irak’ta örgütlenmesi; iktidara gelir gelmez İran’daki en büyük antiemperyalist güç olan İran Komünist Partisi’ni kapatmış olması; CIA’in İran yönetimine aktardığı listelere göre sosyalistleri idam etmesi; İran-Irak savaşında Irak’a karşı İsrail ile işbirliği yapması; Nikaragua’daki sosyalist Sandinista yönetimini devirmek için ABD ve CIA ile işbirliği yapması, yönetim karşıtı Kontra teröristlerine silah yardımı yapılmasını sağlaması; teokratik, dinci, ümmetçi ve mezhepçi bir zihniyetle İran’ın milli bütünlüğüne ve birliğine darbe vurmuş olması, İran’daki molla rejiminin emperyalizmin ürünü olduğunun açık kanıtlarıydı zaten.
Ancak antiemperyalist olduğunu savunan bazı odaklar bu gerçeklerle bir türlü yüzleşememişlerdi. Aynı odakların Tom Barrack’ın açıklamaları karşısında sessizliğe gömülmeleri şaşırtıcı değildir.
Brezilya’da ise sosyalist kökenli merkez sol siyasetçi Luiz Inacio Lula da Silva dördüncü defa Brezilya devlet başkanı seçildi.
Lula da Silva, 2002 ve 2006 yıllarında üst üste iki defa devlet başkanı seçilmiş, ABD destekli bir “yargı” darbesi sonucunda yolsuzluk iddialarıyla hapise atılmış, beraat ettikten sonra üçüncü defa devlet başkanı seçilmişti.
Son seçimleri ABD ve İsrail destekli faşist lider Jair Bolsonaro’ya karşı yeniden kazanan Lula da Silva, gelişmekte olan ülkelerde de sol siyasetin zafer kazanabileceğini bütün dünyaya bir kere daha gösterdi.
Bolsonaro ise kendisinden bekleneni yaptı ve seçim yenilgisinden sonra sıçan gibi ABD’ye kaçarak muhalefeti ABD’den örgütleyeceğini ilan etti!
Çoğumuz farkında olmasak da, önümüzde koskoca ve umut veren bir dünya var.


