DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, sermaye piyasalarında yaşananları "fon dolandırıcılığı" olarak niteleyerek, "İzmir'den tekrar iktidara sesleniyorum. Eğer bu listeyi açıklamazsanız, eğer Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde komisyon kurmazsanız, bunun üstünü örtme eğilimine devam ederseniz bu piyasalarda kötüleşme durmaz. Kimse, sorumluların acilen ortaya çıkarılması lazım. Suçluların hak ettikleri en ağır cezayla karşı karşıya kalmaları lazım. Kimsenin çaldığı yanına kâr kalmaması lazım. Eğer bu olayda çalanın yanına kalırsa, dolandıranın yanına kalırsa bundan sonra Türkiye'nin sermaye piyasalarına asla yatırım olmaz, kimse gelmez" dedi.
Babacan’dan İktidara Fon Çağrısı: Listeyi Açıklayın, Komisyon Kurun

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin İzmir İl Başkanlığı'nda düzenlenen basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Babacan, İzmir depreminin altıncı yılında depremde yaşamını yitirenleri andı.
Sermaye piyasalarında yaşananlara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Babacan, piyasalardaki sorunları deprem benzetmesiyle anlattı. Yaşananların doğal bir gelişme olmadığını belirten Babacan, şunları kaydetti:
Deprem diyoruz ama bu el yapımı, ev yapımı bir hadise, bir doğal hadise değil. Türkiye, Cumhuriyeti tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığıyla karşı karşıya kaldı. Bu piyasa dolandırıcılığı ifadesi, Sermaye Piyasası Kanunu'nun 107. maddesindeki kanuni bir tabirdir. Olan biten tamamen bir dolandırıcılık hadisesidir. Bu kadar büyük miktarda bir dolandırıcılık hadisesinin bu kadar uzun zaman devam ediyor olması da ancak ve ancak siyasi iktidar içinden ve bürokrasiden verilen destekle olur. Yoksa dünyanın en gelişmiş bilgi işlem sistemiyle zamanında donattığımız Borsa İstanbul ve dünyanın en modern hukuki altyapısını oluşturduğumuz sermaye piyasaları, Sermaye Piyasası Kanunu ile Sermaye Piyasası Kuruluyla gerçekten bu tür hadiseler değil, böyle büyük hadiseler, en ufak dolandırıcılığın bile hemen yakalanıp gereğinin yapılmasına izin veren bir altyapıdır. Hukuki altyapıda, bilgi işlem altyapısında değil böyle 16 milyar dolar, yani 800 milyar TL, tek 16 bin liralık bir hadisenin bile anında yakalanıp gereğinin yapılabileceği bir altyapı kurulmuştur. Ama hangi kurum olursa olsun, hangi konu olursa olsun, insan faktörü tabii çok çok önemli. Hem işin ehli, dürüst hem de çalmayan, çaldırmayan insanlardan kadroların oluşması gerekiyor. Eğer kadrolar ahlaki erozyona uğradıysa, eğer kadrolar devlet imkânlarını, kamu imkânlarını maalesef birilerine peşkeş çekmekle meşgulse o zaman en sağlam hukuk altyapısı, en sağlam işlem altyapısı bile insan faktörü karşısında dayanmaz, işlemez. Şu anda ülkemizin karşı karşıya bulunduğu durum da tam da budur.
Babacan, sermaye piyasalarında değer kaybının yatırımcılar üzerindeki etkisine de değindi. Bireysel yatırımcı sayısındaki değişime ve hane halkının etkilenme düzeyine ilişkin şu rakamları paylaştı:
Bugün bu finansal piyasalardaki dolandırıcılığın 131 fonla ilgili kısmı belki 800 milyar TL, yani 16 milyar dolar mertebesinde olsa da bu olayın getirdiği güvensizlik ve topyekûn karamsarlık sermaye piyasalarımızda çok önemli bir değer kaybına yol açtı. Bu değer kaybı eylülden bu yana 150 milyar doları geçmiş durumda ve sürekli artıyor. Sermaye piyasalarında bireysel yatırımcı sayımız eylül başı itibarıyla 7 milyon kişiydi. 7 milyon bireysel yatırımcının şöyle ya da böyle, az ya da çok hisse senetlerinde yatırımı vardı. Bu sayı belki şu anda 6,5 milyona doğru indi. Bu işlerden belki çekinip hesabını kapatan, çıkanlar oldu. Ama Türkiye'de 27 milyon hane olduğunu düşünürsek 27 milyon hanenin 7 milyonunu doğrudan etkileyen bir hadiseyle karşı karşıyayız.
"Bu olay açıklığa kavuşturulmadığı sürece sermaye piyasalarındaki erime devam eder"
Sermaye piyasalarındaki gelişmelerin araştırılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyon kurulması çağrısını yineleyen Babacan, ilgili listenin kamuoyuna açıklanmasını istedi. Sorumluların ortaya çıkarılması ve şeffaflık sağlanması gerektiğini belirten Babacan, iktidara, "İzmir'den tekrar iktidara sesleniyorum. Eğer bu listeyi açıklamazsanız, eğer Türkiye Büyük Millet Meclisinde komisyon kurmazsanız, bunun üstünü örtme eğilimine devam ederseniz bu piyasalarda kötüleşme durmaz. Daha kötüye, daha kötüye gider. Kimse, sorumluların acilen ortaya çıkarılması lazım. Suçluların hak ettikleri en ağır cezayla karşı karşıya kalmaları lazım. Kimsenin çaldığı yanına kâr kalmaması lazım. Eğer bu olayda çalanın yanına kalırsa, dolandıranın yanına kalırsa bundan sonra Türkiye'nin sermaye piyasalarına asla yatırım olmaz, kimse gelmez. Bizim insanımız da yatırım yapmaz. Uluslararası yatırımcılar da yatırım yapmaz. Çünkü dolandırana, çalana hak ettiği cezayı vermezseniz bu piyasalarda her zaman dolandırıcılığın, hırsızlığın önünü açık tutmuş olursunuz. Teşvik etmiş olursunuz. Fırsat varsa arkadaş, çalın, çırpın, dolandırın, kaçın. Nasılsa başınıza bir şey gelmiyor mesajı verilmiş olur. Bu mesajın verildiği bir piyasaya artık yatırım gelmez. Bu olay açıklığa kavuşturulmadığı sürece, suçlulara en ağır cezalar verilmediği sürece sermaye piyasalarındaki erime devam eder." diye seslendi.
2027 yılı bütçesini de eleştiren Babacan, faiz ödemeleri için ayrılan kaynağın büyüklüğüne dikkat çekti. Yüksek faiz ödemelerini ekonomik yönetime duyulan güven eksikliğiyle ilişkilendiren Babacan, şu ifadeleri kullandı:
2027 bütçesine baktığımız zaman gerçekten en büyük harcama kaleminin, en büyük ödeneğin artık faize ayrıldığını görüyoruz. Tam 3.975.000.000 TL faiz. Adı dört olmasın diye üç dokuz yüz yetmişler. Muhtemelen bu yıl olduğu gibi gelecek yıl da bunu tekrar yükseltmek zorunda kalacaklar. Bu yıl bütçede daha küçük bir rakamla başladılar. Şimdi 2.800'ün üzerine gidiyor. Gelecek yılın bütçesinde dört demeye utandıkları için herhâlde 3.975 demişler. Hani fiyat etiketlerinde yazarlar ya 9 lira 95 kuruş falan diye, 10 dememek için. Bu da böyle bir şey. 4 trilyonluk bir faiz ödeneğinden bahsediyoruz. Şu anda Türkiye Cumhuriyeti'nin bütçesine baktığımızda en büyük bakanlık olmuş faiz bakanlığı. Bu 4 trilyonu gelecek senenin ortalama kuruyla hesap ettiğinizde 70 milyar dolar ediyor. 70 milyar dolarlık faiz ödemesi var devletin. Bunun tek sebebi kötü yönetim. Çünkü güven olmazsa, riskler yüksek olursa faizler yüksek olur. Faizlerin düşmesinin yolu güvendir. Ülkenin risklerini düşürmektir. Bunlar olmadığı sürece yüksek faizle ülke maalesef mecbur kalır. Bu kadar büyük bir kaynağın her sene, her sene faize gidiyor olması ülkemiz adına büyük bir yazık. Bu faizi hepimiz ödüyoruz.
"Özgür basın hayat kurtarır"
Basın ve ifade özgürlüğünün toplumsal denetim açısından önemine değinen Babacan, özgür gazeteciliğin hem deprem risklerinin hem de ekonomik usulsüzlüklerin erken aşamada ortaya çıkarılmasına katkı sağlayacağını söyledi. Gazetecilere yönelik adli işlemleri de eleştiren Babacan, şöyle konuştu:
Özgür basın hayat kurtarır. İfade özgürlüğü, basın özgürlüğü varsa bu çok geniş bir denetim alanı oluşturur. Daha olaylar küçükken, daha diyelim ki depreme, deprem için iyi olmayan kötü bir bölgede, kötü bir zeminde bir kaçak yapılaşma başladığı anda hemen haberdar olunur, büyük haberler olur ki bunun büyümesi baştan önlenmiş olur, önü kesilmiş olur. Fon meselesi... Eğer basın özgür olsaydı, eğer özgürce bunlar daha fazla yazılıp çizilebilseydi, eğer sivil toplum kuruluşlarımız, meslek örgütlerimiz açık açık konuşuyor olabilselerdi bu dolandırıcılık daha küçük aşamadayken bir şekilde ifşa edilirdi ve o ifşa edilmiş olması da büyümesini önlerdi. Normalde devletin yapması gereken suçu caydırmaktır. Fakat şu anda yapılan gazeteciliği, ifade özgürlüğünü, basın özgürlüğünü caydırma. En son bu fonda olan dizi patladıktan sonra çok sayıda gazeteci arkadaşımızın gözaltına alındığını görüyoruz. Tutuklananlar var. Ev hapsine girenler var. Şeffaf yürütülmesi gereken işlerin üzeri örtülüyor. Bir bakıma bir ucu acaba birilerine mi dokunuyor diye bir örtbas etme gayreti var. Suçu işleyene caydırıcı olması gerekirken bu tür olayları haber yapanlar işlerinden caydırılmaya çalışılıyor. Buralara girmeyin. Bu haberleri yapmayın. Fazla sağa sola dokunursanız başınıza kötü şeyler gelir dedirtiyorlar. Gerçekten bu da çok büyük bir yanlış. Basının araştırma imkânı olmadığı, basının o denetçi gözünün olmadığı, basının özgürce yazıp çizmediği ülkelerde sorunlar bitmez. Eğer siz sorunları konuşturmuyorsanız, sorunların konuşulmasını baştan engelliyorsanız o sorunlar zaten çözülmez.
"Rantın peşinde koşarsanız depremi çözemezsiniz"
Basın toplantısında deprem hazırlıklarıyla ilgili soruları da yanıtlayan Babacan, kentsel dönüşüm uygulamalarını eleştirdi. Deprem riskine karşı alınacak önlemlerde insan hayatının öncelikli olması gerektiğini vurgulayan Babacan, merkezî yönetim ile yerel yönetimler arasındaki iş birliğinin önemine dikkati çekerek, şunları söyledi:
Kentsel dönüşüm, yerinde dönüşüm, tamam. Ama bakıyorsunuz uygulamalarla ilgili çok ciddi sıkıntılar var. Mesele depremse öncelikle bu işi yönetenlerin rant gözlüklerini çıkartmaları lazım. Çünkü şu anda ülkeyi yönetenlerin çoğu maalesef mesele binaysa, inşaatsa hemen önce herkes bir rant gözlüğünü takıyor, öyle bakıyor. Rant gözlüğünü çıkar kardeşim. Memleket için bak. İnsan canı için bak. Önce insan diye bak şu meseleyi öyle ele al' dememiz gerekiyor. Ben bunu merkezî hükûmet birimleri için de söylüyorum, belediyeler için de söylüyorum. Rantın peşinde koşarsanız depremi çözemezsiniz. Deprem önce insan diyerek çözülür. Önce bir zihniyetin değişmesi lazım. Kafaların değişmesi lazım. Tabii zihniyeti, kafaları değiştirmek mümkün olmadığı için yöneten kafaları değiştireceksin. Yani bunlar gidecek, başkaları gelecek. Başka olmayacak bu iş. Yıllardır arka arkaya yaşadığımız depremlerden hâlâ ders alınmıyor olması gerçekten ibretlik bir hadise. Burada genel ana konulardan bir tanesi de merkezî hükûmetle yerel yönetimlerin uyumlu çalışması. Ama şu andaki iktidarın yaptığı gibi, eğer başka bir partinin belediyesiysen ne yaparsan yap, beni ilgilendirmez ama yanıma gelirsen, iktidar partisine katılırsan o zaman belki beraber bir şey yaparız. Böyle yönetilmez.
"Süreç doğru kurulursa birkaç ayda güven geri toparlanır"
Sermaye piyasalarındaki güven kaybının ne kadar sürede giderilebileceğine ilişkin soruyu da yanıtlayan Babacan, sorumluların belirlenmesi için doğru bir süreç yürütülmesi hâlinde güvenin birkaç ayda yeniden sağlanabileceğini belirtti. Yurt dışına çıkarılan paraların tahsilinin ise daha uzun sürebileceğini belirten Babacan, şirketlerin yeniden değerlemeye tabi tutulması gerektiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
Bu işin sorumlularının ortaya çıkarılmasıyla ilgili süreç doğru kurulursa bu hemen birkaç ayda güveni geri toparlar. Birkaç ayda çok hızlı toparlar. Ancak bu paraları çalıp götürenler var ya, bunların bir kısmı muhtemelen yurt dışında. Bu paraların oradan getirilmesi, o paraların tekrar bu dolandırıcılardan tahsil edilmesi, o birkaç yıl sürer. O hemen olmaz çünkü dünyada 220 farklı finansal kuralların geçerli olduğu bölge var. Oraların her birini iyi bilen çok sağlam avukatlarla, dünyanın en iyi avukatlarıyla çalışıp o paraları tahsil etmek gerekir. Biz zamanında İmar Bankası olsun, diğer hadiseler olsun bunu yaptık biliyorsunuz. TMSF'yi kurduk. Başına da sağlam bir ekip getirdik. Bunlar gittiler, söke söke tahsil ettiler. Bu tahsilatlar yapılır. Çatır çatır hepsi tahsil edilir. Ama önce bir tabii niyet lazım. Aman ucu buna dokundu, bu bunun akrabasıymış, bu bunun oğluymuş, ya bu da onun şuymuş falan derse olmaz yani. Olmadığı sürece de bu asla toparlamaz. Şirketlerin hissesi ilgili de şirketlerin gerçek değeriyle alakalı da çok hızlı bir süreç başlatmak lazım. Kaç hafta oldu, hâlâ bu süreç başlatılmadı. Halka açık şirketlerin zaten büyükler ve göz önünde olanlarla ilgili daha açık bir süreç var. Büyük ve göz önünde olanlar. Ama orta ve küçük boyuttaki şirketlerle ilgili derhâl bir yeniden değerleme çalışmasının başlaması gerekir. Halka açık şirketlerin çok hızlı bir yeniden değerleme işleminden geçmesi gerekir.
"Mesele sandıktır, mesele seçimdir"
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye katılmasına ilişkin soruyu da yanıtlayan Babacan, seçimlerde ortaya çıkan seçmen iradesinin korunması gerektiğini söyledi. Belediye başkanlarının parti değiştirmesine yönelik eleştirilerini dile getiren Babacan, "Milletin iradesinin net olarak ortaya çıktığı seçimlerden sonra, şöyle ya da böyle, o iradenin sonucu bazen havuçla, bazen sopayla eğer bir şekilde iktidara doğru yönlendiriliyorsa bunun hesabını da herhâlde gün gelir vatandaşlarımız bir şekilde görür. Orada bir adalet defteri düzgün yazılır. Mesele sandıktır, mesele seçimdir. İnsanların iradesini bu yollarla değiştiremezsiniz. Tam tersine daha kötü sonuçları olur" dedi.
"Bu sadece bir siyasi mesele değil, aynı zamanda bir rant meselesi"
Yerel yönetimlerdeki parti değişikliklerini imar rantları ve yolsuzluk tartışmaları üzerinden de değerlendiren Babacan, belediyelerle ilgili yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. "İmar rantlarının yoğun olduğu bölgelerde siyasi parti değişikliklerinin daha fazla yaşandığını" öne süren Ali Babacan, şu ifadeleri kullandı:
Son iki yıllık süreçte parti değiştiren, zorla veya mecburen veya işte belediye meclislerindeki oyunla... Üsküdar'da olanlara bakın. Hangi akıl, hangi mantık kabul eder? Hangi vicdana sığar? Rant nerede çoksa bu tür işler orada daha çok. Havuçla sopayla belediye başkanlarının parti değiştirmesiyle alakalı meseleler daha çok rantın da çok olduğu ilçelerde ve illerde olduğunu görüyorum. Bu sadece bir siyasi mesele değil. Aynı zamanda bir rant meselesi. Onun için baştan söylüyorum, defalarca bunu ta 2014'ten bu yana, herhâlde 12 yıldır dile getiriyorum. İmar meseleleri, imar rantlarıyla ilgili meseleler eğer sağlam bir yasal düzenlemeyle çözülmezse, yani özellikle imar rantlarıyla ilgili konular sağlam bir yasal çerçeveye kavuşmazsa bu sorunlar Türkiye'de bitmez. Bu belediyelerle ilgili yasal çerçeve düzelmeden bu iş bitmez. Maalesef mesele rantsa, mesele yolsuzluksa çoğu yerde farkı fark etmiyorlar arkadaşlar. Onu da bilmemiz lazım. Şu anda belediyelere baktığımızda az sayıda belki dürüst kalmaya çalışan başkanlarımız var ama başkanlarımızın maalesef çoğu ya yoldan çıkıyor, çıkmaya meyilli ya da yoldan çıkarılıyor. Yasa sağlam olsa, çerçeve sağlam olsa o zaman kolay kolay bu gördüğümüz yanlışlar olmaz, gördüğümüz sıkıntılar yaşanmaz.
ANKA



