Türkiye yaz aylarına su kriziyle girdi. Barajlardaki doluluk oranları hızla düşerken, birçok tatil bölgesinde oteller susuz, plajlar ise duşsuz kaldı. Peki bu tablo sadece geçici bir yaz sıkıntısı mı, yoksa ciddi bir kuraklık ve su stresiyle mi karşı karşıyayız?
Yaklaşık 10 gündür İzmir’deyim. Çeşme, Urla, Seferihisar ve Foça’da aile ziyaretleri yapıyorum. Evet, hava ‘aşırı’ sıcak, ancak barajlardaki suyun hiç bu kadar çabuk, hem de yaz ortasında, bittiğine de şahit olmadık. Su yönetimi uzmanı Dr. Akgün İlhan ile konuştum.
SU SIKINTILARI GİDEREK DERİNLEŞEN BİR KRİZİN HABERCİSİ
Alaçatı’daki Kutlu Aktaş Barajı’ndaki su seviyesi ‘kritik’ eşiğin de altında, aktif doluluk yüzde 3.21. Ürkmez Barajı’ndaki doluluk oranı yüzde 11.04, Tahtalı Barajı yüzde 8.57, Gördes Barajı yüzde 0.08. Tekirdağ’da da durum kritik.
Dr. Akgün İlhan, barajlardaki suyun bu denli kritik seviyelere gerilemesinin yalnızca bir “yaz sıkıntısı” olarak görülmemesi gerektiğini belirtiyor. Türkiye uzun yıllardır su zengini bir ülke değil. Şu an kişi başına düşen yıllık erişilebilir su miktarı, yaklaşık 1300 metreküp düzeyinde ve ‘su stresi yaşayan ülkeler’ kategorisindeyiz.
65 YILDA NE OLDU?
Hızlı nüfus artışı, yanlış su kullanımı/ politikaları, şiddetlenen iklim değişikliği, plansız kentleşme gibi etkenler Türkiye’yi bu duruma getirdi. Mevcut eğilim devam ederse, önümüzdeki 20-30 yıl içinde kişi başına düşen erişilebilir su miktarı 1000 metreküp altına inebilir.
YAZLIK BÖLGELERDE SUYA TALEP ÇOK AMA ALT YAPI YETERSİZ
Dr. İlhan, su stresinin ‘tek’ sorumlusunun iklim krizi olmadığını vurguluyor. Kentleşme ve altyapı sorunları, yaz aylarında artan nüfus karşısında su altyapısına aşırı yük bindiriyor.
ÇÖZÜM NE?
- Kısa vadede: Evlerde musluğu açık tutma süresi azaltılmalı.
- Orta vadede: Tarım sektöründe su verimli yöntemlerin kullanımı zorunlu hale getirilmeli.
- Uzun vadede: Ülke ölçeğinde bir su reformu şart. Su Kanunu yenilenmeli ve hayata geçirilmeli.





