Uzmanlara göre İran, Hürmüz Boğazı’nı ekonomik ve jeopolitik bir güç aracı olarak etkin şekilde kullanıyor. Bölgedeki gerilim artık kontrollü kriz seviyesini aşarak deniz gücü üzerinden doğrudan bir mücadeleye dönüşme riski taşıyor. ABD’nin söylemlerine rağmen İran’ın asimetrik deniz gücü ciddi bir tehdit oluşturmaya devam ederken, olası bir askeri tırmanış küresel ticaret ve enerji piyasalarında büyük sarsıntılara yol açabilir. Diplomasi ihtimali tamamen ortadan kalkmasa da sahadaki sert söylemler riskin arttığını gösteriyor.
İran-ABD hattında artan gerilim, Hürmüz Boğazı üzerinden yeni bir boyut kazanıyor. Uzmanlar, bölgedeki gelişmelerin artık yalnızca diplomatik değil, doğrudan deniz gücü üzerinden şekillenen bir mücadeleye dönüştüğüne dikkat çekiyor.
Dr. Fatma Yeşilkuş, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı savaş sürecinde ekonomik silah olarak etkili şekilde kullandığını belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: "Aslında tablo İran açısından çok net. Hürmüz Boğazı'nı bu savaş süresince ekonomik silah olarak çok iyi kullandığını görebiliyoruz. Yani küresel sistemde tek güç silah, nükleer, askeri kapasite değil; salt bunlar değil. Aynı zamanda doğru kartı, doğru gücü oynarsanız savaşın boyutunu ve gücün yönünü değiştirebiliyorsunuz. Dolayısıyla artık mesele kontrollü bir kriz değil. Yani doğrudan deniz gücü üzerinden bir güç gösterisi durumuna dönüşebilir. Biz havadan saldırıları müşterek bulmayacağız; zaman süreç artık denize yansıyabilecek ihtimale gelmiş olabilir."
İran’ın söylemlerinin bölge ülkelerine de mesaj içerdiğini vurgulayan Yeşilkuş şöyle konuştu: "Hürmüz Boğazı artık sadece bir enerji koridoru değil, aynı zamanda jeopolitik egemenlik mücadelesinin de merkezi haline gelmiş durumda. İran açıklamalarında 'o zaman Körfez ülkeleri kendisine dikkat etsin' dedi. Trump enerjiye yönelik bazı kritik yerlere saldırı düzenleyeceğini ifade ettiğinde bir açıklama yaptı, İran ‘o zaman Körfez’de telefonlarını şarj etsin, suyunu depolasın’ dedi. Şimdi yine aynı şekilde konusu konuşuldu. İran tekrardan yapmış olduğu açıklamayla beraber ‘Körfez kendine dikkat etsin’ diyor. Bir yerde Körfez’in de burada sıkıştırılarak ABD’ye dolaylı yoldan baskı yapabilme gücünü de ortaya çıkarmış durumda."
Diplomasi trafiğinin de oldukça dalgalı ilerlediğini belirten Yeşilkuş, şu ifadeleri kullandı: "Biz ateşkes masasını konuşurken bir anda 24 saat olmadan, hatta 21 saat gibi kısa sürede masanın dağılması gündeme geldi. Çünkü dün tekrardan masanın kurulabildiğine dair iddialar vardı. İkinci bir görüşmenin gerçekleştirilebilmesi ihtimali bulunuyor. Fakat baktığınızda taraflar sert söylemlerini aktif şekilde sürdürüyorlar. Çünkü sahanın dinamizmi ile diplomasinin dinamizmi çok farklı."
Boğazdaki ticari hareketliliğin de etkilendiğini belirten Yeşilkuş şunları söyledi: "Genel olarak Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi sayısı artık sınırlı. İran’a ödeme yapan gemilerin sayısı daha da düşük ve bu gemilerin önemli bir kısmı zaten Amerikan yaptırımlarına tabi. Bu yüzden denizcilik sektöründe faaliyet gösteren şirketler gelişmeleri temkinli şekilde izliyor."
Olası askeri tırmanmanın küresel etkilerine dikkat çeken Yeşilkuş şu uyarıda bulundu: "Eğer İran, ABD’nin bu sert tutumuna karşı Hürmüz Boğazı’nda askeri karşılık verirse, piyasa dengesi çok daha fazla sarsılacaktır. Çok daha derinden etkilerini hissedebileceğimiz bir sürece girebiliriz."
ABD’nin olası mayın temizleme operasyonlarına da değinen Yeşilkuş, sürecin zorluğuna işaret etti: "ABD mayın temizleme operasyonuna girişmek üzere. Bu, çok yavaş, metodik ve yüksek riskli bir süreç. Tek tek mayınları bulmak için yüksek çözünürlüklü mayın avcılığı ve sonar sistemleri kullanmaları gerekiyor. Eğer sahadaki sert söylemler masada yumuşamazsa, İran’ın vereceği yanıtlar da sert olacaktır."
Tüm gerilime rağmen diplomasi ihtimalinin tamamen ortadan kalkmadığını belirten Yeşilkuş sözlerini şöyle tamamladı: "Hâlâ tarafların arka kapıdan ya da dolaylı yollarla yeniden görüşebilme ihtimali var. Bu da sert söylemlerin dozajını düşürebilir. Ancak süreci yakından takip etmek en doğru yaklaşım olacaktır."
İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yeliz Albayrak ise ABD’nin “İran’ın deniz gücünü etkisiz hale getirdiği” yönündeki açıklamalarının gerçeği tam yansıtmadığını belirtti. Albayrak, İran’ın klasik donanma yerine asimetrik güç kullandığını vurguladı: "ABD’nin ‘İran’ın bütün deniz unsurlarını ortadan kaldırdık’ açıklamaları ne kadar realiteyle örtüşüyor. Çünkü İran’ın donanmasından ziyade asimetrik bir deniz gücü var. Agresif bir yapı söz konusu. Gerilla taktiği uyguluyorlar. Küçük botlar, kıyıdan hızlı hareket eden unsurlar, füze ve roket sistemleriyle saldırı kapasitesine sahipler."
İran’ın farklı araçlarla etkili olabildiğini belirten Albayrak şöyle devam etti: "Hücum botlarıyla, drone’larla ABD unsurlarına zarar verebilirler. Nitekim bu çatışma sürecinde bunun örneklerini gördük. Özellikle dar boğaz geçişlerinde ve adalar çevresinde İran’ın savunma unsurları aktif şekilde kullanılabiliyor."
ABD’nin büyük savaş gemilerini boğaz içine sokmaktan kaçındığını belirten Albayrak şunları söyledi: "ABD bunu biliyor. Bu nedenle milyon dolarlık büyük savaş gemilerini Hürmüz Boğazı’nın içine sokmuyor. Çünkü bu kadar maliyetli unsurların dar bir alanda hedef haline gelmesi ciddi askeri sonuçlar doğurabilir. İran bu hasarı verebilecek kapasiteye sahip."
Bölgedeki en büyük riskin kontrolsüz tırmanma olduğunu vurgulayan Albayrak sözlerini şöyle tamamladı: "Hürmüz Boğazı uluslararası bir geçiş noktası. Burada farklı ülkelere ait ticaret gemileri ve lojistik hatlar var. Bu nedenle yaşanacak bir çatışma sadece iki ülkeyle sınırlı kalmayabilir. Kontrolden çıkabilecek ve yayılabilecek bir kaos senaryosu maalesef mümkün.





