Düzce denince akla önce ye­şil geliyor. Haksız da sayıl­mazsınız; ormanları, yay­laları, şelaleleri ve gölleriyle şehir gerçekten de yeşilin her tonuna sahip. Ama biraz dolaşınca mese­lenin yalnızca doğadan ibaret olmadığı anlaşılıyor. Konuralp’te bir antik kentin kalıntıları arasında yürüyebilir, birkaç saat sonra Ak­çakoca’da Karadeniz’e bakabilir, ertesi gün kendinizi 120 metreden dökülen bir şelalenin karşısında bulabilirsiniz.

Düzce’nin geçmişi Antik Çağ’da Trakyalı kavimlerin bölgeye yer­leşmesine kadar uzanıyor. Ardın­dan Pers, Makedonya ve Bithy­nia Krallığı hâkimiyetleri geliyor. Helenistik ve Roma dönemlerin­de ise bölge önemli yerleşim mer­kezlerinden birine dönüşüyor. Bu uzun geçmişin bugün görülebilen en önemli izlerinden biri Konu­ralp’teki Prusias ad Hypium Antik Kenti. Akçakoca’daki Dia-Diapolis yerleşimi de bölgenin geçmişine açılan bir başka pencere. Ortaçağ’da Doğu Roma ve Ce­nevizlilerin etkisinde kalan bölge, 14. yüzyılın başlarında Akçakoca Bey ve Konuralp Bey’in fetihleriy­le Osmanlı topraklarına katılmış. Bugün Düzce’nin iki önemli nok­tası olan Akçakoca ve Konuralp’in isimleri de buradan geliyor. Düz­ce’nin il olması ise çok daha yakın bir tarihe dayanıyor. 1999 yılın­da Bolu’dan ayrılan Düzce, Türki­ye’nin 81’inci ili olmuştur.

Şelalelerin peşine düşün

Düzce’de otomobille biraz yol yaptığınızda karşınıza mutlaka su çıkıyor. Kimi zaman bir göl, ki­mi zaman bir dere, çoğu zaman da bir şelale… Kent merkezine yakın Samandere Şelalesi Tabiat Anıtı, bunların en bilinenlerinden. Çav­lanı, çağlayanı ve “Cadı kazanı” adı verilen ilginç jeolojik oluşumları burayı klasik bir şelale manzara­sının ötesine taşıyor. Gölyaka ta­rafında ise Güzeldere Şelalesi ve Tabiat Parkı var. Yaklaşık 120 met­reden dökülen su, dev kayın ve gür­gen ağaçlarının arasında oldukça etkileyici bir görüntü oluşturu­yor. Bölgede yürüyüş parkurları ve kamp alanları da bulunuyor. Düzce merkeze yaklaşık 10 kilo­metre uzaklıktaki Aydınpınar Şe­lalesi, özellikle yürüyüş yapmak is­teyenlerin tercih edebileceği ad­reslerden. Yığılca yönüne devam edildiğinde ise Saklıkent Şelalesi ve Sarıkaya Mağarası çıkıyor kar­şınıza. Buralar Düzce’nin daha sa­kin, daha az bilinen tarafını gör­mek isteyenlere göre. Kent merkezinden yaklaşık 25 kilometre uzaklıktaki Efteni Gölü, Düzce’nin en önemli doğal alanla­rından biri. Sazlıklar, açık su yü­zeyleri, bataklıklar ve çamur düz­lükleri aynı bölgede farklı ekolojik ortamlar yaratıyor.

Burası aynı zamanda göçmen kuşların önemli duraklarından. Leylekler, yaban ördekleri, balık­çıllar ve kuğular gölde görülebilen kuşlardan yalnızca birkaçı. Dola­yısıyla Efteni’ye giderken dürbün ve fotoğraf makinesini otomobilde bırakmamakta fayda var. Burada yapılacak en güzel şeylerden biri, acele etmeden göl çevresinde do­laşmak ve gözünüzü biraz da gök­yüzüne çevirmek. Düzce gezisinin deniz tarafında adres belli: Akçakoca. İlçenin en önemli tarihî yapılarından Akça­koca Ceneviz Kalesi, Roma ve Do­ğu Roma dönemlerinden bugüne ulaşan yapılardan biri. Yeşillikle­rin arasında, denize hâkim bir nok­tada bulunan kalenin manzarası da en az tarihi kadar dikkat çekici.

Akçakoca’nın geçmişini gör­mek için yalnızca kaleye çıkmak yetmiyor. Yukarı Mahalle, yaklaşık 150-200 yıllık tarihî evleriyle gele­neksel Türk sivil mimarisinin gü­zel örneklerini barındırıyor. Eski evlerin arasındaki sokaklarda do­laşırken ilçenin bugünkü sahil ka­sabası görüntüsünün gerisindeki Akçakoca'yı da görmek mümkün. Akçakoca Merkez Cami ile ah­şap çantı tekniğiyle dikkat çeken Hemşin Köyü Cami de ilçede gö­rülmesi gereken yapılar arasında.

Masaya oturmadan dönmeyin

Gezinin bir yerinde mutlaka acı­kacaksınız. Akçakoca‘nın en bili­nen tatlarından biri mancarlı pide. Odun ateşinde pişiriliyor, fırından çıktıktan sonra üzerine tereyağı sürülüyor ve sıcak servis ediliyor. Akçakoca melengücceği tatlısı da öne çıkan lezzetlerden biri. Tat­lının ayırt edici malzemesi man­da sütünden elde edilen ve yörede dartı adı verilen kaymak.