Yeniçağ
Haber akışına dön

Biz Bu Bizans Filmini Daha Önce De Gördük

Biz Bu Bizans Filmini Daha Önce De Gördük

Kıbrıs Türk halkının hafızası kısa değildir. Bu adada nice lider buluşmaları, dostluk gösterileri, kahve sohbetleri gördük. El sıkışıldı, çarşılar gezildi, barış mesajları verildi. Her defasında umutlar yükseldi, çözümün yakın olduğu söylendi. Fakat yıllar bize aynı gerçeği öğretti: Dostluk görüntüleri başka, siyasi irade başka şeydir! Şimdi benzer bir sahne, 17 Ekim 2026 Cumartesi akşamı, Birleşmiş Milletler kontrolündeki ara bölgede bulunan Pile köyünde düzenlenen 6. Pile Barış Festivali’nde karşımıza çıktı. Pile Türk ve Rum muhtarlıkları ile BM Barış Gücü’nün katkılarıyla düzenlenen, iki toplumun barış içinde bir arada yaşamasını amaçlayan festivalde, KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Nikos Hristodulidis aynı masada yemek yedi, sohbet etti ve samimi görüntüler verdi. Bu manzara geçmişi hatırlattı. Elbette halkların dostluğu değerlidir. Ancak Kıbrıs meselesinin kaderini gülümsemeler değil, masada kabul edilen siyasi haklar belirler.

Denktaş’tan Akıncı’ya aynı hikaye

Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf R. Denktaş ile Glafkos Klerides yıllarca görüştü. Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas büyük beklentilerle müzakere etti. Mustafa Akıncı ile Nikos Anastasiadis ise 23 Mayıs 2015’te Lefkoşa’nın iki tarafındaki çarşıları birlikte gezdi. Büyük Han’da kahve içildi, çiçekler verildi, barış şarkıları söylendi. Birlikte gelecek kurmaktan söz edildi. Peki sonuç? 2017’de Crans-Montana konferansı anlaşmasız sona erdi. Başarısızlığın sorumluluğu konusunda taraflar farklı görüşler ileri sürdü. Fakat tartışmasız gerçek şuydu: O fotoğraflar kapsamlı bir anlaşmaya dönüşmedi. Üstelik bugünkü Rum lider Hristodulidis, o dönemde Rum hükümetinin sözcüsüydü. Geçmişi unutarak bugünü okumamız mümkün mü?.

Pile’de gülücük, ardından anlaşmazlık

Festivalin ardından Hristodulidis, Türk tarafının müzakereler için ön koşullar ileri sürdüğünü savundu. Ankara’nın çözümü engellediğini söyleyecek kadar saçmaladı. Erhürman ise dönüşümlü başkanlığı siyasi eşitliğin vazgeçilmez unsurlarından biri olarak gördüğünü ve Hristodulidis’ten bu konuda haber beklediğini açıkladı. Yani fotoğraflardaki yakınlık, temel görüş ayrılıklarını ortadan kaldırmış değil. Yeni geçiş noktalarında da beklenen ilerleme yoktur. Alternatif güzergâhlar ve finansman önerileri üzerinde uzlaşma sağlanamıyor. Rum tarafının gündeme getirdiği 19 öneri arasında Maraş’la ilgili bir başlık bulunduğu açıklandı; ayrıntılar ise kamuoyuna yeterince yansımadı. Halkımızın fotoğraflara değil, somut sonuçlara bakması gerekiyor.

Statükonun kazananı kim?

Rum yönetimi uluslararası tanınmanın sağladığı diplomatik imkânları kullanıyor. Kıbrıs Türk halkı ise doğrudan uçuş, ticaret ve uluslararası temaslarda kısıtlamalarla karşılaşıyor. Mülkiyet davaları yeni gerilimler doğuruyor; Rum yönetiminin askerî iş birlikleri güvenlik kaygılarını artırıyor. Bu eşitsiz koşullarda “barış istiyoruz” demek yeterli değildir. İyi niyet, Kıbrıs Türk halkının günlük hayatını kolaylaştıracak adımlarla, siyasi eşitliğine saygıyla ve güvenlik endişelerini giderecek tutumlarla sınanır. Benim kanaatim, Rum yönetiminin mevcut statükonun diplomatik avantajlarından vazgeçmeye istekli olduğuna dair henüz ikna edici bir işaret bulunmadığıdır.

Erhürman’a da halkımıza da düşen görev

Cumhurbaşkanı Erhürman diyalog ve güven yaratıcı önlemler üzerinden ilerleme arıyor. Diyaloğa karşı değiliz. Ancak diyalog, sonuç üretmediği halde sonsuza kadar umut pazarlamanın gerekçesi olamaz. Hristodulidis’in müzakerelere hazır olduğunu söylemesi de yeterli değildir. Dönüşümlü başkanlık ve siyasi eşitlik gibi temel konularda hangi somut adımları kabul ettiği açıklığa kavuşmalıdır. Bizim için Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğü, Türk askerinin güvenlikteki rolü ve KKTC’nin egemen eşitliği pazarlık konusu yapılamaz. Kıbrıs Türk halkının eşit uluslararası statüsü teyit edilmeden yeniden ucu açık bir kapsamlı müzakere sürecine sürüklenmesini doğru bulmuyorum. Federasyon arayışlarının 2017’deki çıkmazını görmezden gelemeyiz. Gerçekçi yol, iki devletin egemen eşitliğine dayanan bir uzlaşmadır.

Fotoğraflara değil, sonuçlara bakalım!

Pile’den sonra şu soruları sormak zorundayız: Egemen eşitlik ve siyasi statü konusunda ne değişti? Yeni geçiş kapıları neden açılamadı? Doğrudan ticaret, uçuş ve spor alanındaki engellerin kaldırılması için hangi adımlar atıldı? Mülkiyet, güvenlik ve garantiler konusunda bir yakınlaşma sağlandı mı?

Bu sorular cevapsızken sırf liderler gülümsedi diye çözüm kapıda sanmak, geçmişten ders almamaktır. Halkların dostluğunu destekleyelim; ama dostluk görüntülerinin siyasi haklarımızın yerine geçirilmesine izin vermeyelim. Kıbrıs Türk halkının geleceği güzel karelere değil, haklarını güvence altına alan doğrulanabilir sonuçlara dayanmalıdır. Biz bu Bizans filmini daha önce de gördük! Bu defa fotoğraflara değil, masada atılan adımlara bakalım!

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
yenicaggazetesi.com