Egemenliğin adım adım saraylardan alınıp ulusa verilmesi ve emperyalizme bağımlılığın tam bağımsız, başı dik, onurlu bir ülkeye dönüşmesi sürecinin adı olan Ulusal Kurtuluş Mücadelemiz, 103 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından Cumhuriyet Devrimi’yle taçlandırıldı. Yıllarca açlık ve karanlık içinde bırakılan Anadolu halkı; padişahın kulu, şeyhin/şıhın müridi, ağanın marabası olmaktan çıkartılıp Cumhuriyetin yurttaşı haline getirildi. “Ülkemizi mahvetmek isteyen emperyalizme ve halkımızı yutmak isteyen kapitalizme karşı” verilen mücadele, Cumhuriyet Devrimi’nin kimlere karşı ve hangi siyasal amaçlarla yapıldığının açık ifadesiydi. Cumhuriyet, aydınlanma ve tam bağımsızlık ilkeleri üzerine kurulu, “emeğin esas üreticisi köylüyü milletin efendisi yapan”, “kimsesizlerin kimsesi” olacak bir ülke ve toplum inşasıydı. “Suyu arama” mücadelesi, bataklıkları kurutan, toprağı uyandıran devrimci kuşakların kararlı özverileriyle başarıya ulaşacaktı.
Bize Emekçi Cumhuriyet Gerek - Kaan Eroğuz

Ülkemizin bağımsızlığını Amerikan emperyalizminin amaçları uğruna satılığa çıkarma ve gerici/ayrılıkçı odakları devlet tarafından destekleme süreçleri karşı-devrimin yıllar içinde güçlenmesine yol açtığı gibi 1923 atılımının tüm değerlerini aşındıran ve her gelen kuşağı daha da geleceksizleştiren gelişmelerin yaşanmasına neden oldu. Köy Enstitülerinin idealist kuşağından 1968 gençliğine uzanan ilerici birikimin önü, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleri ve 1990’lı yılların Cumhuriyetçi aydın cinayetleriyle kesilmeye çalışıldı. Cumhuriyetin, her türlü yoksunluğa karşı başarıya ulaştırdığı mücadeleye inanç ve yurttaş olmanın özgüveni yerini “NATO’suz bağımsızlığımızın sağlanamayacağı” algısına, Cumhuriyet düşmanı tarikat liderlerinin “sivil toplum önderleri”, 5 bin kişinin katili teröristlerin “demokrasi elçisi” olarak tayin edildiği bir akıl tutulmasına yol açtı. AKP’li yıllar, karşıdevrimi hiç olmadığı kadar besledi. 1923’ten 103 yıl sonra Cumhuriyet, sistematik bir saldırıyla kuruluşundaki halinden tanınmayacak bir duruma getirildi.
CUMHURİYETİ NASIL KAZANACAĞIZ?
Bugün, Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’de belirttiği “Bağımsızlığımızı ve Cumhuriyetimizi müdafaa etme” görevinin çok gerisindeyiz. Çünkü, savunulacak bir Cumhuriyetin neredeyse tamamen yok edildiği, kurumsal ve toplumsal yıkıntının derinleştiği, Cumhuriyetin kâğıt üzerinde kaldığı bir karşıdevrim saldırısı altındayız. Dolayısıyla, bugünün mücadelesinin, Cumhuriyeti korumaktan öte onu yeniden ayağa kaldırmaktan, emekçi bir Cumhuriyeti kurma mücadelesinden geçtiğini görmemiz gerekiyor. Bundan dolayı güncel soru; “Cumhuriyeti nasıl koruyacağız?” değil, “Cumhuriyeti nasıl kazanacağız?” sorusudur.
Çerçeve yasa gündemiyle önümüze serilen tablonun gösterdiği üzere, ağırlıklı olarak TBMM içinde bulunan karşıdevrimci düzen partileri kimi zaman doğrudan bir “evet” ile kimi zamansa çekingen bir “yetmez ama evet” ile AKP’nin Cumhuriyet yıkıcılığına onay vermektedir. Ülkemizin, Mekke Anlaşması üzerinden emperyalist savaşlarda taraf olmaya sürüklendiği, Aydınlanma ve bağımsızlık ilkelerinin üzerinde tepinildiği, fon vurguncuları kollanırken halkın gün geçtikçe daha çok yoksullaştığı bir dönemde düzen içi restorasyon arayışları karşıdevrimi güçlendiren ve halkı daha fazla umutsuzluğa sürükleyen bir sonuç yaratmaktan öteye geçememektedir.
Karşıdevrimin devlet ve rejim dönüşümünü tamamlaması, buna hizmet eden siyasilerin kendilerini hukuki güvence altına almaları anlamına gelecek olan olası anayasa değişikliği gündemi ve önümüzdeki parlamento seçimleri de göz önüne alındığında, Cumhuriyetçilerin kendi programları, adayları ve siyasetleriyle topluma düzen dışı bir seçenek sunmaları, bir tercihin ötesinde zorunluluk haline gelmiştir. ABD elçilerinin “müşfik monarşi” ve “Osmanlı millet sistemi” dayatmalarına karşı bize yeniden kendi ellerimizle kuracağımız bağımsız, Aydınlanmacı, onurlu bir emekçi cumhuriyeti gerekmektedir.
KAAN EROĞUZ
ARAŞTIRMACI




