Fon krizi patlayınca vatandaşın öfkesini dindirmek için fonculara saydıran, “Bu hâle nasıl geldik?” diye hayıflanan yazılar dikkatimi çekiyor. Aslında, “Bunlar yüzünden iktidarı kaybedersek ne yaparız” telâşındalar ama “Sizin yüzünüzden dâvâ kaybediyor” diye süslü laflar ediyorlar. Allah insanı alıştığından geriye koymasın derler ya attan inip eşeğe binmek zordur. Vaktiyle bir hanım tanımıştım. Eşi aldatınca ayrılmaya karar verdi. “Dönecek” dedim, herkesin aksine. Çünkü ilk önce arabasının markası tenzil etti. Bir süre sonra eşine döndü ve son model arabasına tekrar kavuştu. Milletin parasını çalan foncuları dervişâne yazılarla güyâ tenkid eden bir yazarı örnek vereceğim. İsme takılmayalım. Al birini vur ötekine, aynı ses çıkıyor.
Bütün Suç Jipte!

Çocuklarımızın örnek aldığı ithal süper kahramanlara hayıflanan, yerli kahraman arayışında olan yazar, kahramanlığı sil baştan ele alıp her birimizin kahraman olmamız lüzumuna dikkat çektiği bir yazısında ilginç bir kahramanı örnek veriyor.
Güzel jipi olan bir adam, arabanın hakkını vererek hızlı kullanıyormuş. Ne zaman eski ve kötüce bir arabanın yanından geçse yavaşlıyor ya geçmek istemiyor ya da dikkatlice geçiyormuş. Bu sırada dudakları kıpır kıpır bir şeyler mırıldanıyormuş. Sebebi sorulunca şöyle demiş:
“Benim ilk arabam eski ve kötüydü. Ne zaman yanımdan bir jip hızla geçse gıpta eder, biraz da bozulurdum. Şimdi benim jipim var. Kendimi o arabaların içindekilerin yerine koyuyorum. Rahatsız olmasınlar, hele bir de yanlarında çocukları varsa mahcubiyet duymasınlar diye böyle yapıyorum.”
Ne mırıldandığı sorulunca da utanarak şu cevâbı vermiş:
“Ya Rabbi bu kardeşime benimkinden daha güzel bir araba ver!”
Yazar, “Batman mi daha kahraman, bu güzel adam mı?” diye soruyor. Ulan tabi ki Batman! Batman, geceleri sokağa çıkıp kötüleri, kâtilleri, hırsızları cezâlandırıyor. Adâlet dağıtıyor.
Bir de adamdaki aşağılık kompleksine bakar mısınız? Yanından jip geçerken bozuluyormuş. Demek ki bir hayli hırs yapıp jipe kavuşmuş. Kavuşmuş ama herkesi kendisi gibi bildiği için kötü arabaların yanından geçerken yavaşlıyormuş. Niye? Arabada çocuklar varsa babaları utanmasınmış. Demek ki kendisi, çocuklarından utanıyordu.
Hele duâ kısmı yok mu? İbret ki ne ibret!
Arkadaş, ne biliyorsun o arabadaki adamın sana imrendiğini? Belki, “O cipin hesâbını öbür tarafta nasıl vereceksin?” diye sana acıyor. Ayrıca babayı o kadar düşünüyorsan ihtimamla yavaş geçmek nedir? Bas git, çocuklar fark etmesin!
Neyse sadede geleyim! Bu dervişmeşrep yazarımıza, “Dervişlik jipte duâ etmek değil, jipe binmemektir” desek cevap belli.
“Müslüman zengin olmasın mı? Sürünsün mü?”
Elbette olsun! Elbette jipe de binsin! Ama nefsi bas bas bağırırken derviş ayağına yatmasın! En mühimi de helâl yoldan zengin olsun!
Jipe kavuşunca sağını soluna bakmadan hız yapandan, haramı helâli umursamayandan, adâleti unutandan niye süper kahraman çıksın ki? Çıksa çıksa ponziler çıkar!
Bizim geleneğimizdeki kahraman, başkasının ayağına takılmasın diye yoldaki taşı kaldırandır. Jipe atlayıp hız yapan, hele de hızın hakkını veren, yoldaki taşı göremez! Taş olsa iyi, bâzen de çarpacağı duvarı göremez.
Kralın birisi, çok güzel bir yol yapmış. “Herkes, bu yolu yürüsün. En güzel yürüyene ödül vereceğim.” demiş. Yürüyüş bitmiş. Adamın birisi geç kalmış. Kral, sebebini sorunca, “Yolda bir tümsek vardı. Orayı düzelttim.” demiş. Meğerse kral, bu tümseği, “Bakalım kim fark edecek?” diye bilerek koydurmuş.
Kral, ödülü bu adama vermiş. “Bir yolda en güzel yürüyen, yolda gördüğü yanlışı düzeltendir.” demiş.
……
Schindler’in Listesi filminin muhteşem bir son sahnesi vardır.
İkinci Dünya Savaşı sırasında fabrikatör olan Schindler, bütün servetini kamplardaki Yahudileri kurtarmaya harcar. Onları, fabrikasında çalıştırmak bahânesiyle satın alır. Savaş bittiğinde kurtardığı insanlarla vedâlaşırken bir Yahudi, şöyle der:
“Kânun kitabımız Talmut’ta ‘Kim, bir hayat kurtarırsa dünyâyı kurtarmış sayılır.’ yazar.”
Schindler, “Daha fazlasını kurtarabilirdim. O kadar çok parayı çar çur ettim ki..” diye ağlamaya başlar. Sonra arabasını görür. “Niye satmadım ki on insana bedeldi, on insan daha, on insan daha.." diye perişan olur.
Arkasından, yakasındaki rozeti eline alır.
“Bu rozet, iki insan eder. Altın bu! İki insan ederdi. En az bir kişi, bir kişi daha, bir insan daha....Ben fazladan bir kişi daha kurtarabilirdim ama yapmadım.” diye yere yığılır.
Elin oğlu, işte böyle kahramanlar üretiyor. Biz ise başkalarının da jip alması için jipte duâ edenlerden kahraman çıkarmaya çalışıyoruz. Sonra da “Bir avuç İsrâil, nasıl oluyor da İslâm dünyâsına kafa tutuyor?” diye hayıflanıyoruz.
Kemal Sunal’ın “Koltuk” filmi, belediye başkanının “Bütün suç sende!” diye makam koltuğunu yaktığı sahneyle bitiyordu. Ne dersiniz belki birgün, “Bütün suç sende!” diyerek jip yakan pişman bir dervişe rastlar mıyız?



