Carnegie Europe uzmanı Marc Pierini, Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişkileri ekonomi, savunma, Doğu Akdeniz ve hukukun üstünlüğü ekseninde değerlendirdi. Pierini'ye göre Ankara'nın Batı ile ilişkilerinde izlediği çok yönlü politika, Avrupa'nın değişen siyasi dengeleriyle birlikte yeni gerilimler yaratıyor.
Carnegie Europe'dan Türkiye Analizi: Avrupa İle İlişkilerde Dört Büyük Kriz

Avrupa merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Europe bünyesinde kıdemli araştırmacı olarak görev yapan Marc Pierini, 4 Kasım'da yayımlanan Türkiye'nin Dört Sorunu Avrupa'nın da Sorunu başlıklı analizinde, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin geleceğini mercek altına aldı.
Pierini, Türkiye'nin ekonomik sorunları, Avrupa'nın savunma mimarisindeki konumu, Doğu Akdeniz'deki anlaşmazlıklar ve demokratik standartlara ilişkin tartışmaların birbirinden bağımsız olmadığını savundu.
AVRUPA PAZARINDAN DIŞLANMA RİSKİ
Pierini'nin analizinde ilk sırayı Türk ekonomisi alıyor. Türk lirasının uzun yıllardır değer kaybettiğini vurgulayan araştırmacı, 2005'te 1,6 lira olan avronun bugün yaklaşık 56 liraya ulaştığını hatırlattı.
Yazar ayrıca Türkiye'deki yatırım fonlarına ilişkin iddialara dikkat çekti. Pierini, yaklaşık 20 milyar dolar büyüklüğündeki 130'dan fazla fonu etkileyen gelişmelerin uluslararası yatırımcıların Türkiye'ye yönelik güvenini sarstığını ileri sürdü.
Analizde, MSCI'ın Türkiye'nin gelişmekte olan piyasalar kategorisinden çıkarılmasını değerlendirdiği de belirtildi.
Bir diğer sorun ise Avrupa Birliği'nin (AB) yeni sanayi politikası. Fransa ve Almanya'nın desteklediği Made in Europe düzenlemesinin Türkiye'yi kapsam dışında bırakabilecek olması, Türk otomotiv sanayisi açısından önemli bir risk olarak değerlendirildi.
AVRUPA SAVUNMASI VE TÜRKİYE
Pierini'ye göre Türkiye, güçlü ordusu ve büyüyen savunma sanayisine rağmen Avrupa'nın yeni güvenlik mimarisinde beklediği siyasi konumu elde edemedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Türkiye'nin dışlandığı bir Avrupa güvenlik sisteminin güçlü olamayacağı yönündeki açıklamasını hatırlatan Pierini, Ankara'nın Moskova ile yakın ilişkilerinin ve iç siyasi gelişmelerin Avrupa başkentlerinde güvensizlik yarattığını savundu.
Bununla birlikte Türkiye'nin Karadeniz'deki rolünün NATO açısından vazgeçilmez unsurlar taşıdığına dikkat çekildi.
Montrö Sözleşmesi, Türk donanmasının kapasitesi ve Ukrayna tahılının taşınmasındaki rolü, Ankara'nın stratejik önemini artıran başlıklar arasında gösterildi.
LİBYA MUTABAKATI
Analizde Türkiye'nin Libya ile deniz yetki alanları konusunda geliştirdiği işbirliğine de yer verildi.
Pierini, Libya'nın doğusundaki yönetimin 20 Ekim'de onayladığı yeni mutabakatın AB, Mısır ve bazı bölge ülkelerinin tepkisini çektiğini belirtti.
Türkiye'nin Pakistan ve Suudi Arabistan ile imzaladığı, karşılıklı savunma hükümleri içeren Mekke Paktı da değerlendirildi.
Yazara göre bu anlaşma, Ankara'nın NATO dışında tamamlayıcı güvenlik ortaklıkları oluşturma arayışını yansıtıyor. Ancak söz konusu ortaklıkların Batılı müttefiklerin çıkarlarıyla nasıl örtüşeceği belirsizliğini koruyor.
HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ
Pierini, Türkiye'deki siyasi gelişmelerin Avrupa ile ilişkiler üzerindeki etkisine geniş yer ayırdı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'na yönelik yargı süreçleri, muhalefet üzerindeki baskı iddiaları ve Osman Kavala'nın tutukluluğunu ele alan araştırmacı, Türkiye'de hukukun üstünlüğünün ciddi biçimde aşındığını savundu.
Yazar, AB'nin ekonomik ve güvenlik çıkarları nedeniyle Ankara ile işbirliğini sürdürürken demokratik standartlar konusunda etkili adımlar atmamasını da eleştirdi.
AVRUPA İLE TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ
Pierini'ye göre Avrupa'da aşırı sağ partilerin yükselişi, Türkiye'nin önümüzdeki dönemdeki diplomatik seçeneklerini daha da karmaşıklaştırabilir.
Araştırmacı, Ankara'nın Çin, Rusya, ABD ve Avrupa arasında dengeli mesafe koruma politikasının AB üyelik hedefiyle çeliştiğini ileri sürdü.
Analizin temel sonucu ise Türkiye'nin Avrupa pazarları, sanayisi, eğitim ve araştırma kurumlarıyla ilişkilerine güçlü alternatifler bulmasının zor olduğu yönünde.
Pierini, Türkiye-Avrupa ilişkilerinin geleceğini belirleyecek iki temel unsurun ekonomik bağlar ve hukukun üstünlüğü olacağını vurguladı.



