Dr. Ayça Ferda Kansu Independent Türkçe için yazdı
CIA'den Küba'ya Şüphe Bombası

CIA ve Marco Rubio, X üzerinden açık ilan verdi:
Ekibimize dinamik, heyecanlı yeni işbirlikçiler alınacaktır! Siz de muhbir olmak istiyorsanız, bize derhal ulaşın. Gelin yeni Küba’yı birlikte inşa edelim!
İşin makarası bir yana, Maldivler’e tatil satar gibi, umut, hayal pazarlar gibi yapıyor Amerika bu işleri artık. Bir deniz, güneş, sahil fotoğrafı eksik.
Oysa iyi bir dikkatle bakınca insan ister istemez şu soruyu sormaz mı: Bu bir muhbir arama ilanı mı yoksa psikolojik harp mi?
Bir istihbarat örgütü gizli işbirlikçilerini neden herkesin gözü önünde arar? Belki de mesele kimin işbirliği yapacağı değil, kimin işbirliği yaptığından şüphelenileceğidir.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Kübalılara yönelik çağrısı ve CIA’nın sosyal medya üzerinden yayımladığı İspanyolca bilgilendirme videosu, istihbarat dünyasının alışıldık gizlilik anlayışıyla tuhaf bir tezat oluşturuyor.
CIA, Küba’da kendisiyle gizlice işbirliği yapabilecek insanlara alenen sesleniyor.
İlk bakışta insanın aklına gelen o soruyu biraz daha açalım: Gizli kalması gereken bir ilişkiyi dünyanın gözü önünde başlatmaya çalışmak, istihbarat aklının bir zaafı mı, yoksa tam tersine hesaplanmış bir strateji mi?
Çünkü burada asıl mesele, çağrıya kaç kişinin cevap vereceği olmayabilir. Belki de mesele, çağrıya hiç cevap vermeyen milyonlarca insanın nasıl etkileneceğidir.
Gizli muhbirin aleni ilanı
Klasik istihbarat faaliyetleri gizlilik, örtülü temas ve güven ilişkileri üzerine kuruludur. Oysa burada gizlilik vaadi, kamusal görünürlük üzerinden pazarlanıyor.
Bu çelişki, istihbaratın yalnızca bilgi toplamak için değil, karşı tarafın psikolojik ve siyasal dengesini etkilemek için de kullanılabileceğini hatırlatıyor.
Bir düşünün.
Küba yönetimi, Amerikan istihbaratının kendi vatandaşlarına açıkça çağrıda bulunduğunu görüyor. Üstelik bu çağrının kimlere ulaştığını, kimlerin ilgisini çektiğini ve kimlerin gerçekten karşılık verdiğini bilmiyor.
İşte tam bu noktada, istihbaratın en eski araçlarından biri devreye girebilir: Kuşku.
Artık sıradan bir vatandaşın Amerikan politikalarına sempati duyması, hükümeti eleştirmesi veya yabancılarla iletişim kurması bile şüphe konusu hâline gelebilir.
Gerçek işbirlikçilerden çok, hayalî işbirlikçiler konuşulmaya başlanabilir.
Ve belki de stratejinin asıl başarısı burada yatmaktadır.
Baskıyı rakibine yaptırmak
Tehdit algısı, yalnızca gerçek tehlikelerden değil, belirsizliklerden de beslenir. Tehdidin nereden geleceğinin bilinmemesi, bazen tehdidin kendisinden daha güçlü bir psikolojik etki yaratır.
Küba yönetimi, toplumun hangi kesimlerinin Amerikan istihbaratıyla temas kurabileceğini bilemediği ölçüde denetimi artırma eğilimine girebilir.
Daha fazla gözetim, daha fazla sorgulama, daha fazla baskı…
Peki bunun siyasal bedelini kim öder?
Elbette öncelikle Küba halkı. Ancak uzun vadede Küba yönetimi de kendi vatandaşlarıyla arasındaki güven ilişkisini zedeleme riskiyle karşılaşır.
İşte burada dikkat çekici bir stratejik ihtimal beliriyor: ABD tam da bunu amaçlıyorsa, Küba toplumunda baskıyı doğrudan kendisi uygulamadan, Küba yönetiminin baskıcı reflekslerini harekete geçirmeyi başarabilir.
Böylece ortaya muhtemelen iki 2 yönlü bir sonuç çıkabilir:
Bir tarafta toplumun devlete duyduğu güven aşınırken, diğer tarafta devletin topluma duyduğu güven zayıflar.
Üstelik artan baskı, uluslararası kamuoyuna Küba yönetiminin otoriterliğinin yeni bir göstergesi olarak sunulabilir.
Bu, siyasal iktidarın kendi güvenliğini sağlamaya çalışırken meşruiyetini aşındırdığı bir güvenlik paradoksudur.
Dijital çağın eski istihbarat oyunları
Bugün istihbarat faaliyetlerini yalnızca siber saldırılar, yapay zekâ, algoritmalar ve dijital gözetim üzerinden tartışıyoruz. Dijitalizm yeni bir askerî güç.
Oysa teknoloji değişse de insan psikolojisinin bazı kırılganlıkları değişmiyor.
Korku, kuşku, güvensizlik ve belirsizlik hâlâ siyasal davranışları yönlendirebilen güçlü araçlar.
CIA’nın sosyal medya çağrısını bu açıdan okumak, dijital teknolojinin klasik psikolojik harp yöntemlerine nasıl yeni bir görünürlük kazandırabileceğini gösteriyor.
Elbette bu yorum, Amerikan yönetiminin gerçek niyetinin kanıtlandığı anlamına gelmiyor. Çağrının doğrudan istihbarat toplama amacı taşıması da mümkün. Fakat bir stratejinin açık hedefleri kadar, karşı tarafta yaratabileceği dolaylı etkileri de önemlidir.
Belki CIA gerçekten Küba’da birkaç yeni muhbir arıyordur.
Belki de birkaç muhbir bulmaktan çok daha etkili bir sonucun peşindedir.
Belki de hepsi birdendir, ikisi bir aradadır.
Çünkü bazen bir ülkeyi içeriden sarsmak için binlerce işbirlikçi değil, milyonlarca insanın birbirinden şüphelenmesi yeterlidir.
*Bu içerik serbest gazeteci veya konuk yazarlar tarafından hazırlanmıştır. Bu içerikte yer alan görüş ve ifadeler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.



