Deniz Yürür - Sosyolog
Çocukları Korumanın Yolu Ortak Mücadele

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü yaklaşırken Türkiye’de çocuk yoksulluğu çarpıcı boyutlara ulaştı. Türkiye’de çocukluk; demografik bir yaş dönemi olmanın ötesinde, içinde doğulan sınıfsal koşulların doğrudan belirlediği bir deneyim alanı olarak şekilleniyor.
TÜİK’in son yıllardaki verileri, bu durumu istatistiksel olarak gözler önüne seriyor. TÜİK’in Unicef’le birlikte yayınladığı “Türkiye’deki Çocuklar 2025: İstatistiklere Bakış” raporundaki bazı veriler meselenin geldiği boyutu açığa çıkarıyor. Buna göre geçen sene Türkiye’de 6 milyon 708 bin çocuk yoksulluk içinde yaşıyor. Bu sayı, toplam çocuk nüfusunun yüzde 31’ine eşdeğer.
Veriler yoksul hanelerdeki çocukların günlük hayatındaki eksikleri net bir şekilde gösteriyor:
• Beslenme: Yoksulluk sınırındaki hanelerdeki çocukların %63,1’i günde en az bir kez et, tavuk ya da balık yiyebiliyor; %76,7’si ise günde en az bir kez taze meyve ve sebze yiyemiyor.
• Eğitim ve Gelişim: Çocukların %75,8’i yaşa uygun kitaba, %67,4’ü evde ders çalışabileceği veya ödev yapabileceği uygun bir yere, %65,1’i ise paralı okul gezileri ile okul etkinliklerine erişim sağlayamıyor.
• Sosyal Yaşam: Bir haftalık tatil masrafını karşılayamama oranı %59,5; boş zaman aktivitelerine katılamama oranı %63,8.
SÖMÜRÜ DERİNLEŞİYOR
İşgücüne Katılım Eğilimleri ve Cinsiyet Dinamikleri 15‑17 yaş grubundaki çocukların işgücüne katılım oranları ise 2022‑2025 yılları arasında düzenli bir artış gösteriyor:
Üç yıllık bir sürede toplam işgücüne katılım oranı yaklaşık 7 puan artmış. Bu veri, çocukların daha erken yaşta iş piyasasına girdiğini gösteriyor. Erkek çocuklarda bu oran %36,5 ile belirgin şekilde yüksekken, kız çocuklarında %13,9 seviyesinde. Çocuk işçiliği konusunda artış gösteren bu tablo, siyasal iktidarın Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) uygulamasının çıraklık veya "meslek edindirme" adı altında meşrulaştıran yaklaşımıyla doğrudan kesişiyor. Çocukların ucuz işgücü deposu olarak piyasaya sunulmasını kolaylaştıran bu kurumsal tercihle, kamusal eğitimden kopartılan veya kademeli olarak piyasaya yönlendirilen çocuklar; yoksulluğun derinleştiği bu koşullarda sermaye birikim süreçlerinin en güvencesiz ve korunmasız özneleri haline getiriliyorlar.
Çocukların işgücüne katılımının ağır bedeli ise işçi sağlığı ve güvenliğinin hiçe sayıldığı ağır çalışma koşullarında ve MESEM'lerde peş peşe yaşanan iş kazalarında ortaya çıkmakta.
Çocuk işçiliğinde iş güvenliği sorunu, Millî Eğitim Bakanlığı’nın Eylül 2026’da yayımladığı resmi verilere de yansımış. Bakanlığın paylaştığı bilgilere göre, yalnızca 2025 ve 2026 yıllarında MESEM’e kayıtlı öğrencilerin geçirdiği iş kazası sayısı 9 bin 950'ye ulaşmış; bu kazalardan 37'si öğrencilerin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanmış. Güvencesizlik ve denetimsizlik ortamı; çocukları şantiyelerde, atölyelerde ve ağır sanayi kollarında ağır yaralanmalarla ve hatta yaşam hakkı ihlalleriyle yüz yüze bırakıyor.
KÖKLÜ KOPUŞ ŞART
Bu geniş kitlenin bir kısmının kız çocuklarının ev içi bakım ve ücretsiz hane içi emek süreçlerine hapsedildiği, diğer kısmının ise tamamen kayıt dışı ve güvencesiz alanlarda istatistiklerin radarından kaçarak yaşadığı ihtimali, bu alanda acilen derinlemesine saha çalışmaları yapılmasını gerekli kılıyor. TÜİK verileri, her üç çocuktan birinin yoksulluk sınırının altında yaşadığı ve 15-17 yaş grubundaki her dört çocuktan birinin işgücüne katıldığını gösteriyor. Veriler hanehalkı yoksulluğu, eğitimden kopuş ve çocuk işçiliği arasındaki kesişimi gözler önüne seriyor. Bu gidişatı durdurmanın ve çocuklarımızı korumanın yolu; onları piyasa mekanizmalarının insafına bırakan ve eğitimden kopuşu sıradanlaştıran eğitim ve ekonomi politikalarına karşı, kamusal, parasız eğitimi ve eksiksiz beslenme hakkını temel birer toplumsal hak olarak kazanacak bütünlüklü bir mücadeleyi kurmaktan geçmektedir.





