Yeniçağ
Haber akışına dön

Cumhuriyeti Kutlamak, Osmanlı’ya İhanet Midir?

Cumhuriyeti Kutlamak, Osmanlı’ya İhanet Midir?

Aydınlardan, şairlerden, yazarlardan, entelektüellerden ve çok bilgili insanlardan da zaman zaman akıl ve muhakeme sınırlarını zorlayan düşünceler çıkabilir. Çok kitap okumak, çok şey bilmek veya toplumda saygın bir unvan taşımak, insanı tarihî gerçekleri yanlış değerlendirmekten korumuyor.

Cumhuriyetimizin 103. yılını kutladığımız bugünlerde yine aynı tartışmalara şahit oluyoruz.

Birileri çıkıp, “Bin yıllık imparatorluğun yıkılışını bayram olarak mı kutlayacağız?” diye soruyor.

Öncelikle tarih bilgilerini düzeltmek gerekiyor. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan saltanatın kaldırılmasına kadar geçen süre yaklaşık 623 yıldır. Bin yıllık olan, Osmanlı Devleti değil, Türk milletinin Anadolu’daki devlet geleneğidir.

Ama asıl mesele bu tarih hatası da değildir.

Asıl mesele, Cumhuriyet’in neyin yıkılışı, neyin kuruluşu olduğunu anlayamamaktır.

Cumhuriyet, Osmanlı Devleti’ni yıkan bir hareket değildir. Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından askerî ve siyasi bakımdan çökmüş, toprakları işgal edilmiş, egemenliği büyük ölçüde elinden alınmış bir durumdaydı.

Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde verilen Millî Mücadele, bu enkazın altından bağımsız bir Türk devleti çıkarmıştır.

Biz 29 Ekim’de Osmanlı’nın yıkılışını değil, Türk milletinin yeniden kendi kaderine hâkim oluşunu kutluyoruz.

Şimdi bu arkadaşlara basit bir soru soralım:

Türkiye Cumhuriyeti kaçıncı Türk devletidir?

Türk tarihinin devlet geleneği yalnızca Osmanlı’dan ibaret değildir. Asya Hunlarından Göktürklere, Uygurlardan Karahanlılara, Gaznelilerden Büyük Selçuklulara, Anadolu Selçuklularından Osmanlı’ya kadar uzanan büyük bir tarihimiz vardır.

Türk devletlerinin sayısı konusunda tarihçiler arasında farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Ancak değişmeyen gerçek şudur: Türk milleti, tarih boyunca devletler kurmuş, devletler kaybetmiş ve yeniden devletler inşa etmiştir.

Peki, aynı mantığı diğer Türk devletlerine de uygulayacak mıyız?

Göktürk Devleti’nin kuruluşunu kutlamak, ondan önceki Türk devletlerinin yıkılışına sevinmek midir?

Selçuklu’nun yükselişi, kendisinden önceki Türk devletlerine ihanet midir?

Osmanlı’nın kuruluşunu tarihimizin şanlı bir sayfası olarak görmek, Anadolu Selçuklu Devleti’nin sona ermesini bayram olarak kutlamak anlamına mı gelir?

Elbette hayır!

Çünkü devletler değişir, hanedanlar değişir, yönetim biçimleri değişir ama milletin tarihî devamlılığı sürer.

İşte Cumhuriyet’e karşı çıkanların ya da Cumhuriyet Bayramı’nı küçümsemeye çalışanların görmezden geldiği gerçek budur.

Osmanlı da bizimdir, Selçuklu da bizimdir, Göktürk de bizimdir, Türkiye Cumhuriyeti de bizimdir.

Hiçbirini diğerinin düşmanı olarak görmek zorunda değiliz.

Osmanlı’yı sevmek için Cumhuriyet’e düşman olmaya, Cumhuriyet’i savunmak için Osmanlı’yı inkâr etmeye gerek yoktur.

Üstelik Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadroların önemli bir bölümü Osmanlı’nın askerî ve eğitim kurumlarında yetişmiştir. Mustafa Kemal Paşa da bir Osmanlı subayıydı. Trablusgarp’ta, Çanakkale’de, Kafkasya’da ve Suriye cephelerinde görev yapmıştı.

Yani Cumhuriyet’i kuran irade, gökten inmiş veya başka bir milletin tarihinden çıkmış değildir. Bu milletin kendi tarihinden, kendi acılarından ve kendi mücadelesinden doğmuştur.

Burada özellikle altını çizmek istediğim bir husus var.

Türk milliyetçiliği, tarihini hanedanlar arasında bölüştüren bir anlayış değildir. Türk milliyetçisi için esas olan milletin varlığı, bağımsızlığı, devletin devamlılığı ve millî egemenliktir.

Devlet, bir hanedanın mülkü değil, milletin ortak varlığıdır.

Cumhuriyet’in en büyük tarihî kazanımlarından biri de egemenliği bir ailenin elinden alıp millete ait kılmasıdır.

Bunun neresi yas tutulacak bir gelişmedir?

Elbette Osmanlı’nın çöküşü tarihimizin acı bir dönemidir. Kaybettiğimiz toprakların, yaşadığımız savaşların, göçlerin ve çekilen büyük acıların unutulması mümkün değildir.

Ancak o acılardan doğan bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu kutlamak, geçmişimizi inkâr etmek değil, tarihimizden ders çıkararak geleceğimize sahip çıkmaktır.

Tarihi doğru okumak, geçmişe ağıt yakmakla geleceği karartmak arasındaki farkı anlayabilmektir.

Bugün Cumhuriyet’in kuruluşunu tartışma konusu yapanlara tavsiyem, Türk tarihine yalnızca son birkaç yüzyılın penceresinden bakmamalarıdır.

Bizim tarihimiz bir hanedanla başlamadığı gibi bir hanedanın sona ermesiyle de bitmemiştir.

Türk milleti Osmanlı’dan önce de vardı, Osmanlı döneminde de vardı, bugün de vardır ve yarın da var olacaktır.

Biz imparatorluğun yıkılışını değil, yıkılan bir imparatorluğun küllerinden bağımsız bir Türk devletinin doğuşunu kutluyoruz.

Cumhuriyet’i anlamak için önce Türk milletinin devlet kurma iradesini anlamak gerekir.

Çünkü bizim için esas olan hanedan değil, millettir. Esas olan saltanat değil, bağımsızlıktır. Esas olan geçmişe saplanıp kalmak değil, Türk milletinin geleceğini güvence altına almaktır.

  1. yılında Cumhuriyetimizin kıymetini bir kez daha hatırlıyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Millî Mücadele’nin bütün kahramanlarını saygı ve minnetle anıyorum.

Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti!

Ne mutlu Türk’üm diyene!

Okumaya devam et

Pusholder

Senin gündemin

Okuma seçenekleri

Push AIÖzet

PusholderKaynakta oku
yenicaggazetesi.com