Eyüp MUHCU - Eski Mimarlar Odası Başkanı
Demokrasi Ve Mesleki Haklar Mücadelesi

Türkiye’de “otoriter ve rantçı” bir yönetim anlayışıyla yürütülen uygulamaların kurumsallaştırılarak kalıcı hale getirildiği; bu kapsamda “Anayasasızlaşma” süreçlerinin işletildiği; demokratik ve hukuki hakların kısıtlandığı; doğa ve emek sömürüsünün dayanılmaz hale geldiği; organize ve büyük yolsuzlukların yaşandığı koşullardan geçiyoruz. İktidar, devlet gücünü ve olanaklarını kullanarak kamusal alanların tamamına, toplumun tüm kılcal damarlarına ulaşana kadar hegemonya kurma niyetini açıkça göstermektedir.
Bu anlayış ve politikalarla ülke “çoklu kriz” ortamına sürüklenirken kaybolan itibarın tesisi, iktidarın sürekliliği için demokrasi karşıtı ve hukuksuz yöntemler devreye sokulmuştur. Bütün muhalif çevrelere karşı operasyonlar sürerken demokrasinin yeşerdiği yerel ve yerinde yönetim kuruluşları olan meslek örgütleri, üniversiteler ve belediyeler üzerinde baskılar artmaktadır. Meslek örgütlerinin yetkileri sınırlandırılırken, üniversiteler bilimsel özerklikten uzaklaştırılarak iktidarın arka bahçesi haline getirilmekte, belediyelerin yönetimlerine ise el konulmaktadır.
Rant odaklı kent ve çevre tahribatına yol açan proje ve uygulamalara, hatalı yatırım kararlarına açılan davalar; kamu ve toplum yararını gözeten bilimsel raporlarla ilgili tüm kurumlara ve kamuoyuna sunulan görüş ve eleştiriler; demokrasinin, örgütlenme ve emek mücadelesinin güvencelerinden olmaları nedenleriyle TMMOB (Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği) ve Meslek Odaları iktidarın hedefinde kuruluşlar olarak görülmektedir. İktidar, bu nedenlerle yasa düzenlemeleri ile meslek örgütlerinin yetkilerini kısıtlamakta, baskı altına almakta ve seçimlerine müdahale etmektedir.
Yaşanan bu süreçte anayasal güvenceye sahip TMMOB ve bağlı Meslek Odalarının “Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşu” niteliğinin zayıflatılması, mali kaynakların kısıtlanması, işlevsizleştirme ve sindirme çabaları, kullanımlarına tahsis edilen kamuya ait idari ve tarihi yapıların tahliye edilmesi, meslek örgütü yöneticilerine ve çalışanlarına yönelik yürütülen yargılama ve cezalandırmalar, yönetimlerin görevden alınması uygulamaları artarak devam etmektedir.
Anayasanın 135.maddesi; kamu kurumu niteliğindeki Meslek Odalarının kamu yararına faaliyet göstermelerini öngörmektedir. 6235 Sayılı Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği Kanunu’nda ise TMMOB ve bağlı odalar; mühendislik ve mimarlık uygulamalarının kamu yararına yürütülmesini denetlemek, mesleki standartları sağlamak, meslek etiğini korumak ve meslek mensuplarının haklarını savunmakla yetkilendirilmiştir.
Bu kapsamda mesleki denetim yapma, üyelerin yetki ve unvanlarını düzenleme, disiplin cezaları uygulama, kamu kurumları ile ilişki içeresinde mesleki alanlarda, mevzuat ve standartlar hakkında görüş bildirme yetkilerine sahiptirler.
Meslek odaları bu yetki ve görevleri doğrultusunda, uzmanların sunduğu nitelikli mimarlık, mühendislik ve planlama hizmetlerinin topluma ulaşmasını sağlarken, meslek mensuplarının yetkinliklerinin de güvencesidir. Ancak anayasal ve yasal yetkilerin kullanılması TMMOB’nin kurulduğu 1954 yılından bugüne iktidarların hukuksuz ve keyfi uygulamaları nedeniyle sorunlu olmuştur.
“Ekonomik istikrar” gerekçesi ile alınan “24 Ocak 1980 Kararları” 12 Eylül Darbesi ile yürürlüğe konduktan sonra; tercih edilen “otoriterleşme ve rant politikaları” doğrultusunda meslek örgütlerinin yetkilerine kimi kısıtlamalar getirilmişti.
2001 yılında yürürlüğe giren 4708 Sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun ile bir kamu hizmeti olan yapı denetiminin özel şirketlere devredilmesi ile yerel yönetimler ve meslek örgütleri denetim dışında bırakılmışlardır.
2009 yılında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talimatı ile TMMOB ve bağlı meslek odalarının yapısını, mali durumunu ve faaliyetlerini incelemek üzere Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK) harekete geçirilmiştir. DDK tarafından hazırlanan rapor, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonunun uluslararası sermaye ve finans politikalarının önünde engel olarak görülen meslek odalarının idari ve mali özerkliklerinin kısıtlanmasını ve bu yönde kimi yasal düzenlemeler yapılmasını öngörmekteydi. Rapor doğrultusunda ve iktidarın ekonomik istikrar politikaları çerçevesinde süreç içinde meslek kuruluşlarının topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmesini engelleyecek koşulları oluşturmak üzere pek çok düzenleme gerçekleştirilmiştir.
2011 yılında çıkarılan 644 ve 648 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kurularak, özerk yapıya sahip Anayasal bir kuruluş olan TMMOB ve bağlı odalar üzerinde hukuksuz bir vesayet denetimi (idari ve mali denetim) yetkisi bakanlığa verilmiştir.
2013 yılında 6495 Sayılı Torba Kanun çıkarılarak 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 8. Maddesinde getirilen değişikliklerle meslek odalarının mimar ve mühendislerin ürettiği harita, plan ve projelere yönelik bilimsel, teknik ve mesleki denetim yetkisini ortadan kaldırmaya, üyeleriyle ilişkisini zayıflatarak gelirlerine el koymaya, mimari projeleri eser olmaktan çıkararak telif haklarını kısıtlamaya yönelik kuruluş kanununa aykırı düzenlemeler getirilmiştir.
2014 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yazısı ile TMMOB ve bağlı odaların temsilcilerinin uluslararası toplantı ve kongrelere katılımında Bakanlıktan izin alma şartı getirilmişti. Ancak, Anayasaya aykırı söz konusu düzenlemenin iptali için açılan davada Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu; düzenlemenin merkezî idarenin vesayet denetimi yetkisini aşacak biçimde kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ile odaların hiyerarşik olarak Bakanlığa bağlanması anlamına geldiğini vurgulamıştır. Düzenlemeye dayanak gösterilen 6235 sayılı Kanun'un Ek 1. maddesinin iptali için Anayasa'nın 135. maddesine aykırı olduğu belirtilerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına karar vermiş; madde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.
2016’da 6735 Sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu ile yabancı mimar ve mühendislerin akademik ve mesleki yeterliliği aranmaksızın, denetime tabi olmaksızın, beyana dayalı olarak kuralsız biçimde çalışma izni almasının önünü açan düzenlemeler gündeme getirilmiş; TMMOB ve bağlı odaların bu düzenlemelerin yasalaşması halinde ülkemizi, meslektaşlarımızı ve meslek alanlarımızı bekleyen sorunlara karşı mücadelesi sayesinde belirli kazanımlar elde edilmiştir. Bakanlar Kurulu’na çalışma iznini sınırlayabilme yetkisi tanınmış; dernek ve vakıflarda çalışacak yabancılar çalışma izni muafiyeti getirilmesi engellenmiştir. Ancak yabancı mimar, mühendis ve şehir plancılarının akademik yeterlilikleri sorgulanmaksızın yani denklik belgeleri aranmaksızın, karşılıklılık ilkesi gözetilmeksizin çalışma izni almalarının önü açılmış, niteliksiz, eşitsiz ve yetersiz mesleki hizmet sunulması yasallaştırılmıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin 22 Mart 2023 tarihli kararıyla 6235 Sayılı Kanun’un disiplin hükümlerini düzenleyen 26.maddesi iptal etmiş; bu karar 4 Şubat 2024 tarihinde yürürlüğe girmiştir. TMMOB’nin söz konusu yasa maddesi ile ilgili bir düzenleme hazırlayıp TBMM’ye sunmasına karşın bugüne kadar yasal düzenleme meclisten geçip yasalaşmamıştır. 26.Maddenin iptali nedeniyle meslek kuruluşlarının anayasal denetim yetkilerini kullanmaları engellenmektedir.
BUHARLAŞAN MESLEKİ HAKLAR
Meslek odalarının yetkilerinin kısıtlanması mimar ve mühendislerin haklarını kaybetmesine yol açmaktadır. Bu nedenle kamu denetimi zayıflamakta ve mesleki güvenceler azalmaktadır. Mesleği yapamama, nitelikli mesleki hizmet üretilememesi, olumsuz çalışma koşulları, düşük ücretler, özlük haklarının yetersizliği, işsizlik gibi sorunlar artmaktadır. Buna karşın piyasa, iktidara yakın proje tekelleri ve ayrıcalıklı yüklenici şirketler eliyle şekillenmektedir.
5846 Sayılı FSEK (Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu) ile güvenceye alınan müelliflik ve telif hakları; hukuka aykırı biçimde yürürlüğe sokulan düzenlemeler, kentsel dönüşüm kararları ve uygulamalarla geçersiz hale gelmektedir.
Yürürlükteki “Yapı Denetim Sistemi”nin sağlam ve güvenli yapı üretilmesini sağlamadığı 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinde somut bir şekilde görülmüştür. Ayrıca sistem, mimar ve mühendislerin haklarının ihlaline neden olmaktadır. Yetki ve sorumluluk alanlarının belirsiz olması, mesleki sorumluluk alanlarının günümüz koşullarına göre düzenlenmemesi nedeniyle haksız cezalar verilmektedir.
Yapı denetim sürecinin dışarısında bırakılan odalardan, sadece son aşamada disiplin işlemi yapması beklenmektedir. Üstelik iptal edilen TMMOB yasasının 26.maddesine ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin önerisi doğrultusunda TMMOB tarafından iletilen öneri üzerinden uzun süre geçmesine karşın hala TBMM gündemine dahi alınmamaktadır. Kamu yararının gözetilmesi, meslek ilkeleri ve etik kuralların uygulanmasının sağlanabilmesi için 26.maddenin bir an önce yasalaşması gerekmektedir.
HUKUK DAVALARINA MÜDAHALE
Yargı bağımsızlığının kaldırıldığı koşullarda meslek odalarının baskı altına alınmasına yönelik müdahaleler, yetkilerinin kısıtlanması ve işlevsizleştirilmesi; vesayet altına alınması girişimleri; toplum yararı, bilimsellik ve kamusal denetim bakımından kaygı verici boyutlara ulaşmıştır.
Meslek örgütlerinin kent ve çevre suçlarına karşı yürüttükleri mücadeleler kapsamında açılan davalar herkes için nitelikli, sağlıklı ve güvenli yaşam hakkının sağlanması mücadelesinde önemli bir yer tutmaktadır.
Kamu yararına, kent ve çevre değerlerine aykırı karar ve uygulamalara karşı açılan bu davalarda, hukukun üstünlüğü ilkesinin göz ardı edildiği ve yargı bağımsızlığının ve tarafsızlığının ortadan kaldırıldığı yakın dönemde iktidarın isteği doğrultusunda büyük ölçüde hukuksuz ve dayanaktan yoksun kararlar alınmaktadır. Başta “İstanbul Kanalı Projesi” olmak üzere açılan pek çok davada, geçmişte alınan ve kesinleşmiş yargı kararlarına aykırı kararlar alınmaktadır.
Kent ve çevre davalarında idarenin emrinde çalışan bilirkişiler tarafından hazırlanan raporlar; kamu yararı ve bilimsellikten uzak metinler olarak sunabilmektedirler. ÇED raporları idare ve yatırımcı isteklerine göre “sipariş raporlar” olarak hazırlanmaktadır. Yargı süreçleri “tarihe not düşmenin” ötesinde anlamını giderek yitirmektedir.
SEÇİMLERE MÜDAHALELER
Meslek örgütlerine yönelik “yetki kısıtlama ve işlevsizleştirme” politikalarını yeterli görmeyen iktidar; yönetimleri ele geçirmek için seçimlere müdahalelerde bulunmaktadır. Bu amaçla barolar bölünmüş, Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası’nın seçim sistemi değiştirilmiş ve TMMOB’nin ve bağlı odaların idari yapısının değiştirilmesine yönelik girişimler devam etmektedir. Buna karşın istenilen sonuçların elde edilememesi nedeniyle, meslek odalarının demokratik, saydam ve hukuki yapıları kapsamında gerçekleştirilen seçimlerine türlü yollarla müdahale ve girişimlerde bulunulmaktadır. Rant çevreleri ve onların kuruluşları iktidarın bizzat örgütlemesi ve yönlendirmesi ile seçimlere yönelik çalışmalar yapmaktadırlar.
Yönetimlerde görev alan iktidar güdümündeki anlayışın temsilcilerinin; kent ve çevre suçlarına karşı hukuki süreç başlatmayıp dava açmamaları, meslek ilkelerine aykırı uygulamalara karşı durmamaları, mesleki haklar ve meslek etiği için mücadeleden geri durmaları, rant gruplarıyla ilişkilerini geliştirmeleri hiç de tesadüf değil.
Baro seçimleri, iktidarın ve rant gruplarının gelecekte bu müdahalelerinin türlü yöntemlerle, meslek örgütü içi kimi gruplar üzerinden transferlerle veya yönlendirmelerle daha da artacağının işaretlerini vermektedir.
SONUÇ: YENİ BİR DAYANIŞMANIN EŞİĞİNDE
Otokratik rejimin “totaliter” rejime evrildiği bu dönemde; yaşanan krizlerin bölgesel ve küresel ölçekte yaşanan sorunların da etkisiyle daha da büyüyeceğini öngörmek için kâhin olmaya gerek yok. Bütün yaşam alanlarını, toplumsal geleceğimizi ve ülkeyi derinden etkileyecek bu süreçten çıkmak yeni bir dayanışma ve mücadele anlayışını zorunlu kılıyor.
Demokrasi ve mesleki haklar mücadelesi sadece TMMOB’ye ve odalara bağlı yaklaşık 750 bin üyeyi ilgilendirmiyor; toplumun bütününü ilgilendiriyor. Mesleki haklar; afetlere karşı sağlıklı ve güvenli yaşam çevrelerinin oluşturulması, kentlerin kimlikli gelişmesi, doğal ve tarihi değerlerin korunması, nitelikli yapılaşma, adaletin sağlanması, temel insan haklarının gerçekleşmesi, ekonominin gelişmesi, eşitlik ve demokrasinin yeşermesi, kamusallığın güçlendirilmesi süreçlerinden ayrı düşünülemez.
İktidarın hışmına uğramamak, onunla iyi geçinmek, durumu idare etmeye çalışmak; giderek onun dayattığı “otoriterleşme ve rant” politikalarına teslim olmak; mesleki haklardan vaz geçmek, demokratik kazanımları yok etmek anlamına gelir.
Bugün meslek örgütlerinin ve toplumsal muhalefetin ivedi gereksinimi olan ve varlık/yokluk meselesi haline gelen öncelikli konu; demokrasi ve mesleki haklar için birleşik mücadele için yeniden bir araya gelmektir. Yaşamın her alanında dayanışma içerisinde olmak ve mücadelenin yükseltilmesidir.
TMMOB’nin ve odaların 72 yılı aşkın kamu ve toplum yararı için mücadele geleneği, birikimi, deneyimi, dayanışma anlayışı ve mesleklerin özünde var olan yaratıcılık örnekleri yolumuzu aydınlatıyor…



