Paris’te öfkeli protestocu kalabalığın ortasında kalan Tuba Ünsal yaşadıklarını kendi penceresinden anlattı. Bu yüzden de linç ediliyor. Bence biraz fazla gidiliyor üstüne. Sanki Türkiye’de sendika başkanıydı.
Devrim, Tuba Ünsal Ve Bizim Çocuklar

Bir süre önce kızının kazandığı okul nedeniyle Fransa’ya yerleşen Tuba Ünsal, Paris’te haftalardır süren protestoların nasıl ortasına düştüğünü anlatan bir paylaşım serisi yaptı. Bunun için fena linç ediliyor.
Saint Germain’de yürürken birden kalabalık bir grubun arasında kalınca kendini zar zor bir süpermarkete atmış. Ardından da kapılar kapatılmış. Hazır içeride mahsur kalmışken de ortalık sakinleşinceye kadar biraz alışveriş yapmış.
Bu yaşadıklarını da “Devrim, patates ve biraz da entrecôte” başlığıyla sosyal medyada paylaştı.
Vay efendim yazdıklarını silmeliymiş, “Bunu sil” diyecek bir arkadaşı da mı yokmuş...
Ne hakaretler, ne aşağılamalar...
Duyan duymayan da Türkiye’deyken sendikal hareketin, örgütlü direnişin önemli simalarından sanacak Tuba Ünsal’ı.
Güncel Fransız siyasetine “yön vermek” yerine, büyükçe bir mağazada bir şeyler atıştırıp, alışveriş yapmasına bozuluyorlar.
Üstelik kendiyle de içinde bulunduğu tezatla da gayet güzel dalga geçmiş kadın:
“Tam o anda insanlık tarihinin en absürt güvenlik sığınaklarından birinde buldum kendimi. Dışarıda kapitalizme öfkeli bir kalabalık, içeride kapitalizmin en iyi aydınlatılmış hali...”
Bakın bu da komik bir tespit bence:
“Bütün bu absürtlüğün içinde bir de şunu fark ettim: Hayatımda ilk kez bir mağazada mahsur kalmıştım ve mağaza beni dışarı çıkarmak yerine alışveriş yapmaya teşvik ediyordu. Kapitalizmin kriz yönetimi konusunda gerçekten olağanüstü bir yeteneği var. Önce soğan aldım. Sonra patates...”
Paris protestolarını kutlayanlar/kutsayanlar haklı tabii ama... Bırakın birisi de böyle yaşayıversin olup biteni.
İş “mücadelenin taraflarına” gelince, Jeanne d’Arc da biziiiim, Marie Antoinette de.
Bu kez de Nev’in mirası
Kadir İnanır’ın mirası tartışması bitmeden bu kez müzisyen Nev’in (Nevzat Doğansoy) mirasını konuşmaya başladık.
Sağlığında görüşmedikleri söylenen abisinin (Zeyyat Doğansoy) malvarlığıyla ilgili tespit yaptırdığı, Nev’in gitar koleksiyonunu bile satmaya hazırlandığı iddia edildi.
Avukatı aracılığıyla bir açıklama yapan Zeyyat Doğansoy, kardeşiyle küs olmadıklarını, tedavi sürecinde ailece dayanışma içinde olduklarını söylüyor.
İyi güzel de Nev niçin sürekli yalnız olduğundan yakınıyordu o zaman?
Bu yalnızlıkta sık sık rahmetli annesini anarken abisini niçin hiç saymıyordu?
İnsanın kafası karışıyor.
Önüm, arkam, sağım, solum cadı!
Cadılar Bayramı (Holloween) bizde pek tutmadı. Evet, bazı alışveriş merkezlerinde günün ehemmiyetine dair süslemeler oluyor.
Evet, üç-beş arkadaş yüzlerini gözlerini boyayıp sosyal medyada fotoğraf paylaşıyor.
Evet, bazı mekânlarda Cadılar Bayramı temalı partiler falan da düzenleniyor ama mesela bir yılbaşı kutlaması gibi kitlesel bir şeye dönüşmedi Halloween.
Biz Heidi Klum’un bu yıl nasıl bir kostüm giyeceği merakıyla yetinirken, İran’dan, Suudi Arabistan’dan düşen görüntüler daha çarpıcı.
Cadılar Bayramı’na şiddetle karşı çıkan Sinan Akçıl iyi ki oralarda yaşamıyor, kafayı yerdi herhalde.
Ben nötrüm bu konuda. Asla öyle bir kostüm falan giymem ama giyip de kendine bundan neşe çıkarana da karışmam yani.
Daha önce de gidip yerinden yazmıştım, asıl Edirne’de geleneksel olarak yapılıyor bu iş.
Keşan’ın Çamlıca köyünde her yıl “Bocuk Gecesi” düzenleniyor. Kaç yıllık da bir âdet...
Köylüler korkunç makyajlar yapıp, korkunç kıyafetler giyiyorlar. Balkabakları pişiriliyor, evlerini, sokaklarını korku temalı süslüyorlar.
Belediye hoparlörlerinden korku filmi müziği gibi yayınlar yapılıyor.
Civar yerleşimlerden de bir ton insan geliyor; yaşlısı-genci, amcası-teyzesi bir güzel eğleniyorlar.
Hani otantik bir Cadılar Bayramı eğlencesi arıyorsanız, AVM’lerdeki suni şeyleri boş verin, asıl yeri burası.


