2025 yılının sonunda ve 2026 yılının başında bu yılın tamamı için oldukça ümitvar bir tablo vardı. Yıl sonu için %20’nin altında bir enflasyon tahmin ediyor ve Merkez Bankası’nın bu yılki 8 Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısının her birinde faiz indirimi yapacağını bekliyorduk. Ayrıca Merkez Bankası’nın güçlenen rezervleri ile carry trade işlemine bağlı döviz ihtiyacının azalması ile ihracatçıyı rahatlatacak kur politikası revizyonu bile gündemdeydi. Özetle çok daha pozitif bir gündem ile olumlu beklentiler oluşmuştu. Ancak maalesef hemen hemen hiçbir şey tahmin edilen ya da arzulanan gibi olmadı.
Dışarıdaki Ve İçerideki Riskler Işığında Beklentiler

Hem içeride hem de dışarıda yaşanan pek ekonomiye etki eden ekonomi dışı faktör tüm beklentileri bozduğu gibi sadece 2026’yı kaybetmemize değil aynı zamanda 2027 için de ümitlerin azalmasına neden oldu. ABD-İran Savaşı, yükselen küresel enflasyon dalgası, mutlak butlan süreci ve nihayet fon krizi hem ekonomideki riskleri artırdı hem de önümüzdeki dönem için belirsizliklere neden oldu.
Fitch Ratings’in yayımladığı Küresel Risk Raporu’nun son sayısında tüm temel risk başlıkları “bozulan” yönde işaretlendi. Temel risklerin başında yapay zeka yatırım balonu riski, jeopolitik riskler ve artan tahvil faizleri üzerinden kredi sıkılaşması konusu geliyor. Fitch’in değerlendirmesine göre yapay zeka şirketlerine olması gerekenden daha fazla yatırım yapılmış olma ihtimali nedeni ile özellikle ABD borsalarında aşağı yönlü riskler oluşmuş olabilir. Ayrıca gelişmiş ülkelerin taamında tahvil faizleri tüm vadelerde yükseldi. Örneğin ABD 10 yıllık getirisi %5’in üzerine çıkarak 19 yılın zirvesine yükseldi. Ana neden ise reel faizlerin artması. Fed, üç yıl sonra ilk kez Eylül ayında politika faizini artırdı. Fed üyeleri her ne kadar son toplantıda pas geçse de bu yıl en az bir faiz artırımı daha masada.
Fitch’e göre bir diğer önemli risk de ABD-İran savaşının seyri. Sorun çözülmedi. Temmuz’da piyasaları heyecanlandıran mutabakat çöktü. Brent petroldeki kötü senaryo olan 120 dolara çok yakınız. Savunma harcamalarındaki artış bazı ülkelerde mali esnekliği daha da kısıtlıyor. Tüm bu beklentiler ve öngörüler ışığında küresel ekonomik büyüme tahminleri aşağı yönlü revize edildi.
İçeride ise enerji fiyatları, döviz kuru geçişkenliği ve ekonomiye etki eden ekonomi dışı faktörler nedeni ile enflasyon tarafında beklentiler oldukça yüksek kaldı. Dahası mutlak butlan kararı sonrasında olduğu gibi yoğun rezerv kullanımı da faiz indirimlerini geciktirirken faiz indirim oranlarının reel sektörün ihtiyacının çok altında olmasına neden oldu. Ayrıca son dönemde yaşanan fon krizi nedeni ile oluşan ekonomik iklim ise güven ortamına büyük oranda olumsuz yönde etki ettiği için beklentilerde bozulma oluştu.
Her ne kadar bir sonraki PPK’da da 100 baz puanlık bir indirim beklentisi bugünden oluşmuş olsa da piyasaların genel değerlendirmesi esasen indirim için daha fazla alan olmasına rağmen riskler nedeni ile Merkez Bankası’nın daha ihtiyatlı hareket ettiği yönünde.
Öte yandan piyasadaki likidite ihtiyacı ise fon krizi ile beraber daha da derinleşti. Merkez Bankası’nın yapıcı adımları olumlu olmakla birlikte yeterli olup olmayacağı konusunda endişeler var. Fon krizi nedeni ile durma noktasına gelen sukuk ve bono piyasası ise halka açık şirketler de dahil olmak üzere şirketlerin borç çevriminde riskler oluşturuyor. Bu bakımdan şu an piyasaların temel beklentisi daha fazla likidite adımı olarak ifade edilebilir. Elbette bu kaynağın uygun maliyetli bir şekilde kullandırılması ise daha fazla nefes aldırır.



